Çıplak ayakların hep aynı yeri görüyorsa, hep aynı dikdörtgen orta sehpanın etrafında içinden çıkılmaz bir halde tekrar tekrar döndürüyorsa seni bir şeyler seni; olmuştur. Yaşlı bir körün dediği gibi, sevip kavuşamayınca mı olur?
Yaşlı bir kör ne bilebilir ki?
Karısının kendisini gece uyurken terk edeceğini önceden gören, yaban elde muhtaç olmasın diye karısının ayakkabısına para sıkıştıran bir kör neyi bilmez ki...
Moneti bilmez mesela. Şemsiyeli Kadını
Keskinsindir, sınırların vardır. Puanlı, fırfırlı şemsiye taşıtır sana. Kırmızılı beyazlı.
Mumdan gemilerinle bile aşardın ateşten denizleri, karşı kıtada seni beklerken o şemsiyesiyle. Sanki karşı kıtadan gelen geminin direğini herkesten önce görmek içindi, topukları yerden kesilmişti. Ya da iki dudak mesafesini kısaltmak içindi minik ayaklara giyilen platformlar. Küçüktür o. Adından gelir küçüklük bençe.
510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altındasınızdır. Çenesinin altından kavramak istersin, masumiyetin kaynağı olan iri iri gözlerle sana bakarken, platforma karşılık diz kırıp dudaklara yapışmadan önce. Son nefesin kalsa, o ana değer.
Yürürsün 510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altında. Ne keskinliğin kalır ne sınırın. Yürürsün uzun uzun. Hep o konuşur, hep de o konuşsun istersin. Her bir kelimesinin senin hayatından çalacağını bilsen bile, dökülür müydü ağzından kelimeler onu susturmak için?
Şemsiye kapanır, üç sandalye çekilir. Herkes susar, içindeki ses konuşur. Bok etme. Eli eline değdiğinde ayrılmasına neden olacak tek bir kusur senin günahındır. Minik elleri elindedir, minik ayakları zangır zangır titreyen ayaklarındadır. Ağzına götürdüğü fincandan kahvenin dökülmesi peki nedendir.
Şemsiye açılır, gidilir. Kapatılıp üç sandalye çekilir. Birisi senin, birisi onun, diğeri de senin günahını örtecek çantasınındır. Bakarsın karşındayken, bakmaya doyamazsın. Doyulmaz işte, ona doymak büyük ahmaklık olur. Yaklaşır sana, öper yanaklarından. Her türlü çılgınlık gelir aklına yapamazsın. Yaptığınız zamansız kalkış olur. Sen, o ve o. Kötüdür zamansız kalkışlar. Kendisine çekilen sandalyenin diyetini ödetirsin çantaya.
o an icin ayrılış yaparsınız.
Ama çoktan sıkıştırmışsındır minik ayakkabısına hep bilsin diye, gökyüzünü dikdörtgen görene dek taşıyacağın aşkını.