şuan anlamlandıramağım bir duygu seline kapılmış ruhumun istediği müzik türü.
her ne kadar arap kültüründen alınan ezgilerle dolu olsa da arabesk demek benim için her zaman iç acıtıcı olmuştur. niye lan? müzik her yerde müziktir. bunu bir milletle anmak neden? neyse bu yazımda müziğin millileşme konusunu tartışmaya çalışmak için uğraşmıyacağım.
çalan şarkı müslüm gürses in bir avuç göz yaşı adlı şarkısı. metal veya trance müzik cinsi bir müzik türünü dinleyen kişinin klasik müzik dinlermiş gibi arabesk müziğe bok atmasını hazmedemiyorum amına koyayım (arabesk müzik kanıma karışıyor sanırım). tek sorun ne fakirin dinlemesi mi bu müzik türünü? şu varoş kesim. ne yapsınlar lan bu adamlar? aşağılık müzik kulaklarını aldırsınlar mı? eğer bunu düşünüyorsanız sizin müzik kulağınıza sokayım.
ben bu müzik türünü nirvana, iron maiden, acdc, gnarls barkley, editors... vs. herhangi bir müzik türünü işleyen kişi yada grupları ayıla bayıla dinleyen biri olarak çok hazetmesem de arada sırada dinlerim. bu ruhun diğer ruhlara olan konumuyla açıklanabilir. bazen çok yalnız bazen herkesin ortasında...
sırf bir isimle beraber anılmak için kasmayın kendinizi. fanatikleşmeye gerek yok.
edit: bu da müslüm gürses in sevdiğim 3-5 şarkısından en iyisi;
--spoiler--
kamyoncu: ah yavrum, üzülme kızım. ben seni bir yere yerleştiririm. evet, yerleştiririm kızım. yerleştiririm yavrum. yerleştiririm birtanem.(bu arada omzuna yatmış müjde ar'ı yavaştan okşamaya başlamıştır)
müjde ar: baba ne yapıyorsun?
kamyoncu: ben ne yaptığımı biliyor muyum?
müjde ar: delirdin mi? babam yaşında adamsın.
kamyoncu: bu devirde babana bile güvenmeyeceksin.
--spoiler--
sanıldığı gibi, 70 lerin türkiyesinde köyden kente göçün etkisiyle ortaya çıkmış bir kültür değil, eski mısırdan yayılan, avrupadan japonya ya kadar tüm dünyayı etkileyen, klasik balede iki figüre adını vermiş, ayrıca mimari de kullanılan süsleme sanatıdır. türkiyede ki karşılığı her ne olursa olsun aslı köklü bir kültürdür. sözlük anlamı araplara ait olan arap etkinliği demektir.
ayrıca şu an pop müzik diye dinlediğiniz şarkıların çoğu araplardan alıntıdır.
esasen batıda özgün bir sanat dalını ifade etmesine karşın; ülkemizde arap müziğiyle türk halk müziğinin harmanlanması sonucu ortaya çıkan lümpen müzik türünü iade etmekte kullanılır.
--spoiler--
batıda friedrich schlegel; arabesk kavramını şiire aktararak, onu şiir sanatının en yüksek düzeydeki anlatımıyla birleştirir. schlegel, romantizmin en düzeyli sanat yapıtının arabesk biçiminde ortaya çıktığını iddia eder. hayal gücünün tüm karmaşıklıklarına izin veren arabesk kavramını diderot, sterm, jean paul sartre gibi yazarlar da temsil ederler. E.T.A hoffmann ise schlegel e dayanan görüşlerini müzik alanında arabeske uygulamıştır. Her şeye karşın batılı aydınlar arabeski (arabesque) estetik düzeyde anlayıp, değerlendirmişlerdir.
--spoiler--
bunun yanında yılmaz öztuna türk musıkisi kavram ve terimleri ansiklopedisinde arabeskin sosyolojik kodlarına da değinmiştir.
--spoiler--
Mûsikîmizde Arap Mûsikîsi tesîri, Sâdeddin Kaynak ın Mısır mûsikîsinden adapte film sarkılan ile başlamışsa da, bugünkü Arapeskte, Arap mûsikîsinden fazla Hind mûsikîsi ve ondan da fazla Güneydoğu halk mûsikîsi tesirleri açıktır. Adetâ Güneydoğu Anadolu mûsikîsinin dejenere edilerek şehirde okunan bir şekli, bir lahmacun mûsikîsi halindedir ve gerek güfteden, gerek besteden dert, üzüntü, sıkıntı, büyük karamsarlık ve mutsuzluk taşmakta, millî kültür ve psikolojiye en olumsuz ve dejenere tesirler taşımaktadır. Kaset sanayiine dönüştürülen bu türün starları ve tacirleri türemiş olup çok zengin olmuşlardır. Bozuk bir Türkçe ile söylenen Kürd Mûsikîsi de denebilir. Bizim Mûsikîmizle az ilgisi olan bir moda türü mâhiyetinde bulunduğu için, Ansiklopedimizde, bu satırlar dışında bahis mevzuu edilmemiştir.
--spoiler--
gerçekten de arabesk o yıllarda başlı başına bir sektör haline gelmiş; arabeskin babaları olarak bilinen ferdi tayfur orhan gencebay müslüm gürses gibi sanatçıların birçok taklidi türemiştir. bu sanatçıların kasetleri milyonlarca satmış, filmleri gişe rekorları kırmıştır. halen ferdi tayfur un gülhane konseri 170 bin kişiyle en fazla katılımın olduğu konser rekorunu elinde bulundurmaktadır. bugün bu babaların birçoğu emlak zenginidir.
sıçazlamanıza sebebiyet verecek kadar iç karartır ve sebzeleştirir, tavsiye etmem, ama dinlemeden de karalayanlardan da haz almam. dinleyin ama benimsemeyin. radyoda denk geldiği kadar işte.
Türkiyeden kaldırılması gereken bir müzik türüdür, yahu neren gelmiş nereden doğmuş araptanmı gelmiş onu bunu bilmem ama kaldırılsın bu müzik böyle bir şey olabilirmi psikoloji bozan bir müzik türü kültürümüze yerleşmiş birde bunu söylüyorlae yahu falco-jeanny şarkısı bile yasaklanmış düşünün. Bir düşünmenizi istiyorum adam 15 saat işte bu müziği dinliyor eve gelince karısını çoluğunu çocuğunu dövmezmi? Onlara şiddet uygulamazmı? Dinleyenlerinde burakmasını öneriyorum.
orta doğu kökenli bir müzik türüdür. mısırlı müzisyenler (örn:abdulvahab) özellikle bu tarzı çok benimsemişlerdir. ülkemize orhan gencebay tarafından getirildiği söylenmektedir. keman, bağlama, def, darbuka gibi enstrümanlar çok kullanılmaktadır. daha sonraki dönemlerde yani 80 li yıllarda bu müziğin daha romantik versiyonu olan taverna/fantazi müzik türleri doğmuştur. arabesk daha çok yoksul kesime hitab ederken, taverna müziği daha varlıklı insanların istanbul boğazının kenarında (tarabya, beşiktaş, ortaköy) yer almış zamanın ünlü gazinolarında sıkça çalınan bir tür olmuştur.
ilk defa bugün, kanal 7'de izlediğim film. izlemez olaydım. 105 dakikalık filmi reklamlar hariç 84 dakika verdiler. tam 21 dakika kesmişler, boru mu bu sözlük! atalarına bacılarına cetlerine küfrettim!
öncelikle belirtmeliyim ki diğer 21 dakikayı izlemediğim ve birşeyler kaçırmış olabileceğim için sadece izlediğim kısım için değerlendirme yapacağım.
filmdeki absürdlük/ironi henüz filmin başından kendini belli ediyor. bir çok sahnede de dönemin yapmacık türk aşk/dram filmlerine yine yapmacık bir tavırla göndermede bulunup bolca taşak geçiliyor, dönemin filmleri ti ye alınıyor.
kör olan şener'in araba çarptıktan sonra tekrar görmeye başlaması, şener hastanede tedavi altındayken müjde'nin ameliyathaneden çıkan doktora endişe içinde 'yaşayacak mı doktor?' diye sorması ve daha bir sürü sahne bunlare örnek verilebilir. ve dönemin filmlerinden alınan, bunlara benzer repliklere verilen yardıran cevaplarla film adeta 'nasıl taşak geçilir' sorusuna en güzel cevabı veriyor.
oyunculuklar ise bir diğer dikkat çeken unsur. şener şen ve özellikle uğur yücel döktürmüş. ve şunu hissettim ki, sanki uğur yücel'e the godfather daki marlon brando( namıdiğer: don vito carleone) havası verilmeye çalışılmış papyon, takım elbise, saçlar, karizmatik kalın ses ve sigara ögeleriyle.
evet film bir komedi filmi ve gayet de iyi güldürüyor. ancak bir kemal sunal filmi kadar da komik olduğunu söylemek mümkün değil.
ve son olarak, filmin en güldüğüm sahnesi ise şener şen'in çöldeki serapta müjde ar'ı görmesi eşliğinde allahım kör et beni! diye şarkı söylemesinin ardından diz çöküp 'allahım görmüyorum. sana çok şükür görmüyorum. kör oldum' demesi.*
alkol almadan kafayı güzelleştiren tek müzik türüdür. acının dibini yaşatır bünyeye öyle herkes dinleyemez, kaldıramaz. şu sözlere bakın ki bir ruh hali ancak böyle güzel tasvir edilebilir: aşk olmasaydı böylesine yanmazdım
senden bir melek yaratıp secde edip kalmazdım
ben ne dilenci
ne de bir gurursuzum
çok sevdiğim için böyle aşık böyle mutsuzum