sevdim hoşlandım ama hiç aşık olmadım, aşık olduğunu sanan arkadaşlarım var; hayatları ondan ibaretmiş gibi, o kişi yoksa nefes almayacak gibi. gün gelir ayrıldıklarına şahit olurum daha sonra başkalarıyla aşkı sürdürürler. tadına bakmayı çok istediğim muhteşem bir duygu olduğuna eminim, hani görmeden taparsın ya allah a işte tam da öyle birşey.
adam sevgilisine sormuş, sence ben yakışıklı mıyım? demiş. kadın '' bilmem ki'' deyip gülmüş. adam sinirlenmiş '' ne demek bilmiyosun ya '' demiş. kadın;'' senden başkasını gözüm görmüyor ki '' demiş. adam çok hislenmiş bu lafa ve oracıkta kızın tişörtünü çıkarıp memelerine yumulmuş. hem kızın gözlerine bakıyor hem de meme kemir.. lan amk hiç duygusal gidemiyorum ha, neyse siklemeyin siz beni. aşk böyle bir şeydir işte. gözü ondan başkasını görmemek, onu her an yaşamaktır. hey gidi aşk be. sonra meme ucu ağzından pırt diye çıkmış adamın. kız gıdıklanmış birden, ihihi düzgün em huylanıyom aşkım demiş. adam da peki hayatım demiş. aylar sonra evlenmiş bunlar.
onlar ermiş muradına biz sıçalım kravatına..
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.
iskender palanın birkaç sözü ne de güzel anlatıyor aşkı;
"Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk;ve maddeyi manaya veren en cömert sancıydı.Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden o muydu acep?
insanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan, yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan?
Ve aşk... Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise.
Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?
Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması,patolojik olması, anormal olması gerekir zannımca.
iştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere; şen bir mecliste adı anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insanı; işte odur aşk.O ki göz kapakları kapandığında karanlıklar son bulmuyorsa, ne cür'et aşktan söz edile!?..
Aşk acıdır, hasrettir
Aşk ölümdür.
En sevdiğim satırları topladım,aşk derindir,olgunlaştırır, aşık olun..
"ben ki küskünüm en az bin yıldır
yılmışım, boş vermişim derken
ne ara çaldın kalbimi bilmem
üstelik bir davet bile etmeden geldim sana
ama gözlerin her şeyi anlatıyor
çocukken çok film izlemiş olmalıyım ki 'bir ömre bir aşk' fikrine sahibim. e onu da geçtiğimiz 3 yılda kullandığıma göre artık ilahi aşka yürüyeyim diyorum yavaştan yavaştan.
estetik duygusuyla gözlerde başlayıp taa en birincil ihtiyaçlara yerleştirdiğimiz hede.
bilirsiniz Maslow ihtiyaçlar Hiyerarşisinin en tepesindeki -kendini gerçekleştirmek- için tüm bu devinimlerimiz, debelenmelerimiz. elden ne gelir.*
efenim şimdi toparlayayım şöyle bir,
estetik duygusuyla önce gözümüze hitap eder ululaştıracağımız şahıs. öyle ki bakmalara doyamazsın, kıyamazsın nadidedir; ressamın ruhunu yansıtan fırça darbeleriyle örülü, aynısını bir daha resmedemediği, edemeyeceği anlardan kesit şahane soyut çizim tabloları gibi. önemli değildir ötesi, görmek yeter sana öyle ağzın açık bakarsın.* uzaktan uzaktan da olur kabul. kendine ait alanına almazsın daha ama sonra zamanla bi bak, almışsın onu kalbinin en pamuk köşesine yerleştirmişsin habarın yok * bakmak yetmez artık baksın istersin* daha bi temas daha bi paylaşım için debelenirsin. onun hakkında bildiklerine dahalarını katmak istediğini fark edersin. daha özelini dahasını.. dahasını...sonra bi bakmışsın hayatının merkezine oturtmuşsun biriciğini. en mutlu anlarda yanında o olsun, dibi boyladığında onun omzu olsun istiyorsun kafanı yasladığın. * hayırlı olsun nefesin olmuş gibi hissetmeye başladın mı? aferin. gülüşünde kendini gördün mü daha bir, onda kendini gördün mü? koydun kafanı yastığa döndün sağa aç gözlerini biri eksik di mi? hı? kokusunu içine çeke çeke uykuya dalacağın eksik, her anını mimiklerine kadar irdeleyip fotoğrafsı belleğine attığın yüz nerelerde oğlum kızım yavrım? gez göz arpacık çocuğum. göz gez arpacık gibi. arpacık eksik.* işin buralara geleceğini bilmiyordun di mi ne ara oldu? oha olacak iş değil nefesin mi kesiliyor ara ara. ( işte kimisine göre başından beri bu süreç 1 haftayı alırken kimisine 1 yıl, bilinmiyor artık. kimisi hoşlanmada kalıyor, kimisi birkaç sefer yapıyor aynı yollardan farklı kişilerde) öyle işte yoruldum ben anladınız siz. olursa nefesi nefesine, olursa baş tacı sen de taçlanıyorsun. çünki o artık sensin onunla tamamsın * artık her anında o olsun. inşallah tabii.
not: gelişim dersini çalışıyordum da ben öyle esti. bu üçgenin tepedeki gözün illimunatiyle alakası var bence. bi gece ders çalışma seansı sonrası da buradan ona bağlayayım *
Yunanlı'sına "Eros", Romalı'sına "Amor" dediler, ikisini de tanrı yaptılar aşkın başına. Tanrı olmak basitti de hiç gerçek olamadılar, masal olmak da çok koydu gerçek olamayan tanrı kırıntılarına. Gün bitti, değişti zaman; Ne Roma kaldı geriye ne de eski Yunan. Eros'tan "biblo" yaptılar, Amor'dan "parfüm", tanrılıklarını satıp ekmeklerini kazandılar. Aslında aşk "ateist"ti, çok geç anladılar.
Aslında hayat ne garip. Uğruna ölebileceğimiz şeyin kimde olduğunu araştırırken birine toslarız ve ölünceye kadar başımız döner. Buna kısaca aşk diyoruz işte. Evet, aşk bir kısaltmadır; Ömrümüzü kısaltır. Zaten aşk, bir zamanlama tanımıdır. Er veya geç doğru insanı bulma değildir. Aşka bu sebepten fazla takılmamak gerekir.