alçakgönüllülüğü, utangaçlığı, masumluğu, sevimliliği, saflığı, sapsarı saçları, masmavi kocaman gözleri, kısa boyu, meryem üzerli gibi aksanı, bir şeyi incelerken anime kızları gibi aval bakışı ve kusursuz yemekleri ile onsuz yaşayamayacağım, kendisine olan sevgimi her gün dile getirdiğim ve tapındığım muhteşem insandır. yanakları kızdırıncaya kadar 2 yandan sıkılır. kızınca çok güzel oluyosun denir ve güldürülür. gülerken yanağına koca bir öpücük kondurulur. onsuz 1 saniye yaşayamam ya. elbet birgün öleceğini düşündükçe kahroluyorum. şimdi düşünürken bile gözlerim yaşardı. birgün adam olursam sırf annemi mutlu etmek için olacağım.
bu hayatta babam kadar şanslı insan tanımıyorum abi.
6 sene oldu. lise arkadaşımlardan duygu, ismiyle müsemma, belki de sınıfın en duygusalı. en değerli varlığı kansere yenik düştüğünde onunla beraber biz de ağladık. 6 senede o kız bu acıları belki yavaş yavaş atlattı ama benim annemle olan ilişkilerim artık 6 sene öncesinden çok farklı.
insan en çok sevdiklerini üzer annem. seni ağlattığım zamanlar bunu da unutma olur mu? seni sevdiğim için üzüyorum evet, hayırsız evladım belki, ondandır.
öyle bir an geliyor ki annemin sesi cennetten bir şarkı gibi geliyor. normal zamanlarda değil sadece gerçekten yaşadığım anın her an bir anı olduğunu anladığım zaman.
'' allah boş zamanında yaratmış'' cümlesi beğenilen binlerce orospu veya piç için şuursuzca kullanılır.elbette bu cümle yanlış. allah boş zamanında anne sevgisini yaratmıştır.üç saat telefonunuz kapalı olduğunda ağlama krizlerine girer, sürekli felç geçirecek diye korkarsınız. asla istemeyeceğiniz kadar sever, batar aşırıya kaçan sevgisi. hele hele de anneniz eski devirlerin masumiyetini, temizliğini bu çağda yaşatan bir anıtsa tam hapı yutmuşsunuzdur. siz de onu ayrı bir seversiniz, kimseyi sevmemek istediğiniz halde.artık maalesef anneler, anne sevgisi bile yozlaştı. eski anneler çocuklarını '' kuzum, yavrum, ciğerim'' diye severdi. şimdiki anneler '' aşkım, hayatım, şekerim'' diye seviyorlar. sevme şekillerinde evladı çağrıştıracak bir ayrıcalık kalmadı. şimdiki anneler çocuklarını iğrenç alışveriş merkezlerinde, fast foodlarda büyütüyor.
anneler böyledir işte. ne sizi, ne hayatınızı, ne düşünce yapınızı anlarlar. sadece severler, cömertçe ve sevgilerinin içlerinde kendileri de boğularak severler. intihar etmeme sebebinizdir, çünkü intihar sonucunda onun ne hale gelebileceğini düşünürsünüz.onun sevgisine layık olamadığınız için kahrolursunuz, bu yüzden çok sevmesini de istemezsiniz.yıllar öncedir.17 yaşındasınızdır.derdiniz vardır.sigara içersiniz. onun bunu öğrendiğinde yıkılacağını bilirsiniz. titizdir aynı zamanda. sigarayı balkonda; fayansa, demire, duvara bastırıp söndürseniz içtiğinizi anlar. 17 yaşında nazım hikmet'in de dediği gibi en değersiz eşyanız canınızdır. hiç tereddüt etmeden açıp göbeğinizin kenarında sigarayı söndürürsünüz. canınız acır ama anneniz öğrense daha çok acıyacaktır.
anne sevgisi anlamsız ama olağanüstüdür, kesinlikle allah vergisidir. şimdi çağın bozulmasından dolayı öyleleri anne oluyor ki, zaman geçtikçe etrafımızı çok daha fazla orospu çocuğu kaplayacak.hem manevi hem maddi ( gerçek) olarak.
beni burada arama
arama anne
kapıda adımı, adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne ağlama.
kaç zamandır yüzüm traşlı
gözlerim şafak bekledim
uzarken ellerim kulağım kirişte
ölümü özledim anne.
yaşamak isterken delice
ah.. verebilseydim keşke
yüreği avcunda koşan herbir anneye
tepeden tırnağa oğula
ve kıza kesmiş
bir ülkeye armağan
düşlerimle sınırsız
diretmişliğimle genç
şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
usulca açıverdi yanağımda tomurcuk
pir sultan'ı düşün anne, şeyh bedretinn'i
börklüce'yi
insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufcuk havalansın
beni burada arama
arama anne
kapıda adımı, adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne ağlama.
yani benim güzel annem
ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken
oturup yıldızlar icinde kendi buruk kanımı içtim
ne garip duygu şu ölmek
öptüğüm kızlar geliyor aklıma
bir açıklaması vardır elbet
geride masa üstünde boynu bükük
kaldı kağıt kalem.
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye
kızma bana.
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp kokluyacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda.
yaşamak ağrısı asıldı boynuma
oysa türkü tadında yaşamak isterdim
ölmek ne garip şey anne
beni burada arama
arama anne
kapıda adımı, adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne ağlama.
kısacası güzel annem
bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
gülmek umudetmek özlemek
ya da mektup beklemek
gözleri yatırıp ıraklara.
ölmek ne garip şey anne
baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne.
beni burada arama anne
kapıda adımı, adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne ağlama.
bekle beni anne.
bir sabah çıkagelirim
bir sabah anne bir sabah
acını süpürmek için açtığında kapını
beni burada arama anne
kapıda adımı, adımı sorma
saçlarına yıldız düşmüş
koparma anne ağlama.
bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
sedef kakmalı bir kutu içinde
vermek isterdim çocukların ellerine
sonra, sonra benim güzel annem
damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza
gecenin kıyısında durmuşum
kefenin cebi yok
koynuma yıldız doldurmuşum
koşun çocuklar koşun
sabah üstüme üstüme geliyor
uçurumlar ki sende büyür
dağdır ki sende göçer
ben bayram derim çiçek derim
çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
gül yanaklı çocuğa benzer
yinede oğlunu yitirmek ne garip şey anne
her kavgada ölen benim
bayrak tutan çarpışan
her kadın toprağı tırnaklıyarak
doğurur beni
özlem benim kavga benim aşk benim
adı başka sesi başka
nice yaşıtım
koynunda çiçekler
çicekler içinde yeni bir ülke getirirler.