ilk çeneye sonra göz pınarlarına vuran, başlarda güldüren sonra ağlatan yaşanması güzel olan duygudur. Mucizedir belkide iki insanın ayn anda aynı şeyleri hissetmesi ve bu mucizeyi yaşamakta şanstır. Beklersiniz hep o mucizeyi.. gelir ya da gelmez.. gün gelir tek bir hareketiyle mutlu olursunuz, tek bir bakışıyla içinize kapanırsınız.. anlatmak zordur sadece
yavaş yavaş içinize işleyen, öldürmeyen ama sizi süründüren zehir/uyuşturucu gibidir. bağımlılık yapar. o olmadan yaşamın var olamayacağına inandırır sizi. kanatlandırarak ayaklarınızı yerden keser. sonra da kanatlarınızı elinizden alır. oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi ortada bırakır sizi.
insanın gerizekalılaşmasıdır. evet evet, kimse kusura bakmasın ama böyle. önce arkadaşlarınla harika bir ortamın varmış gibi el kol kullanarak muhabbet edersin. ama muhabbetle alakan bile yoktur, acaba bakıyor mu diye düşünürsün. sonra etrafı kolaçan edersin, bakıyorsa eyvah yakalandım diye, bakmıyorsa niye bakmıyor diye üzülürsün. e be gerizekalı arkadaşım, niye bu kadar uğraşıyorsun bir anlasam.*
hiç yaşayamadığım , içimde besleyemediğim duygu. özeniyorum , sokakta yanyana gezen çiftleri görünce veya bir yerlerde oturup birbirlerine birşeyler anlatan çiftleri görünce. ne lan bu aşk diyorum ? sonra cevabımı kendim veriyorum : boşluktur heralde. " heralde " diyorum hiç yaşamadım çünkü. sadece okudum ; şiirlerde , hikayelerde... özeniyorum , geceleri yatarken birini düşünen veya birinin onu düşüdüğünü düşünenlere. ya da sevgilisinin ellerini tutup gözlerine bakanlara. özeniyorum , sevgililer gününde sevgilisine güzel bir hediye almak için tripten tribe girenlere. özeniyorum , sevgilisini erkek sinekten bile kıskananlara. "benim sevgilim o , kimse o'na elini süremez!" özeniyorum , bir kadını "gerçekten" sevenlere...
bi kaçıştır, bi kovalamacadır.. mıknatıslarda aynı değerlere sahip iki kutup nasıl bir araya gelemezlerse aynı şekilde birbirlerine çok yakın insanlar arasında da oluşamaz, bir taraf mutlaka kaçacak ki aşk olsun..
Ferhat dağları deldi ya hani; Şirin'ini o kadar çok sevdi. Sevdi de ne oldu? Bir yalana kanıp öldürmedi mi kendini Şirin'e olan aşkı yüzünden?
Kays, Leyla'ya olan aşkı yüzünden çöllere düşüp Mecnun olmadı mı? Oldu da ne oldu? Leyla'yı başkasına vermediler mi? Ve kavuşana dek çöllerde kalıp Leyla'nın suretini bile unutana kadar yanmadı mı?
Ya Kerem... Diyar diyar gezdi Aslı'sı için. Yasaktı ona Aslı, ama o anlamadı bunu. O kadar çabalayıp da kavuştum sanarken bir büyü yüzünden Aslı'sına kavuşamadan alev almadı mı sevdiğinin kollarında?
Ya Ferhat dağları delecek kadar sevmeseydi? Şirin o öldü diye atar mıydı kendini kayalıklardan?
Mecnun kendini hatırlamadı diye kahrından ölür müydü Leyla, Mecnun onun aşkından kendini çöllere atmasa?
Aslı'nın saçları alev alır mıydı Kerem'in küllerinden, Kerem Aslı'sını bu kadar istemese?
Demek istediğim; aşk asla hayat değil. Nefes almanızı değil, nefesinizin kesilmesini sağlıyor. Ferhat olup dağlarla savaşmak bile daha kolay bazen aşkla savaşmaktan. Ya da Mecnun olup çöllere kaçmak kolay yolu aşkın. Kerem gibi yanmayı göze alıp "Aslı" diye sayıklamak bazen aşk, öleceğini bilmek yani. Öleceğini bile bile insan sever mi? Sayıklar mı son nefesini harcadığını bile bile?
Harcıyor işte... Seviyor insan, bazen yaşamak için; bazen ölmek için. Kim bile bile ölmek ister ki?
istiyor işte bazı insanlar. Sonunda Leyla'ya kavuşmak olduktan sonra ölüm zor gelir mi Mecnun'a? Şirin'den değerli mi Ferhat'ın canı? Ya da Aslı'dan vazgeçebilir mi Kerem öleceğini bilse de?
Vaz geçemiyor işte... Bu yüzden bunun adına kara sevda diyorlar. Ne Mecnunlar, ne Ferhatlar, ne Keremler çekti bu dertten... Hepsi öldü aşk yüzünden. Ölmeselerdi, aşk olur muydu bunun adı?
Canımın yanması geçici değil biliyorum, ne yazsam olmuyor, nasıl nefes alsam çare olmuyor içimin daralmasına.. bensiz nasıl zaman geçmiş buna görsellikle tanık olmak bu kadar acıtırmıymış, hastalıklı bişi, bu ben olamam, ne oldu benim sevgi aşk ilişki üçleme me?
Hem kaybetmekten ölesiye korkarken hem de sinirlerime hakim olamayıp benden öncesinin hesabını sormak gibi budalaca bi duygu boklamasına girmek kendi içimde nasıl sarsıcı bişi tanrım.. hayatımın nasıl bir yerindeyim sondan mı çalıyorum artık.. kendi gerçekliğime şahit olmak nefesini derinlerde tutmak gibi bişi, hem yeni bir heyecana tanıklık etmek hem de zamanlama hatası yapmaktan bi o kadar korkup su yüzeyine çıkmak gibi herkesi her şeyi anlayabilecek kıvamdayım bi kendimi anlatamıyorum kendime o takatı bulamıyorum...
Fazlaca bu olanlar fevri bi kişiliğe sahip bana.. alt-üst olmak üzereyim.. her duyguyu aynı anda dibine kadar yaşama arefesi her gün bir sonraki günün.. ertesi günümün nasıl olacağını bilememek...
insanoğlunun kendine yaptığı en büyük eziyettir. tüm rutinini bozar. ilk başlarda bütün ruh hali değişir, fizyolojisi bozulur. iştahı kesilir, kalbi çarpar, bunalır durur. sonra işleri aksar, zaman ayırmak zorunda kalır aşka. daha sonra evlenir, sorumluluk yüklenir. herşeyi iki kişi yapmaya başlar, özgürlük kısıtlanır. kendi derdine başka dertler eklenir, onlara da üzülmeye başlar. derken bu iki kişi; üç, dört belki beş, altı olur. sorumluluk katlanır. maddi sıkıntılar baş gösterir. artık kendine çok az zaman ayırmaya başlar. ve en acısı ölümüne çok üzüleceği insan sayısını artırmış olur.
ama insan dediğin mazoşisttir, aşktan zevk alır ya da aldığını sanır. insanlığın devamını sağlamak için tanrının insana verdiği bir lanet midir yoksa aşk?
durup dururken ya da gecenin bi yarısı onun için entry girmene sebebiyet verir. deliler gibi çabalayıp hayatını onun üstüne yeniden inşa edersin senin için gerisi yalandır, entrylerini bi tek sen mantığı üstüne kurarsın. sonra yıllar geçip gider sen eski entrylerini karştırırken onunla ilgili entryleri görürsün ve trajik sonu fark edersin, bu kız için delirmiştim dersin, lan o karı için diplere vurdum dersin, ağlamaklı dolaştım falan filan, eben ya bi haftamıymış be hadi ay olsun, ee?
yokluğu varlığını kıskandırdığı kadar, varlığında yokluğu aranan bir garip heyecandır kendisi. öyle ki kimi zaman, kıskanırsınız bir arkadaşınızı, daha da doğrusu onun aşkını, kimi zaman da nefret edersiniz kendinizden, tabiri caizse aşkınız, o yüce sevginizden. işte aşk budur, kimi zaman istemek kimi zaman elinin tersiyle itmek, tıpkı hayat gibi, su gibi, ölmek gibi...
karşındaki konuşurken tüm dünyayla irtibatı kesip gözlerinin içinde kaybolmak, o kadar ki sana birden boş boş baktığında "efendim, ne dedin?" diye mallaştırır.
karşıdakine tüm hücrelerine kadar aşık olduğunu hissetireceksin arkadaş, öle ben sölemiyim de sen anla demiceksin! yaşatcaksın "o"na, yoksa sabaha kadar "aşığım" de hikayesin..