özlenilen şehirdir. bambaşka ve rüya gibi bir şehirde dahi olsan ve ankara'nın eksik tarafları da olsa seni aç bırakan yine de bu hasret, bu garip aşktan kurtulamazsın. Aklın hep biraz orda kalır, hep biraz onla bıraktıklarında.
bana hep gri gelir bu sehir,sanki sıra sıra dizilmis evleri,kucuk,kısa caddeleriyle canlılıktan uzak bir yerdir..istanbuldan bu sehre gelmek zorunda kaldıysanız,sevme sansınız yok gibidir.alısırsınız,insan herseye alısır ama sevemez..ben alıstım ama sevemedim..
istanbulda gece hayatına,gezmeye,tozmaya,ışıklara alışan insanların ''en iyi yanı istanbula dönüş yoludur'' ''hem orada deniz de yok'' diye ezdiği,ama bunların hiçbirine layık olmayan bana göre mükemmel şehir..
iç anadolu bölgesinin karasal iklim özelliğini ve bozkır bitki örtüsünü o kadar iyi yansıtır ki..bu doğa zımbırtıları en çok ona yakışır.. kar en güzel bu sokaklarda durur.kar topu oynamak en çok bu sokaklarda zevklidir..
insanın 16 yıl yaşadığı ilden daha özel bir yer olabilir..
memur şehridir.bürokrasinin başkentidir.
bu yüzden düzenlidir,öğrencilerin yaşaması için ideal yerdir..
hem ankara hukukvardır burada..
istenirse sevmek için bir çok neden bulabilirsiniz söz konusu ankara olduğunda..
grilik bile bir başkadır çünkü burda..
sanırım en güzel de yılmaz erdoğananlatmıştır ankara şiirinde..
hiçbir şey yoksa açın vega'dan dinleyin bir de ankarayı..
sırf o bile aşık olmanıza yetecektir bence..
kışın kafanda bere elinde eldiven ve üzerinde mont varken yüksel caddesinde insanları izlersin. koşuşturup dururlar. ilkbaharda aşık olursun muhtemelen tunalıya ya da bahçeliye gider cebindeki son parayı otobüse verirsin. sonra yaz gelir, sevdiğin gider kalırsın tek başına. arada sırada havuza gider sözüm ona deniz kenarındaymış ambiansı verirsin. sonbahar gelir sevdiğin döner, ama dönüşü muhteşem olmamıştır. çünkü artık sen onun sevdği değilsindir. vurursun kendini sakarya caddesindeki herhangi bir bara alkolün dibine vurup yakınlardaki bir dostunun evinde sızarsın. sonra kış gelir kafanda bere elinde eldiven ve üzerinde mont varken yüksel caddesinde yalnız başına oturur ve maziyi anarsın. ağızdan çıkan kelimelerin farkında değilsindir. 'benim sevdiğim olur musun ankara? sen hep burdasın ve ben sensiz yaşayamıyorum'. işte 17-25 yaş grubu için ankarada yaşam böyle devam eder. 20 yaşında bunu söyleyen bir insansan eğer yapıcak birşey yoktur daha çok yolun vardır.
kimilerinin deliler divaneler gibi aşık olduğu kiminin de nefret ettiği bunun ortasının asla bulunamadığı yegane şehirdir. Kurudur, kuraktır; büyüktür, kalabalıktır ama yaşanılası, aşık olunası bir havası vardır güzeldir be ankara.
puslu şehir, mat.
renksiz ağaçlar, kokusuz vücutlar.
soluk ve eksik yaşanan hayatlar.
cansız, unutulmaya yüz tutmuş sokaklar.
tat vermeyen kelimeler, anlamsız olanlar bir de üstüne.
yazın sıcağının bile buz gibi terlettiği şehir, korku salan.
sahte insanlar.
oyun oynamayan çocuklar.
anlamsız anlamlar ifade eden bıçaklar.
takım elbiseliler.
güneş vurmayan siyah gözlükler.
ağlamayan bebekler.
gece yarısından önce sönen ışıklar.
rüzgarı bile fısıldayamayan şehir.
nefret ediyorum senden yaşadığım duygu olmasa...
denizi olmaması önemli bir eksisidir, tek sorunu değildir...tarihi yoktur, sıcaklığı yoktur, samimiyeti yoktur, estetik değildir göze gönüle hicbir yere hitap etmez, yapaydır...başlı başına bir olmamışlık abidesidir ankara, eğretiliktir. üstüne üstlük bir de başkenttir. esas sorun da burdadır zaten, başkent olacaksın yahu?
edit: kötüleyen arkadaşlarım, siz ankaraya bayılıyor olabilirsiniz, harika anılarınıza, cocukken koşup oynadığınız parka ev sahipliği yapıyor olabilir ama bir başkent olarak utanılası olmadığını hangi planlamaya, hangi estetik anlayışına dayandırabiliyosunuz merak ettim gercekten.
tek suçu denizinin olmayışıdır.. bulabildikleri tek eksik budur ankara düşmanlarının.. halbüsü sivas'ın da denizi yoktur,erzurumun da,gaziantep'in de, kütahya'nın da denizi yoktur..hatta adı "deniz li",yani denizi olan anlamına gelen denizli'nin bile denizi yoktur.. ama varsa yoksa ankara'ya yüklenilir..denize tapmıyorsanız hiç bir sorununuzun olmayacağı,kin kusmamanız gereken şehirdir..
bahtıma çıkan karaları silmek için kullandıgım bir silgidir.
etlik te; herhangi bir binanın üst katından gece manzarasına dalarak biramı yudumladıgım..
oran da, yıldız da; herhangi bir binanın herhangi bir evinde dost sohbetlerine dalarak bogulmak istedigim..
kızılay da; dönerine, simidine, birasına gömüldüğüm..
outletlerinde kendimi kaybettigim..
ha bu arada uşak a gelince, doğru düzgün bir caddesi vardı. adliyenin ordan bedestana kadar yürünürdü. özlenmedi mi? özlendi tabi ama konu başka şimdi.
En ufak bir tatili bile değerlendirip,hasret gidermek için kaçtığım yuvam.. dandik kaldırımlarından dolayı sürekli takılıp karizmayı cizdiğim, kızlarına bakmaktan boynumun tutulduğu,esmerlerinin ağlattığı cocukluğumun geçtiği nadide şehir.. *
kuğulu'da havuzun sularının çekildiğini ve kuğuların ördeklerin havuzda "yürüdüklerini" görünce içim parçalandı..yazıktır,günahtır..zaten kuğulu'yu yıkıp yerine otopark yapan belediyeden anca bu beklenirdi..
ha bu arada,trabzona gelince hiç bir kızı beğenmememe neden olan şehirdir kendileri.. *
türkiye cumhuriyetinin başkenti.. kimine göre fazla gelişmiş köy,kimine göre medeniyetin göbeği, kimine göre ilk aşk, kimine göre yaşanmamış çocukluk, kimine göre memur şehri..
sizin için hangisi olursa olsun, etkisinden cıkamayacağınız kesindir, hele ankara'da kar yağıyorsa.. her gecen gün daha fazla ozlediğimi farkettiğim,icindeyken kıymet bilmeyip, allahın dağına gelince nasıl bi cennetin icinde yaşadığımı anladığım mekanım..
(bkz: kelimelerin kifayetsiz kalması)