aşk, züleyha olacağını bile bile yusuf'a vurulmaktır. yusuf olduğunu bile bile kuyuya atılmaktır. kuyu olduğunu bile bile yusuf'u saklamaktır. aşk; hem züleyha hem yusuf hem de kuyu.aşk; olduğunu olabilmektir belki de...
züleyha , görünürde kuyu gibi gözükse de , saraya giden yoldur gerçekte.
yusuf , züleyha kuyusundan saraya varır. demek ki , sarayın yolu kuyudan geçer. demek ki , züleyha , yoldur iz dir yusuf a. bu yol ulaştırır züleyhayı yusuf'a , yusuf'u saraya. ikisini yaradana.
Aşk kelimesi, Arapça aşekadan gelir. Aşeka, bir ağacı saran,besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren sarmaşığa denir.
edit:ilk defa sözlüğe uygun bir entry girdim garip hissediyorum.
Üç haflidir, zannedersiniz ki adını anınca gelir...
aşk, ilerlemeyi çoktan bırakmış kırık bir saatin altındadır. Yağmurun sesi dökülürken ceplerinden, damlaları hayat tablosunda biriktirmeye çalışmaktır.
Emir kipinde sürüklenmektir bilinmeye bir şehre. Asla anlayamayacağın dillerin kelimeleri raylardan süzülürken saatin tik taklarını saymaktır. Küçük bir öpüşün gamzeyle elmacıklar arasındaki dansıdır.
aşk, bir çocuktan bir baba yaratabilme yetisidir. Tüm anıların toplamından yeni bir hayat oluşturabilmektir. Grapon kağıtlarını birbiri üzerine katlayarak yapılan kırmızı-turuncu bir kedi merdivenini paylaşabilmektir.
O gelmese de sesi gelsin diyebilmektir aşk. Trenin keskin fren sesine sevişmelerin çığlığını yükleyebilmektir. Bir adamın yüzünde gökyüzünden yıldızlar biriktirebilmektir. Gamzelerinden uçan martıları seyredalmaktır.
Kendini okyanusun akıntısına bırakıp her mevsimi yağışlı bir şehrin kıyılarına vurmaktır, bıkmadan usanmadan. Çamur içinde saçlarla bir bankta oturup yağmurdan bir damla olurken söylenen bir şarkının hitap ettiği adamın gözleridir.
boktur. biz de üstüne üşüşen sineklerdeniz. denk gelip birbirimizin hoşuna gitmiş olabiliriz. lakin doyduktan sonra yemeğimiz* de bitmiş olacak. uçup gideceğiz.
genelde birisi sizi sklemediğinde hissettiğinizi sandığınız, insanın ömrü hayatı boyunca sadece bir kere sahip olabileceği, bilimsel olarak ömrü iki yıl süren güzide duygu.
"phenylethylamine" Aşık olduğumuzda beynimizin ürettiği hormon kalp atışlarımızı hızlandırır ve mutlu olmamızı sağlar yani sadece bunun için aşık oluruz, mutlu olmak...
Çıplak ayakların hep aynı yeri görüyorsa, hep aynı dikdörtgen orta sehpanın etrafında içinden çıkılmaz bir halde tekrar tekrar döndürüyorsa seni bir şeyler seni; olmuştur. Yaşlı bir körün dediği gibi, sevip kavuşamayınca mı olur?
Yaşlı bir kör ne bilebilir ki?
Karısının kendisini gece uyurken terk edeceğini önceden gören, yaban elde muhtaç olmasın diye karısının ayakkabısına para sıkıştıran bir kör neyi bilmez ki...
Moneti bilmez mesela. Şemsiyeli Kadını
Keskinsindir, sınırların vardır. Puanlı, fırfırlı şemsiye taşıtır sana. Kırmızılı beyazlı.
Mumdan gemilerinle bile aşardın ateşten denizleri, karşı kıtada seni beklerken o şemsiyesiyle. Sanki karşı kıtadan gelen geminin direğini herkesten önce görmek içindi, topukları yerden kesilmişti. Ya da iki dudak mesafesini kısaltmak içindi minik ayaklara giyilen platformlar. Küçüktür o. Adından gelir küçüklük bençe.
510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altındasınızdır. Çenesinin altından kavramak istersin, masumiyetin kaynağı olan iri iri gözlerle sana bakarken, platforma karşılık diz kırıp dudaklara yapışmadan önce. Son nefesin kalsa, o ana değer.
Yürürsün 510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altında. Ne keskinliğin kalır ne sınırın. Yürürsün uzun uzun. Hep o konuşur, hep de o konuşsun istersin. Her bir kelimesinin senin hayatından çalacağını bilsen bile, dökülür müydü ağzından kelimeler onu susturmak için?
Şemsiye kapanır, üç sandalye çekilir. Herkes susar, içindeki ses konuşur. Bok etme. Eli eline değdiğinde ayrılmasına neden olacak tek bir kusur senin günahındır. Minik elleri elindedir, minik ayakları zangır zangır titreyen ayaklarındadır. Ağzına götürdüğü fincandan kahvenin dökülmesi peki nedendir.
Şemsiye açılır, gidilir. Kapatılıp üç sandalye çekilir. Birisi senin, birisi onun, diğeri de senin günahını örtecek çantasınındır. Bakarsın karşındayken, bakmaya doyamazsın. Doyulmaz işte, ona doymak büyük ahmaklık olur. Yaklaşır sana, öper yanaklarından. Her türlü çılgınlık gelir aklına yapamazsın. Yaptığınız zamansız kalkış olur. Sen, o ve o. Kötüdür zamansız kalkışlar. Kendisine çekilen sandalyenin diyetini ödetirsin çantaya.
o an icin ayrılış yaparsınız.
Ama çoktan sıkıştırmışsındır minik ayakkabısına hep bilsin diye, gökyüzünü dikdörtgen görene dek taşıyacağın aşkını.
güzel şey, yaşayalım her saniye... bizi sadece aşk kurtaracak.... lavvvv... kırmızı kalp... durgun bakışlar... seri hareketler... serin... sıcak.. şekerki.. miss.. muazzammm.. neler neler...
aşka sevgiye inanmıyorum der ama her hafta sevgili değiştirip saçma şeyler paylaşır sosyal medyada.
yok özlüyorum yok hepiniz hayvansınız. lan kapçık ağızlı herkesle yatarsan tabi bu aşk olamaz.
sorsan hepiniz aşıksınız ama ne bok olduğunu bilmezsiniz.