insanların nafile yere tanımını aradığı fakat yaşayıp hissederken ne oldugunu yorumlamayı dahi unutturabilecek yoğun duygu halidir.
kökünde ihtiyaç,menfaat(pozitif anlamda)ve tamamlanma içgudusu oldugunu düşündüğüm ilişki halidir.o sebeptendir ki farketmeden bizi tamamlayan insanları seçer bilinçsiz halde bile bencillik yaparız.fakat eylen karşılıklı oldugundan bence adildir.
Mevlana der ki '' Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. her iki yolda da tek bir gerçek olacak: canın çok ama çok acıyacak! ''
bozulmaya yüz tutmuş televizyon gibidir. önce kumanda arıza yapar, pil değiştirirsiniz işe yaramaz. devredışı kalır kumanda, her seferinde yerinizden kalkarsınız kanal değiştirmek için. sonra tüpü bozulur o televizyonun. renkler siyah beyaz olur, ses ve görüntüde dengesizlik başlar. ara ara donar televizyon. 'miadı doluyor yavaş yavaş' dersiniz ve fakat kullanmaya devam edersiniz yine de..ses vermeyeceği güne kadar ve o gün gelir çatar. susar televizyon. kendinizce hamleler yapıp tekrar görüntü almaya çalışırsınız ama işe yaramaz artık. sessizce evin bir köşesinde bekler o televizyon. belki bir gün kendiliğinden çalışır diye düşünür, atamaz ya da tamire götüremezsiniz. tamirci; 'olmaz bu' diyecek diye korkarsınız. sonra bir sabah cesaret gelir bünyeye, televizyonu kucaklar en yakın tamirciye gidersiniz ve korktuğunuz başınıza gelir. çalışmayacaktır artık o televizyon. üzülürsünüz ama en azından içiniz rahatlar. 'tamir olsa bile çok yara açacaktı bana, yenisini alsam daha iyi' diye düşünürsünüz. öyle işte..
yaşıyor olanların var olduğunda, yaşamamış olanların ve yaşayıp da bitirmiş olanların olmadığında ısrarla direttikleri, kanıtlamak için örnekleyip durduğu his. ayrıca bir tarifi olmayan histir. belki her seferinde ve her kişide farklı şekilde ortaya çıktığı için asla bir tarifi de olmayacaktır.
okulun bitmesine 2 ay kalmıştır. okulda yeni sınıflar oluşturulur ve o pazartesi günü o kızı görürsün. işte bu dersin. seni bekliyordum yıllarca dersin içinden. önümde 2 ay var ve aynı sınıftayız. elbet bir gün konuşurum dersin. günler geçer. daha bir merhaba bile diyememişsindir. üç kez kocaman koridorda yanlız kalırsınız. ağzınız düğümlenir. ne zaman ona baksan onun sana baktığını görürsün. o kürsüde konu anlattıktan sonra ellerin patlayana kadar alkışlarsın. sen anlattığında senin gözlerine bakar ve alkışlar. eminsindir o da sana karşı boş değildir. okul biter. o istanbuluna döner, sen ankaranda yanlız kalırsın. her sabah facebook u açıp resmine bakarsın. ama nafile. bu aşkını daha da körükler. bir daha görüşmeyeceksiniz nasılsa. neden görüşeceksiniz ki? 2 ayda en fazla 5 kelime konuşmuşsunuzdur. üstelik online ortamlara* asla girmeyen birisidir. unutmak için başka birisine sarılırsın. 1.5 hafta olmuştur. artık eski enkaz kalbinin derinliklerindedir ve kalp yavaş yavaş yeni birisi için atmaya hazırlanmaktadır.* resimlerini görmemek için facebook unu kapatırsın.* gecenin bir vakti bilgisayar başına oturursun. msn i açarsın ve o oradadır. hani şu 3 ay önce eklediğin halde hiçbir zaman online görmediğin, iki kelime konuşamadığın kız. boş boş msn listende onun ismine bakarsın. derinliklerdeki enkaz tekrar yüzeye çıkar. dakikalarca şapşal şapşal ekrana bakarsın. taki o çıkana kadar. işte o an büyük bir hüzün çöker. gözünden yavaşça bir damla iner. saklamaya çalışırsın? kimden saklayacaksın? kardeşin facebook hesabıyla aratılır ve bulunur. profil resmine uzun uzun bakarsın kapatırsın. sonra sağ taraftan bir damla daha iner. bunun adı aşktır zannımca.
sonra ne mi yaparsın? açarsın uludağ sözlük ü yazarsın.****
kalp ve beyin arasında ki kıyasıya savaştır. velhasıl kelam bünye içerisinde ki savaşı kalp kazanır. gerçek hayatta ise bünye savaşı komple * kaybeder.