bugün sen hasta oldun ya anne çok koydu bana, sen bizim streslerimizle hasta ettin kendini ya, vicdan azabı bırakacaksın be sultan bize...oysa sadece bizim konağın değil civarın sigortasısın sen, dayanağı ve danışmanısın, ha deyince başvurduğusun, iyi bak zatına...
evlatken bambaşka, kendin o ünvanı alınca bambaşka. tüm kadınlara illa ki tavsiye. kadın olduğunu bir kere daha hissettiren, bize özel kutsal armağan annelik.
bana seslendiğinde bazen şöyle derim kuzuma 'bi daha anne desene'
önce bakar suratıma şaşkın, sonra cilvelenerek 'anne' der ya; işte orda al ciğerine sok. öyle bişey (acaba bunu (bkz: evlat) bölümüne mi yazmalıydım yav?)
anne olmanın yaşı belli değildir. 19'unda da olunur anne, 40'ında da. Ama her anne çocuğuyla birlikte bir kez daha büyür. Bir kat daha olgunlaşır..
Ve annemm... Gençliğini bize, çocuklarına adamış. Bizimle oturup ağlamış. Bizimle eğlenmiş. Bizimle büyümüş canım annemmm... Ve hala bizim kadar deli, bizim kadar canlı.
kıyamayan, kızan, bağıran, kızdığın, bağırdığın ama küsmenin olmadığı, güzel yemek ve sonsuz emek... çok seviyorum aslında seni anne, şu klişe kuşak çatışmaları gölgelemese ilişkimizi ve karşılıklı beklentilerimizi...
çocuğunun çok severek aldığı mor renkli balığın öldüğü anlaşılmasın da saftirik yavrusu üzülmesin diye defalarca aynı renkte balık alıp çaktırmadan kavanoza koyan kadın.
+ bifincancay bu süs balıkları hemen ölüyomuş ama ya neden aldın? yazık.
- ohoooo sen ne diyosun olm. üç yıldır yaşıyo benimki.
+ harbi mi?
- adı bisküvi.
hakkaten malın önde gideni bir insanım. üç yıl fark etmez mi insan? tipleri başka başka balıklar.. rengi tutuyo diye.. aynı balık sanar mı hepsini?