"kadınların zihinsel olsun fiziksel olsun,büyük işler için yaratılmamış olduklarını anlamak için görüntülerine bakmak yeterdir" demiş alman filozof.
Kadınlar için acı ama gerçek olandır bu.
Hiçbir zaman eşit olmadık olmayacağız...
Hegel ile aynı fakültede ders vermiş hatta aynı saatte ders işlemiştir. Öğrencileri iki seçenekten kendisini seçmesini bekler ancak yanılır. Schopenhauer’ın dersine beş on kişi katılırken hegel’in dersliği dolup taşmaktadır. Ve hegel, schopenhauer’ı çıldırtmayı yine başarmıştır.* https://galeri.uludagsozluk.com/r/1774040/+
“Eserlerinin dörtte üçü safi saçmalık, dörtte biri de paradoks” der ve terk-i diyar eyler.
Schopenhauer'a göre Kant'ın numen ve fenomen ayrımı onu Platon felsefesindeki episteme/doksa idealar/görünüşler ve Hint felsefesindeki ''maya'' kavramları ile ortak bir noktaya getirmiştir. Hint felsefesinde bunun izleri vardır. Ama felsefi bir sorgulayış ve metafizik yapmak bakımından direkt Kant'tan alıyor. Görünüşün hakikat olmadığı fikrinin Hint'te olduğu doğrudur ama pekala Schopenhauer sayfaları ne için kanserdir? ihtiyarın imajını çok kötü zedelediğini düşünüyorum. Schopenhauer'ı facebook'tan ve bu kanser sözlükten tanırsanız en fazla kadınlar üzerine söylediklerini ve ''hayat berbat pompa seks'' görüşünü öğrenirsiniz. Gerçi etiği, felsefesinin kilit noktalarından ama bu adam bunlardan ibaret değil. Kant'ın transandantal felsefesine getirdiği yeni bakış açılarını bilmeyen schopenhauer zombileri! Adama kendinde şey görüşü desen salak gibi suratına bakar. Kant felsefesinin epistemolojik bağlamında, anlama yetisi ile akıl arasındaki Kant'ın kurduğu ilişkiye yönelttiği eleştirileri sorsan, ''abi konumuz schopenhauer'dı yalnız?'' der, ''Dünya benim tasarımımdır'' sözünden bahsetsek numen fenomen ikilemi ile ilişkisini kurması 6 hafta sürer ama o bir schopenhauercı. Schopenhauer felsefesini gerçekten benimsemiyorum. Ama hakkını teslim edip önümüze bakmamız gerek.
"kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı."
"herkes kendinde eksik olanı sever."
"intihar etmek isteyen kişi aslında en çok yaşamayı isteyendir fakat hayat şartlarından memnun değildir."
“bizi felsefe yapmaya iten hayretin en belirgin özelliği, açıktır ki, dünyadaki kötülük ve fenalık manzarasından çıkar. eğer yaşamımız sonsuz ve acısız olsaydı, bu dünyanın niye var olduğunu sormak pek kimsenin aklına gelmezdi.”
Sigmund Freud’un, insan ve grup ilişkileri hususunda ilham aldığı bir isimdir kendisi.
Schopenhauer‘ın Parerga ile paralipomena: kısa felsefi denemeler adlı eserinde yer alan kirpi mevzusunu hatırlarsınız “Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı” diye başlar. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2002527/+
Schopenhauer bu bölümde kirpilerin soğukta kaldığı bir anda karşılaştıkları ikilemi anlatmaktadır. Özetle; Donmamak için birbirine yaklaşan kirpiler bir süre sonra birbirlerine batan okların farkına varır ve ayrılırlar. Üşüdükçe yeniden bir araya gelir fakat oklar battıkça yeniden uzaklaşırlar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları bu ikilem, tahammül edebildikleri son noktaya kadar sürer. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2002528/+
Rivayet odur ki Amerika’dan nefret eden Freud, bir gün evinde purosunu yakarken(şayet yakmadığı bir an yoktu) birden “Amerika’ya gideceğim ve o vahşi oklu kirpileri görüp birkaç da konferans vereceğim” Demişti. amerika ziyaretinin ardından(bu süreçte c.jung ile aralarında geçen malum hikayeyi biliyorsunuz) Schopenhauer‘a katılan freud şu sözleri söylemişti “Schopenhauer’ın ünlü donan oklu kirpi benzetmesindeki gibi, hiç kimse komşusuna fazla yaklaşmaya katlanamaz.”
Kısaca ünlü düşünür sezen aksu’nun da dediği gibi “ne seninle oluyor ne de sensiz/ Yazık yaşanmıyor çaresiz/ Ne bir arada ne de ayrı/ Olmak imkansız hiç sebepsiz.”*
Kadınlara ve yahudilere takıntısı olan filozoftur. Bazı görüşleri sebebiyle toplumun çoğu tarafından sevilmesede felsefeye yaptığı katkılar, alanını psikolojiyle güzelce harmanlaması ve çoğu zaman ileri sürdüğü yenilikçi fikirler sebebiyle büyük adamdır. insanların yaşamanının merkezinde istençleri vardır, her zaman daha fazlasını ve iyisini isterler bu yüzden asla gerekli doyuma ulaşamazlar ve mutlu olamazlar mottosuyla yaşama olumsuz tarafından bakan bir başka filozoftur.
Liseden üniversiteye geçiş senemde 1 yıl boyunca deli gibi okuduğum ve "kadınlara bu kadar taktığına göre kesin kadın düşmanı ve kazık yemiş bir herif" diye düşünmüştüm ve görüşleri bende ters tepmişti.
schopenhauer’a göre aşkın temeli cinsel içgüdülerimizde yatar. cinsel içgüdülerimizin varlık sebebi ise zevk almaktan çok, üreyerek türümüzün devamını sağlamaktır. özellikle yapılan evliliklerde olmak üzere, her aşk hikâyesinin bilinçdışında yatan yegâne sebebin, çocuk yaparak türün devamını sağlamak olduğunu savunur.
schopenhauer’un pek romantik bir adam olduğu söylenemez, hatta aşkı bir yanılsama olarak görür ve onu sevimli bir canavar olarak betimler. “aşkta ve evliliklerde” der, “gerçek maksat üretilecek çocuktur.” hatta bu yüzden mesela, erkeklerin dolgun göğüslü kadınlardan hoşlandığını söyler, çünkü dolgun göğüslerin kadınların üreme işlevleriyle doğrudan ilişki içinde olduğunu ve çocuğa bolca besin temin edilmesine aracı olacağını belirtir.
ya da gene aynı şekilde erkekler geniş kalçalı kadınları beğenir (bkz: kim kardashian) çünkü kadınlardaki geniş ve dolgun kalçalar rahat doğum yapabileceklerinin göstergesidir. bu arada erkeklerin her 7 saniyede bir seks düşündüğüne dair bir dedikodu da var ama, yok daha memeler!
schopenhauer, kadınların erkeklerde yüz güzelliğinden çok, güçlü bir kemik yapısı, geniş omuzlar, cesaret ve zekâ gibi özellikler aradığını söyler ve insanların, kendilerinde olmayan özelliklere sahip kişileri sevmeye daha meyilli olduğundan bahseder. mesela kısa boylu erkekler uzun boylu kadınlardan daha çok hoşlanır, çünkü kısa boylu bir erkek uzun boylu bir kadın aracılığıyla bir çocuk meydana getirecek olduğunda, kendi zayıflığını ve kusurunu biraz olsun azaltmış olacaktır.
türümüzü devam ettirmek için bu kadar gayret etmemizin sebebi ise, ileride doğacak çocuklarımızın bizim ölümsüz tarafımızı simgelemeleridir. bu anlamsız ama harikulade dünyaya kalıcı bir şeyler bırakma güdüsü yani. sonuçta çocuk dediğimiz şey, bizim güncelleyip geliştirerek bir üst modelimizi oluşturmaya çalıştığımız bir denekten başka nedir ki?
20 tane falan kitabı vardır diye, tüm kitaplarını almak için yola çıktım. 1 yıl oldu. elimde 45 kitap var. henüz alamadığım 25 kitap da cabası. bağımlılık yapabilir dikkat edin.
5-6 kitabını okumuş birisi olarak birkaç yorum yapayım. genel olarak kötümser bir filozof ki bu felsefeyi ben de zamanında benimsemiştim, hala benzer düşüncelerim mevcut. en pozitif kitabı gördüğüm kadarıyla "yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar". yazmış olduğu kitaplar diğer filozoflarınkinden genel olarak daha anlaşılabilir sade bir dilde, fakat ahmet aydoğan'ın çevirilerini beğenmedim, osmanlıca kelimeleri çok sık kullanmış.
felsefe'ye giriş yapmak isteyen bir insana genellikle schopenhauer'nın yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar kitabını tavsiye ederim, çünkü anlaşılması gayet basit giriş için de uygun terimi bol olmayan bir kitaptır. giriş adına sofi'nin dünyası gibi boş bir kitap okumaktan ziyade bunu okumalısınız.
ayrıca schopenhauer'nın kendisinin de söylediği en önemli eserim dediği "istenç ve tasarım olarak dünya" kitabının türkçe çevirisi hala yapılmamış. özet şeklinde çevirisi var ki bu yeterli değil.
eristik diyalektiği de okudum. bu kitap bildiğiniz "kendimi tartışmada nasıl haklı gösteririm?" sorusunu soran birisine yardımcı olmak amacıyla yazılmış bir kitap, muhtemelen daha iyi ifade edemezdim.
hayatın anlamı kitabı favorimdir. dünyaya çok sert bir bakış açısıyla dünyanın cehennem olduğunu ifade etmiş. fakat hayatın anlamını daha realist bir bakış açısıyla yorumlamıştır.
insan doğası üzerine kitabı diğerlerine kıyasla biraz daha ağırdır fakat fena değildir. belki çeviriden kaynaklı olabilir çünkü benim okuduğum çeviride almanca orijinalinden değil de ingilizce tercümesinden türkçeye çevrilmişti.
aşka ve kadınlara dair bir kitabı da mevcut. aşkın metafiziği olarak da geçiyor bazı kaynaklarda da o iki kısım ayrılmış vaziyette olabilir. aşka evrimsel psikoloji açısından yaklaşmış fakat kitap yarısından sonra tekrar ediyor yarısını okusanız yeterli zaten kısa kitap 50-60sf falan olması lazım.
genel olarak schopenhauer'nın felsfesi metafiziğe fazla girmeyen, gerçekçi bir bakış açısıyla dünyaya odaklanan, evrimsel psikoloji açısından da çıkarım yapan ve çoğunluk tarafından anlaşılabilecek bir felsefedir.
Dünyadaki en boş gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. Çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar."
Bunu diyebilecek kadar akıllı ve gerçekçi bir filozoftur. Evet.
böyle çılgın ve böylesine bilge bir ustanın söylediklerine geneli itibariyle katılıyorum.
sürekli yazarların anlaşılabilir olması gerektiğini savunmuş ve her zaman açık bir dil ile düşüncelerini ifade etmeye çalışmış eşsiz bir deha.
keyifle okuduğum çok yazar olsa da schopenhauer in teserinin ana sebeplerini dil bilgisindeki ustalığıyla izah edebiliriz zannederim. son derece yalın, söylenecek olan şeyi her defasında en doğru cümle yapısıyla ifade ediyor oluşu bunun göstergesi.
burun kıvırınlar hiç değilse bu yönüyle bile kendisi önünde eğilmelidirler.