kırkıncı kuralıdır sufinin: aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur. aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.
insanlar gelmeleriyle yalnızlıklarını dağıtanları severler.
gitmeleriyle kendilerini yalnız bırakanlara aşık olurlar...
seni sevemeyecek kadar beğeniyorum; aşk budur işte... *
tarif edilebilecek bir duygu olsaydı eğer bu kadar büyülü olmayacak histir.
bir tek tanrı bilir, tanrı susar, kul inanır aşkı arar, aşk acıtır hep yaralar...
mecnunlar aşk dediler duygularımın adına. aşk ki tek hecelik bir kara delik. ne yazarsan içine alıp gider derinliklere...bir de sen varsın(vardın) seni aşka yazmaya kıyamıyorum. içimdeki ulvi his seni, yüceltecektir. sonuç olarak şu söylenebilir ki ben sana aşığım diyemem seni öldüremem söndüremem bir gece vakti odamı aydınlatan mum misali hayalimi süsleyen gözlerini....son cümlelere yaklaşırken yukarıdaki cümleler arası tutarsızlıklarıma inat ve senin başka birine aşık olmana inat ben gidiyorum hadi eyvallah.