bir ömür, bir kişiyle et ve tırnak modunda yaşanılması halinde kendi açımdan en iyisi olacağını düşündüğüm halet-i ruhiyedir. inan ki sözlük, sana bunu uzun uzun yazmayı hiç istemiyorum, sana söyleyeceklerim beyhudeleşecek be sözlük... sen de biliyorsun. sana bu konuda yazacağım açıklamaya dair her kelime gerçekten zaman kaybı olur, hem diyelim ki yararlı olacak... kime? takma akılla nereye kadar? alıntı aşkla kim nereye gider? velhasıl kelam, herkesin aşkı en somut haliyle kendinedir! ha bu arada sözlükçüğüm, benim istediğim yanımda... ama bu bana yetmez, ben buradan sonra tamam deyip hiç dönemem. ey sözlük benim asıl sıkıntım bu satırlardan sonra başlar, bir ömür demiştim ya... işte o bir ömür, sümüklerim akınca silicek, parkta kendi morukdaşlarımla sohbete gitmek için evden çıkarken kendi imalim bastonumu bana uzatacak, hatta ve hatta şezlongumuzla buruşuk ötesi bir çift olarak kumsala inebileceğim günleri görmektir benim sıkıntım... bu sıkıntı kendi adıma olsa hiç sorun değil, yenerim kasmam. ama bende böyle bir düşünüş, hissediş nasözkonusu... işte sorun şu ki... aşk böyle olmak zorundamıdır... ***
aşk: âşığının kolları arasında dul kadın, "aşk dediğin yasak olmalıdır," diye mırıldanmış, "yasak da gözden ırak olmalı."
oysa delikanlı dul kadınla seviştiğini herkesin görmesini istiyormuş. büyüdüğünü başkalarına ispatlamalıymış. bu yüzden pencereleri hep açık tutuyormuş. ama sokaktan kimse geçmiyormuş.
derken bir gün, delikanlı evde dolaşırken her zaman kilitli duran, bir kez olsun elini sürmediği kapıyı açmış. "aman tanrım!" diye haykırmış. "bu yüzden mi kilitledin herkesi bu odaya? bizi kimse görmesin diye mi yaptın bunu?" soru cevabını bekleyedursun, dul kadın, evin kapısını toy delikanlının üzerine kilitleyip gitmiş. dul kadın yolda bir tırtıla rastlamış. "gizli âşığım olur musun?" demiş ona. "gizlenmeye ne gerek var ki?" demiş tırtıl. "bana olan aşkını herkes görsün isterim. o zaman çirkinliğim azalır." dul kadın, bir müddet, tırtılın yaprakları kemirişini seyretmiş. sonra da koskoca dünyayı, çirkin tırtılın üzerine kilitlemiş. kâinatı bulmuş karşısında ve ona da aynı soruyu sormuş. yaşlı kâinat, "bana olan aşkını herkes görsün isterim," demiş. "o zaman genç görünürüm." dul kadın omuzlarını silkmiş. kocaman bir anahtar demeti varmış nasıl olsa cebinde. yaşlı kâinatı kendi üzerine kilitlemiş.
yoluna devam etmek için adımını attığında boşluğa düşmüş. düşerken yeni bir anahtar çıkarmış cebinden ama ortada kilit görememiş. "aptal mısın? boşlukta kilit ne gezer? burada boşluktan başka bir şey bulamazsın," diye homurdanmış boşluk. dul kadın hayran hayran bakmış boşluğa. "öyleyse seninle kalayım, ne olur. aradığım sensin!". "katiyen olmaz," demiş boşluk. "sen benimle kalırsan, boşluğumu doldurursun, o zaman da ben ben olamam."ardından, "hadi şimdi geri dön," demiş boşluk, az önceki kabalığını affettirmek istercesine tatlı bir sesle. "dön ve bütün kapılan aç. bırak çıksınlar. onlara ihtiyacın var."
dul kadın boşluğun sözünü dinleyip, kilitlediği bütün kapılan açmış. esaretlerinin sona erdiğini gören tutsaklar itişe kakışa çıkmışlar dışarı; özgürlükten sersemlemiş bir halde oraya buraya koşuştururken birbirlerini yaralamışlar. şaşkın ve kızgınmış dul kadın. "sanki şimdi daha mı iyi oldu?" diye söylenmiş. bu arbedeyi daha fazla görmemek için kendini evine kilitlemiş. ve bundan sonra aşkı kendine yasaklamış.
"Tüm küçük yaşamımız bizi tamamlayacak olan aşığımızı aramakla geçer. Partnerler seçeriz ve onları değiştiririz. Kalp yakıcı şarkılarda dans edip, umutlanırız! Hepimiz, bir yerlerde bir şekilde mükemmel birisinin bizi arayabileceğini umut ederiz!"
Her bünyeye göre değişken bir kavramdır.Kimine şarkılar söylettirir.Kimine ise küfürler ettirtir.Hiç şüphesiz ki ; 'aşk' insanoğlunun betimlemesidir.Bana göre hissiyattır.Başkasına göre acıdır.Göreceli kavram demek daha doğrudur.Kanımca.
aşk dünyada sonsuzdur...
seninki biter başkasında başlar,
o biter başka kalpte yer bulur...
bireyde aşk ise,
bir gün gelir biter..
bitmeden değişim, dönüşüm olaylarındadır,
ya kendine sevgi adını koyar ya nefret ya nötr
ama aşk üç harfe sığmazdır artık.
geldiği gibi ansızın gitmesini bilmeyendir.
içte kalan, acıtan ve sancıtan.
yaralar aşk...
bu yara açıldığı kadar kolay kapanmaz asla.
ama biz insanoğlu hep yakında ararız aşkı...
aramasak daha mı mutlu oluruz?
hayır.
aşk, hayatın içinde en çok kalça üzerine düşmek durumuna benzer.
leyla'ya sordular;
''sen mi kays'ı daha çok sevdin, yoksa o mu seni?
kara gözlü, kara saçlı, kara benli leyla iç geçirdi üzüldü;
''dostlar, bu nasıl bir soru, bana böyle bir soruyu nasıl sorarsınız ki?...elbette ben onu daha çok sevdim,onun beni sevdiğinden...''
''iyi ama leyla, o senin için deliye döndü, çöllere düştü, adı mecnun'a çıktı ve kurtlarla kuşlarla konuşur oldu...''
''işte bakın, o gitti, bana olan aşkını ona buna anlattı, ben ise aha şuracığımda, kalbimin içinde ona olan aşkımı saklayıp durdum, hiç kimse ile ne paylaştım, ne kimseye dert yandım. şimdi siz karar verin, o mu beni daha çok sevmiş, ben mi onu?...''
--spoiler--
gece yarısına kadar top oynadıktan sonra terli terli su içmek gibidir. hasta olacağınızı bilirsiniz ama yine de yaparsınız bunu. aşk ise deli olacağınızı bilirsiniz yine de aşık olursunuz.