Doğduğum, büyüdüğüm, muhtemel ki öleceğim şehir. Güzellikleri yoktur. insana azla yetinmeyi öğretir. Başkenttir. Cumhuriyetin kurucu ruhu ve teminatıdır.
18 yaşımdayken ben başka şehirde üniversitede iken doğup büyüdüğüm şehirden ailem buraya taşındı. 22 yaşımdan itibaren 3 yıldır düzenli olarak bu şehirde yaşamaya başladım. Bu şehirde bir aşk, iki iş yeri tecrübesi ve hala kontakta olduğum köklü dostluklarım dışında yeni bir çevre edindim. Yaşadığım ilişki kötü bitti unuttum gitti edindiğim çevre hala duruyor. Nedense şimdi askerde memleketimi değil ankara yı özlüyorum. Kötü biten ilişkimin de içinde olduğu hatıralar Kızılay ın her köşesinde duruyor ve oralardan geçerken yaşadığımı hissediyorum. Eğer hayatında birden çok şehirde bölüm bölüm yaşamışsan, senin hangi şehre ait olduğunu iyi veya kötü hatıraların ağırlığı belirler. Bana çocukluk ve ilk gençlik yıllarımı unuturmuş olgunluğa adım atmamı benliğimi farketmemi sağlayan şehirdir. Özledim ankara yağmurunu özellikle. Ulustaki büyük Atatürk heykeli ve Atatürk bulvarındaki pelerinli mareşal Atatürk heykeline her gördüğümde asker selam veresim gelirdi. O heykelleri de özledim. Anıtkabirin muhteşem hissiyatını da.
Bu şehirde yaşayanlara harbiden üzülüyorum bakın.
Parklardan başka gidecek yerleri yok ya. Ne mavisi var ne yeşili ne doğası ne tarih yapıları. Bi Anıtkabiri var işte bi de parkta çekip instagrama attıkları 854286 adet fotoğrafları ansjsjmsd.
Hayır yani bu şehri acayip elit, metropol, öğrenci şehri diye falan yutturmayın, yemem.
En güzel yanı fıskiyenin önünde yeşilin ortasında bir şeyler yiyip manzaraya bakma eğlencesidir. Üstelik yazın akşam vakitleri çok serin oluyormuş. Gitmek çok isterim bir zaman.