Üç haflidir, zannedersiniz ki adını anınca gelir...
aşk, ilerlemeyi çoktan bırakmış kırık bir saatin altındadır. Yağmurun sesi dökülürken ceplerinden, damlaları hayat tablosunda biriktirmeye çalışmaktır.
Emir kipinde sürüklenmektir bilinmeye bir şehre. Asla anlayamayacağın dillerin kelimeleri raylardan süzülürken saatin tik taklarını saymaktır. Küçük bir öpüşün gamzeyle elmacıklar arasındaki dansıdır.
aşk, bir çocuktan bir baba yaratabilme yetisidir. Tüm anıların toplamından yeni bir hayat oluşturabilmektir. Grapon kağıtlarını birbiri üzerine katlayarak yapılan kırmızı-turuncu bir kedi merdivenini paylaşabilmektir.
O gelmese de sesi gelsin diyebilmektir aşk. Trenin keskin fren sesine sevişmelerin çığlığını yükleyebilmektir. Bir adamın yüzünde gökyüzünden yıldızlar biriktirebilmektir. Gamzelerinden uçan martıları seyredalmaktır.
Kendini okyanusun akıntısına bırakıp her mevsimi yağışlı bir şehrin kıyılarına vurmaktır, bıkmadan usanmadan. Çamur içinde saçlarla bir bankta oturup yağmurdan bir damla olurken söylenen bir şarkının hitap ettiği adamın gözleridir.