her insanda ayrı ayrı bulunan, kişiye özgü varlıktır. mesela benimki sakat, elleri ve kolları yok. kapımı çalamıyor. kapının ardında olduğundan emin olmadığım için ben de açamıyorum. çünkü eğer kapımın ardında ki aşk değilse kurttur. ya iç güdülerime inanıp kapıyı açıcam ve yanılıp kurtlara yem olucam ya da tahminim doğru olacak ve sonsuz mutluluğa kavuşucam.
şanssız kesimiz biz. çünkü elleri kolları olmayan aşk çalamaz kapıyı bir türlü ve sen de korkudan açamazsın bir türlü kapıyı. arada ki kapıya rağmen yaşasan da aşkını, seviştirseniz de ruhlarınızı yine de hep ''acaba seviştiğim kurt muydu?'' sorusu kalacak akıllarda.
şanslılar rahattır. aşk gelir kapıyı çalar, açarsın kapıyı alırsın aşkı içeri...
beni hırpalayamıyor diye düşünseniz de çok inceden çok derinden derinizin bile altından ani darbelerle siz duymadan sizi sizlikten çıkaran, sonra öylece bırakan duygudur.
aşkı birçok bilim adamı birçok felsefeci birçok şair açıklamaya çalışmıştır. bilim adamlarına göre aşk, kimyasal feremon alışverişidir. schopenhour'a göre ise aşk cinsel sevgidir. nietzsche'ye göre ise aşk cinsel haz isteğine geçirilmiş bir kılıftır. Duygular nasıl ki hayattaki anlamına göre açıklanır, aşkta böyledir bunun kimyası ayrı bir konudur.
bazen herşeyi göze alıp onun için her şeyi yapmaktır.. resimlerine saatlerce bakmak hiç sıkılmamaktır. yanındayken çok mutlu olmaktır.. o yokken onu hep düşünmektir.
valla hatırladığım kadarıyla, 13-14 yaşlarında idim, okuldan gelmiştim, akşam yemeğinden önce bir şeyler atıştıracaktım, annem de git ekmek al akşam için de ekmek yok zaten dedi, gittim iki tane ekmek aldım, he bu sıralarda tabi bi kıza aşığım. neyse. eve geldim teorik olarak kendime yeticek kadar kesip yemem gerekiyo di mi içine kaşar peyniri filan koyup. ama yoook.. kafa başka yerde, iki ekmeği birden sonuna kadar dilimledim. sonra bütün aile eşrafı, o sırada kuzenlerim falan da evdeydi, "bu ne olum aşık mısın len ehehehe" diye taşşak geçtiydi, kıpkırmızı olduydum. aşk buydu işte.
yağmurlu havalarda, yaza doğru mayıs haziran aylarında, yalnız kalındığında, gece yastığa baş koyduktan sonra, hayallere dalındığında vesaire zamanlarda düşünülen terim.
hakkında ne kadar olumsuz şeyler söylense de, unutulmaz acılar verse de, hala en özel olduğunu düşündüğüm, onu hissetmediğimde yaşayamadığım, nefes alamayacağım durumdur.
beş yaşına kadar annemdi, beş yaşından on yaşına kadar, önce lunapark , sonra bisiklet , sonra walkman, sonra kitap oldu. on yaşından sonra, on yedisine kadar, kitap, voleybol, ahmet. ahmetten sonra kitap ve ali oldu. ailyle birlikte ve aliden sonra kitap ve onur oldu. halde otuz beşindeyim, geçen zamanda kitap, onur ve arif, kitap onur ve serdar. şimdilerde kitap , onur ve hayat. "ali gider, veli gelir, veli ölür, süleyman sever, süleyman terkeder, ahmet koşar nolacak ki" gibi, fikirlerime hayatıma tamamen zıt bir cümle kurmama ve görüşe sahip olmama sebep, hayatın cilvesidir.
(bkz: bütün aşklar bir gün biter,oğlum ve ben kalırız)
normal karşılanan bağımlılık. nasıl eroinman eroin almadan yaşamı zorlaşıyorsa, eroin ile hayatı güzelleşiyorsa,
aşık da aşık olduğuyla birlikte oldukça, onun elini tuttukça, onu seyir eyledikçe hayatı güzelleşir; mutlu olur.
eroin alamayan eroinman, eroinsiz kriz geçirir. aşık da öyle. hele ki ayrılık olmuşsa sever iken, bakın o batmış hayata.
eroin dışlanmış bu dünyadan. aşk ise kanıksanmış. veya normal görülüyor.
eroine lanet olsun şimdi eroini özendirmeye bilmem ne yapmaya çalıştığımı sanmayın tokatlarım.
burada aşkın da bağımlılık olduğundan bahsediyoruz.