Her insan evladının başına en az 1 defa gelen bazı insan evlatlarının başına birden birçok kere gelen beyin sıkışması, duygu yoğunluğu, dinginleşme hali
"Aşk bile salt fizyolojik bir sorundur. Bizim öz irademizle hiç ilişiği yoktur. Gençler sadık kalmak isterler, kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. Söylenecek söz bundan ibaret!"
beklentinin olmadığı en asil duygudur. sıradan aşklarda talep varken gerçek aşkta sadece paylaşım vardır.
bu duyguda kesinlikle hayal kırıklığı yoktur çünkü zaten en baştan itibaren beklenti yoktur. zaten bu yüzden de en güzel, tadı en farklı olan aşklar platonik aşklardır. gerisi dikkat edilmediği takdirde ticarettir sadece.
nasıl mı; şöyle ki birinden hoşlandığınızı düşünün iç güdüsel olarak evet karşılık beklersiniz diyelim ki karşılıkda buldunuz ama iki tarafın durmadan istekleri bitmeyecektir, durmadan kısıtlamalar hayatlara müdahaleler başlıycaktır. ben bunu yapıyorsam sen de şunu yapıcaksın, ben bu ilişkiye özen gösteriyorum sen de özen göstericeksin, şununla görüşmeyeceksin bununla görüşmeyceksin vs vs...aynı ticaretteki gibi karşılıklı çıkar ilişkisi. al parayı ver ekmeği, para gecikirse ekmeği veren bakkal belli bir süre sonra isyan eder ver lan artık borcunu der.
en sonunda bir taraf diyecektir ki artık dayanamıyorum sen öyle yaptın, sen böyle yaptın yok senin şu lafın ağırıma gitti. ayrılıkların sebebi tamamen bi tarafın karşılık alamadığını hissetmesidir.
işte yukarıda yazdıklarım günümüzde ki aşk tır. benim deyimimle çıkar ilişkisi yani ticaret.
dünyayı unutturan, sadece tek kişiye odaklanmaya sebep duygu. onun dışında her şey silinmiştir. her yer ve her şey sadece o'dur. bir saniye bile aklından çıkmaz. yüreğine çivilenmiştir. o en güzel, en berrak, en ılık denizdir.
sosyal eksiklik******* veya ihtiyaçlarınızı tamamlayacak**** insanı bulduğunuzda hissettiğinizdir.** evet bu kadar düz ve basit bir tanımı var bunun.
ilk görüşte aşk denilen hadise ise** gördüğünüz insanın sizinle iyi anlaşabilecek biri gibi gözükmesidir. veya yüz hatlarının verdiği duygunun size sempatik gelen bir duygu olmasıdır. yüz hatlarıyla ne alaka ilk görüşte aşk demeyin. insanlar aşkın ciddiyete,samimiyete ve güvenilebilirliğe bağlı olmasını isterler. örneğin bana sevimli ve konuşkan görünen bir gülüş oldukça çekici gelmektedir ve gördüğüm an aşık olurum. en güzel örneği için how i met your mother'ın yıldızı alyson hannigan namıdiğer lily'i gösterebiliriz : https://galeri.uludagsozluk.com/r/31372/+
kendisi aşırı seksi falan değildir veya süper güzel de değildir. ancak gözüme hoş görünmektedir. bunu çözümlersek şahsımın sıcakkanlı görünen kızlara karşı zaafı olduğu söylenebilir. ama ilk görüşte aşk olayının falsosu zaten budur. hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilir.
*seksi olmak ise apayrı bir konudur. abazan dediğimiz insan* erkek için konuşmak gerekirse önce boya, suratın simetriğine ve kalçalara bakar ve çıkmış olmak için çıkmak eyleminin başrolünü de kendisi oynar. örneğin lucy liu bana hiç de çekici gelmemektedir. dibim düşmemekte veya resmini açıp uzun süre bakmamaktayım. lakin kendisinin müthiş bir fiziği vardır. https://galeri.uludagsozluk.com/r/31371/+
bu örneğin abartı olduğu kabulümdür. ancak anlatmak istediğimi vurgulamak için yeterli. velhasıl diyeceğim seksi kızları* ilk görüşte hissedilen duygunun adının aşk değil seksapellik olduğudur.*
ama zaten herkes kime aşık olduğunu kime seks malzemesi gözüyle baktığını biliyordur. hep erkekler için konuşmuşken güzel bir örnekle kapamak istiyorum. dişilerin daha duygusal olduğu söylenir. seks ile ilgili düşünceleri 2. plandadır gibi söylentiler hep var. (bkz: alexander rybak) erkek grubu olarak dediğimiz gibi kendisi yakışıklı değildir. ancak güven veren ve eğlenceli bir surat ifadesi vardır, ki bu da ilk görüşteçoğu kızın aradığı ve aşkı ateşleyen şeydir.
kısacası* açıklaması zordur. yaşadığınız da yaşadığınızın aşk olduğunu anlarsınız. ancak ilk görüşte aşk diye bir şey yoktur vesselam.
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
aşk; belirli bir nesne, kavram ya da ideoloji için, ama genellikle bir 'kişiye' duyulan 'kontrolsüz, zihni yoğunlaşmadır'. bu durumda, akli yeteneklerinizin tamamını ya da (genellikle) bir kısmını yitirmekle karşı karşıya kalırsınız. bunun nedeni de, beynin çözümleyemediği bu 'şeye' karşı * sizi, o noktada terketmesi anlamına gelir.
yani aşk bir hastalık gibi zihni felç eder, beyin için local anestezik bir durum gibi de düşünülebilir.
bu tip koşullarda genellikle; oturup geçmesini beklemekten başka bir çareniz yoktur...
ama siz yinede kısa sürmesi için dua edin.
bazen konuşarak anlatamadığınız çoğu şeyi gözlerinizle anlatırsınız. belki bir gülüşünüzle yazarak sayfalarca anlatamayacığınız duygularınıza tercüman olursunuz...işte böyle bir şeydir 'aşk'...
ağzı kulaklarında, salak bir yüz ifadesiyle, duyanlardan küfür yiyeceğini bildiği halde; aşk çok güzel laylaylay aşk süper laylaylay aşk aşk aşk çok iyi laylaylay aşk mutluluk laylaylay, diye bağırmaktır. *
aşk kimilerine göre kimsenin örtünmesine yetmeyen bir kumaştır;
''bir çağda, bir ülkede biri aşktan bir kumaş dokumayı başardı. küçücük bir parça çıktı...
o kadar küçüktü ki, ne kadın örtünebildi ne de erkek.'' özdemir asaf
hayattır, havadır, sudur, nefestir, ihtiyaçtır. kim ki aşka inanmam der, kendisine bile yalan söylüyordur. çünkü aşk vardır ve dünyanın sonuna kadar da olacaktır. inanmadığını söyleyenler aşkın var olduğunu bilse de, hiç yaşamadıkları için varlığını inkara kalkışanlardır. havayı göremiyoruz ama varlığını biliyoruz, değil mi? suyu görüyoruz, oksijeni ya da hidrojeni görmüyoruz ama suyun varlığını kabul ediyoruz, değil mi? aşk ta böyle bişeydir işte. belki herkese görünmez ama varlığı her zaman içten içe bilinir.
başına bişey geldiğini sanıp, gün boyu namaz kılarak, soğuk terler dökerek allah a yalvarmaktır. Öyle endişelenmektir ki telefonuna ulaşamayınca tir tir titremektir.
"herşeyimi al ama onun mutluluğuna dokunma" demektir.
herkesin bildiği, ya da söyleyecek bir şeyleri olduğu duygudur.
şimdi bi tanım da ben yaparım ama ağlarsınız lan tipimi görseniz. doğru lan. ben ne anlarım aşktan. **
(bkz: tipsiz fakir)
tolstoy'a göre aşk, anlamsız nesnelerin anlam kazanmasıdır.
başlarken:
''gözünüze doğru herhangibir nesne yaklışırsa göz kapaklarınız ani bir refleksle kapanır ve sizi korur, ama
bir zaman olur ki size ihanet eder'' ....işte o zaman aralığından bahsetmek çabasındayım...
vakit aşk zamanı olunca, saatlerin hepsi durur, kum saatlerinde taneler asılı kalır, güneş saatlerindeki
gölge sabitlenir, kuş uçmaz denilen dağlara kuşlar karabulut gibi çöker, kervan geçmez tabusunu bir
insanın göremeyeceği büyüklükte bir kervan yıkar, o umarsız uğursuz saatte, işte tam da o vakitte,
gözünüze karşı yaklaşan o gözleri göz kapaklarınız engelleyemez
ve alır içeri...
elinde neler var? heybesinde neler gizli ?
hırlı mı hırsız mı? bakmadan sorgulamadan
damdan düşer gibi biraz,
yıldırım çarpar gibi çok,
hemenden daha az bir vakitte ,
ve bir anın yarısı kadar bir sürede olur herşey...
içeriye alınan bu yabancı karakteri ilk sorgulayan kalbiniz olacaktır çok iyi bir polis olduğu söylenemez
hemencecik kandırılabilir ve meseleyi ona bırakmak kabullenmekle ikiz kardeş sayılır, hal böyle olunca artık
onu atmak çok zordur, çünkü damarlarınıza kadar girip kalbe ulaşmıştır bir kere...ifadeler alınır ve her iki
tarafta kendi dilince yazdıkları anlaşmaları tercümesiz, anadili saygılı bir vaziyette imzalarlar ve mesele
savcılığa aktarılır...
savcı yine göklerdedir bir iş için deyip çıktığı ve kimsenin nereye gittiğini bilmediği o gizemli seyahetlerinden
birindedir uzun zamandır dönmemiştir, mekan ya gökyüzüdür ya da sonsuzluk kuyusudur bu kaide hiç
değişmez...yağmurla geldiğine göre gökyünde olmalıydı, eğer volkanla gelseydi mekanın rengi ve şiddeti
değişecekti...
gelir gelmez cesede selam verip meseleyi sordu, sonuçta hem savcı hem hakim hem de insanı insan yapan herşeydi o, asıl sorumlu son söz sahibiydi, RUHtu gelen....
dedi: yine ne yaptınız bu kim? ne işi var burda? her defasında yanlış kişiyi alıyorsunuz içeri ne zaman kimin
geleceğini ben size söyleyeceğimi ve ben burda yokken hiçbir yolcuya selam dahi verilmeyeceğini fi
tarihinden beri söylemiyor muyum???
atın bunu dışarı bir daha hata istemiyorum....
(aslında her şey göz kapaklarının suçuydu)
hamiş(not): bu yazıyı fatma hoca okusa lanet ederdi bana...
olası tepki:
+çok uzun cümleler
+antımda kopukluk
+bir dağıtmışsın konuyu toplayamamışsın
+ imgeler var ama aralarında bağlantı kurulmamış
+yani bazı iyi şeyler var ama olmamış be yeğenim dese ne gülerdim ama....