sınıfca pikniğe gidilmiştir. gülünür eğlenilir. otobüs sizi tekrar dersanenin önüne getirir.
ayrılırken hoşlandığın kız yanına gelir. "yarın görüşmek üzere" der ve yanağını hafifçe öper.
eve giden otobüse binersin. otobüs camının yansımasında kendini görürsün. hiç bişey düşünmediğin halde
yüzünde aptal bi gülümseme vardır. aşktır bu.
bağlanmak
paylaşmak
sadakat
saygı
hoşgörü
anlayış
bekleyiş
tutku....vs.
aşık olan kişinin her zaman sadık kalacağı duygular;
umutsuzca bağlanır,
karşılıksız paylaşır,
her zaman sadıktır,
elinden geldiği kadar saygılıdır,
bir çok şeyi hoşgörür,
sevgiliyi anlamaya çalışır, anlayışla karşılar,
daima bekler,
tutku bütün duyguların çarpanı ve sonsuz olmasını sağlayan tek vasıta.
* aşk, beklenmedik bir anda kalbinizin size muştuladığı ve sizin tarafınızdan kurulan bir ülkedir. başlarda, çoğunlukla iki kişi tarafından kurulduğu düşünülür; ancak sonlara doğru anlaşılır ki bu ülkeyi kuran sizmişsiniz, yöneten ise o imiş...
* bu ülkenin işgali için o kadar çok talip çıkar ki...
kibir, gurur, saygısızlık, anlayışsızlık, kıskançlık, şayia vs. işte bunların hepsi ve daha fazlası sizin rikkatle kurduğunuz bu ülkeyi talan etmeye niyetlenmiş tuzaklardır. eğer siz aşkınızdan mutmainseniz bütün bu tuzaklar size, ülkenize başka yerlerden gelmiş rüzgar gibi gelir. yeter ki bu rüzgar sizi savurmasın, yeter ki aşık olduğunuz kişiyle el ele tutuşup rüzgara karşı yürüyecek gücünüz olsun.
mazoşistliğin bir numaralı örneğidir, acısını bir tattırdımı bünyeye çektikçe çekesi gelir bünyenin... doymaz bir türlü o acıya, isot acısı gibi tatlı acıdır ama bir yerden sonra kabız yapabilir, eğer o acı tatlılaşmadan devam ederse ilerlemeye basura bile yol açabilir.
elif şafak romanı.
ilk 30 sayfasını okurken eyvah yoksa yanlışlıkla bir maeve binchy romanımı aldım ben kuşkusuna düşüren, sayfalarda ilerledikçe derin bir oh çektiren kitap. seviyorum bu yazarı okumayı.