aşk amqqunun yalovasında sade bir tane tatlıcının halka tatlıyı güzel yapmasıyla priminin nedeniyle gidip halka tatlı almaktır.gerçek aşkta o tatlıcıda bir adet halka tatlının kalmasıyla sevgiline o bir taneyi alıp o yerken senin sadece bir gıdım ısırmandır.
garip bi duygu. sevgi ve nefreti bir arada yaşar insan. insan ne kadar seviyorsa o kadar da nefret ediyordur. sevgi çok yoğun olduğu için sevilen kişinin en ufak yanlışında kızgınlık yerini nefrete bırakır. aşk; sevmektir, sevilmektir kısaca bir ihtiyaçtır. varlığı bir dert yokluğu yaradır.
kolundaki inek dövmesinin sarı saçlı kızla alakası olduğunu sanmak.
'eğer ineğimin adı sarı kız olursa nasıl bi tesadüf olur bu aman tanrım bu gerçek aşk olmalı.'
fakat herhangi bir ineğin bile ondan daha değerli olabileceğini bilemezken, insana işte bunun gibi fikrler kurdurabilen bir gerizekalılık halidir. bağıra çağıra, düpedüz gerizekalılık. öyle ki yıllar sonra hala eseri kalan, çünkü bazen özlemiyor değilim bu derece gerizekalı, bu derece kör olmayı.
aşk bir insan gibidir. başlarken güzeldir, sevinirsin ne güzel doğdu diye. heyecan verir. acı tatlı şeyler yaşar o insan. büyürken, hayatı yaşarken ağlar güler. sonra ölünce de insanlar arkasından üzülür ve ağlar. o duymaz seni, kimseyi çünkü ölmüştür o. bu yüzdendir kayıtsızlığı, sessizliği ve donukluğu. arkasından ağlarsın ama o seni duymaz, ölü olduğu için umursayamaz seni. elinde değil onun da. aşk; doğar, yaşar ve ölür. kendi kendine de ölmez aşk. öldürürler. bir cinayete kurban gider hatta. faili meçhul olanından bazen. kiim diye bağırırsın. öldüreni öldürmek istersin. ölen aşk çoğu zaman sever katilini. bu yüzden çoğu aşk faili meçhuldür. bırak rahat uyusun. bırak o rahat rahat uyurken sen de kabüllen ölümü. dünyada ölümden başkası yalan oğlum, yalan. gerçek olsaydı insan, ölür müydü hiç ne pahasına olursa olsun yaşatmaya çalıştığın aşk?
hani siyah olan duvar birden bire rengarenk gelir gözüne,
hani hiç sevmediğin çalışma arkadaşın bile sevimli gelir gözüne,
hani yağar yağmur sanki ruhunu okşar gibi gelir ya,
işte öyle birşey.
cümleyi toparlamaya çalışacağım yanlışım olursa affola, schopenhauer diyor ki;
"bir erkek o kadar gururludur ki; kendisine yakıştırdığı sıfatlardan dolayı ağlamayı asla düşünmez ve ağlarsa eğer bu ayıp olarak kabul edilir çevresi tarafından. zira sert, delikanlı ve korkusuz tavrına, daha doğrusu erkeklik denen kavrama zarar vermiştir ağlayarak.
işte bir erkek ancak aşık olduğu ve karşılık bulamadığı ya da aşkını kaybettiği zaman ağlama hakkına sahiptir, o hissiyat neticesinde ağlamak kurallar dahilindedir; ama dayak yedi diye ağlarsa artık erkek değildir; çünkü oyunun kurallarını çiğnemiştir."
...böyle diyor arthur emmi, aşkın farklı cinslerde algılanışı hakkında.
neresinden bakarsan pişmanlıktır aşk.
sevmektir, çok sevmek...
kainatın anlamıdır sevmek. aşk anlaşılmamaktır. aşk 'hayır' cevabıdır. aşk, 'leblerinden kafi cevap alamamaktır'. zümrütlerin cam parçaları yerine koyulmasıdır. daha derin yaşadıkça daha da çok kahredendir aşk.
hayatımızda ki en büyük hastalıktır. olur olmadık zamanda seni yakalar ve kolay kurtulamazsın. ya aşkla yaşamayı öğrenirsin, yada aşk acısıyla günden güne erirsin, ölürsün.
depremdir. nerde, ne zaman, nasıl yakalanacağını bilmezsin, bilemezsin .enkaz altında kalırsın ,şanslıysan ölmeyecek kadar yaralanırsın. kurtulursun ama yara izleri kalır...