ilki gibi olmuyor tekrar. ilki dediğim, o salak yaşlarındaki, farkında olmadığın zamanlardaki değil. en çok içine işleyeni kişi ilk sayıyor. anlata anlata bitiremediğini, bitmiş eski sevgiliyi. bir zamanlar koca, koskoca adam olanı. hayran olunanı. yürüyüşüne, gülüşüne gücüne...noktası kalın, sert, vurucu, yıkıcı, yaralayıcı cümlelerine...kişi aynı yerde durmuyor, değişiyor, yaşlanıyor, öğreniyor, yitiriyor. adam da yenileniyor. ama hala aşk onun adı oluyor. hoşlanma değil, iç kıpırtısı değil, yalnızca sevgi değil, başka...ilkini onun kapması, ruhunda bir yerinin olması, onun senin senin de onun hep içinde bir yerlerde olması, olacağını bilmek, hala görüşmek uzaklardan, sesinin kulağına aynı gelmese de, bahsi açılınca aşkın; ilk onun adının geçmesi. biri vardı içimde, kimdi kimdi??? denmesi...telefon edilecek birinin varmış gibi gelmesi hep...kimi özlediğini belki unutmak ama onun hep içinde bir yerde kalması...
biraz bira tadında az içersen hiçbir etkisi olmaz kıvamında içersen tadından yenmez fazla dozda alırsan şişkinlik yapar...
aslında rakı gibi de tatlı bir acılığı olan... yalnız başına gitmeyen içtikçe güzelleştiren
votkayı da anımsatıyor sanki yudum yudum içersen tatlıdır shot atarsan kafayı bulandırır. yanında meyve suyuyla aldatılması da diğer yüzü...
şarap gibidir de... sadece bazıları yıllara dayanır, güzelleşir... önce boğaz da hafif bir mayhoşluk, sonra kafada hafif bir mayhoşluk
biraz da tekila gibi aslında. tek shotluk tada neler sığdırır neler... yanında tuzu limonu da kavgalar... tat veren azizim
üç harfli deyince akla gelir birde genelde... aşk
oysa üç harf deyince niye akla ben geliyor?
" bir önyargı biçimidir aşk..
ihtiyaç duyduğun şeyi seversin, sana iyi bir duygu veren şeyi, işine geleni. dünyada tanıyabilsen daha çok seveceğin on kişi varken birine aşık olduğunu nasıl söyleyebilirsin? ama asla tanımayacaksın o insanları..." *
bitmesin istediğindir..kendini bıraktığın, hiçbir şey düşünmediğin, sadece içinden "sev beni" dedirtendir.."sev beni"..yüreğin yüreğimde atsın. bitmesin dediğindir, bitmesin diye dua ettiğindir. bitince küçük bir çocuk gibi dizlerini kollarının arasına alıp ağlatandır seni..
aşksarmaşıkgibidir...
sarmaşık bir kere sarmayıversin, hazin son kaçınılmazdır, ağaç dilediğince dirensin, elbet o sarmaşık içten içe çürütecek, kurutacaktır ağacı..
bir zaman sonra dışardan yeşil görünen ağacın içerden kuruduğuna şahit olursunuz...
her insanın farklı tanımları olan ve herkese göre değişen bir duygudur. herkes aşık oldum der ama aslında olmamıştır. 1 hfta 1 ay 2 sene 5 sene zaman önemli değildir sonunda onutuyorsan aşk yoktur ki artık unutulmayan insan olacağına inanmıyorum çünkü ruhlarımız yozlaşmış artık. Aşk artık sadece filmlerde vardır.
"oğlan sever kavuşamazsa aşk olur." aşık veysel
"beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup 'Aşk' sanıyorsunuz!" w.shakespeare
yaşanılması için kıza açılma zamanı da önemlidir.erken açılırsan "seni yeterince tanımıyorum" olur. geç açılırsan "sana artık arkadaş gözüyle bakıyorum." olur. nerden bilicek lan insan o kesin zamanı, eşref saati gibi bişey hay lanet olsun amk...
halen beraberiz galiba. bitti demediğimize göre. ama benim için sanki hiç başlamadı. sadece beni istemene izin verdim, isteyince de cevap. hepsi bu. şimdi bu olanlardan sonra ne düşünüyorum biliyor musun?
aşk sahip olmak değilmiş. aşk vücudun ele geçirilişi değilmiş, şuymuş:
insanın kendi başına kendi umutsuzluğuna inanmasıymış. ve kendisiyle başbaşa kaldıkça, kendisini dinledikçe, ya da bunları yaptığı için, o mutsuzluk inancını ölümcül bir mutluluğa dönüştürmesiymiş.
buymuş işte böyleymiş. böyle olmadığı durumda ise sadece seksmiş ve her seks gibi hayatın kullan-at haliymiş...
birbirine yumuşacık temas etmek üzere olan iki dudağın arasından geçen esintiyi hissetmektir. işte aşktır onun adı ya da lodos yaşadığınız şehre göre değişen...
Parmak uçlarım tanımak istiyor seni
Dokunmak istiyor çocuklar gibi
Önümde uzayıp aksın bir su gibi
Merak ettiğim gövden
Ateşte çaydanlık, camda yağmur
Bahçede ıhlamur
Masamda incir rakısı, yatağımda ten kokusu
Teninle tanışmanın zamanı
Teninle konuşmanın zamanı
Senin tenin sıcak
Benim içimde bir kedi
Yumdu gözlerini "işte aşk" dedi...
nasıldı? güzel bir gün sayılırdı değil mi? bu güzel günde bir eksiklik var mıydı? hayır yoktu. yine aklındaydı. yine o'nu görebilmek için bekleyecektin. artık beklemek senin için sorun değildi,alışmıştın. zaten o nu 5 dakika görebilmek umuduyla sırılsıklam oldun, hastalanacaksın. iç şu nane limonu. belki biraz ekşi tadı ama senin hayatından daha tatlıdır belki. gidip söyleyeyim, liseli ergenler gibi takılmayayım diyorsun değil mi? git söyle hadi. olmayacağını bile bile git söyle. söyle de kendine daha fazla eziyet çektir. ayrıca aranda 2 metre kadar bi yol varken bile onu görünce kalbin yerinden fırlayacakmış gibi oluyo. onun yanında nasıl olacaksın peki? benliğinin seninle birlikte olacağını mı düşünüyorsun? yanılıyorsun. onun yanındayken sen sen olmayacaksın. o nasıl biri? karizma değil mi hemde çok karizma. sana layık da değildir şimdi o. onun karşısında kendini ezik gibi mi hissediyorsun? merak etme yalnız değilsin. o zaten dünyanın en güzel en yakışıklı insanı. biz kimizki öyle birine aşık oluyoruz. amacımız mutluluk aramak mı? sahi mutluluk ne demekti.
?
bir gün çok alakasız bir insana, görünen bir neden olmaksızın duyulabilen hede. herkesin bir aşk hikayesi vardır, benim hikayem şöyle:
dersanede yanımda oturuyordu. sürekli burnunu karıştırıyordu, gözlüklü, dikkat çekmeyecek biriydi. dikkatimi de çekmemişti zaten. sürekli not alıyordu ve çevresindeki kimseyle ilgilenmiyordu. ya da ben öyle sanmıştım.
bir gün adını sordum, adını bilmememe çok şaşırmıştı. söyledi. ve yazmaya devam etti. bir kaç gün sonra beni facebook a ekledi. bir sonraki hafta defterine baktım ve benim defterim gibi pek çok resim ve hikaye gördüm, not almıyordu aslında. dersle çoğu zaman ilgilenmemişti. ortak pek çok nokta bulduk, ortak arkadaşlarımız da vardı. nihayet benim gibi çatlak birisini bulmuştum.
ertesi gün ortak arkadaşımıza onu sordum, anlattıkları teşhisimi onaylıyordu. üstelik benim gibi çok ta duygusaldı, hiç sevgilisi olmamıştı benim gibi, benim gibiydi.
onu sevdim.
ve tam o sıralarda ilk sevgilisiyle tanıştırmışlar onu, çok sonra öğrendim.
ilişkileri 1 yıl sürdü.
ilk sevgilisiyle ilişkileri boyunca arkadaş kaldık ve başlıktaki duygu benim gitmemi engelledi. ve ben onun adım adım duygusuz birisine dönüşmesine şahit oldum. sevgilisi ilgilenmiyordu, tersliyor, değer bilmiyordu. o da beni aynı şekilde tersliyordu. fakat hayatta en iyi anlaştığım insanlardan biri oldu.
nihayetinde aklı bana kaydı, en yakınındaki dişi olarak. hala gözlerimin içine bakamıyordu. ama biz sıkça görüşmeye başlamıştık. sonunda ondan ayrıldı, benimle çıkmaya başladı. tamamen onunla olan ilişkisi bitene dek asla ne kadar sevildiğini bilmedi.
sonra... o duygusal çocuktan eser kalmadığını farkettim. bir zamanlar değerinin bilinmediğini öne sürerek aynı değeri vermiyordu. hayatımı ona ayırdım. sadece ona.
anlamadı, ağır geldi... onun için çantada kekliktim artık, elinin altındaydım. ona sevdiğim için karıştım, kıskandım, sevgimi çok fazla gösterdim, bunlar ona ağır geldi. iyi anlaşmamız artık önemini yitiriyordu.
ve bugün söylediğim gibi ona, ben onun sadece karakterini sevmiştim, dışarıdan görünen, geçici olan statüler, güç, dış görünüş için değil. sadece o o olduğu için. keşke, keşke görebilseydi, keşke ona verdiği değeri bana da verebilseydi. keşke dengesiz olmasaydı. keşke ilgisi giderek azalmasaydı.
böyle durumlarda bile sadece onu düşündürten bir duygudur işte, finallerin içine edebilen.
ağlıyorum, bilmiyor. az önce iyi geceler demiş olmak için aradı ve kapattı. ağlıyorum bilmiyor.
bunları yazdırtan duygudur işte. bir insana en uçları yaşatabilen duygu, bu yüzden üzerine bu kadar çok yazılıp çizilen.
en iyiler ve en kötüler insan hayatında aşkın etkisinde hissedilir.
en büyük eserler, şarkılar aşkın üzerine yapılır.
ve hissedildiği için, hissedilebildiği için her şeye rağmen şükredilmesi gerekendir. duygusuz olunmadığı için.
sevebilmek, tanrının kalbimizin içine koyduğu en yüce yetenektir.
kalp kırıklıkları olur ya işte öyle birşey bu da...
içten içe canını yakan zamanla su üstüne çıkan bir şey..
belkide aşktır bu kadar can yakıcı şey...
canını acıttığı halde büyük bi tutkuyla mazoşistçe aşkı tekrar istemek...
aglatir, hemde oyle aglatir ki. Uyku uyuyamazsin onun yerine aglarsin. Herseyde o kisi gelir aklina ve gozlerin tekrar dolar ve o damlalar bitmek tukenmek bilmez.