zamanında kafamıza göre takıldığımız, sakin sakin demlendiğimiz; her ne kadar varoşların mekanı olsada kodamanlarında takıldığı 50.yıl parkının açıldığı namı diğer çamlık'ı içinde barındıran il.
yüzüncü yıl semtinde 2 ay kadar önce kazılan yolların büyükşehir belediyesi ile çankaya belediyesi arasındaki anlaşmazlık yüzünden halen asfaltlanmadığı şehirdir. oradan her geçişte, yolun bozuk olmasından kelli hoplayıp duruyoruz. arabaların tekerlekleri de geberiyor. insanda huzur bırakmayan cinsten.
belediyecilik açısından dünyanın en şanssız başkenti. parti ayırt etmeksizin hepsi yatmaktadır. Sonuçları yürünmeyen kaldırımları, saçma trafiği ile çekilmez bir şehir.
sokaklarının ardında deniz olmasa da sevdirir bu kent kendini size içinde ki yaşanmışlıklar soğuk ama anılarla dolu olmasıdır bu denli sevgi. sokaklarında yürürken hep tanıdık anılara rastlarsınız ve sırf onları görmek için yürüsünüz bazen.
doğup büyüdüğüm, bazen nefret ettiğim fakat gidince de özlediğim şehir. aslında zordur ankara. istanbul veya izmirden sonra alışmak zordur. fakat alışırsanız bu rutine, hep ararsınız. ben ise sadece mola vermek istiyorum ankaraya. yoruldum çünkü griliğinden.
Türkiye'de kent planlamasının olduğu tek şehirdir. Park ve yeşillik alanı yüzdesi olarak Avrupa'nın ilk 5 başkentinden biridir. Başınızı ne tarafa çevirirseniz çevirin bir park görürsünüz. O parkları gördükten sonra oturup dinlenmemek elde değil. 2009 yılı itibariyle 16 yıldır başında Melih Gökçek'in bulunduğu kent olmakla beraber, kanımca Gökçek ölmeden Başkent'e başkaları belediye başkanı olamayacaktır.
çöl olma yolunda emin adımlarla ilerleyen şehir. susuzluk da gelince ankara'da uzun yıllar geçirilmeyeceğini anlıyorsunuz. en iyisi koşarak kaçmak. çünkü özellikle yazın sıcak kalabalık otobüslerden sonraki susuzluk tam anlamıyla cehennem.
Her ne kadar sıkılsam da başka bir şehre gittiğimde özlediğim yerdir Ankara. Çoğu insan denizi olmadığı için sevmez ama benim için bir başkadır. Sevmeyenlere gıcık olan tiplerdenim hatta. =) Her zaman için yeri ayrı olan şehir...
sonbahar mevsiminin en yakıştığı şehirlerden biridir. yerlerde sonbahar yaprakları, gri renkli gökyüzü ve yüzünüzü okşayan hafif bir rüzgar... birlikte büyüdüğümüz şehir. artık eski güzelliğini kaybetmekte git gide yaşanılmayacak bir hal almakta. ne böyle yönetecileri hak ediyor ne de kendisini günden güne mahveden bir halkı... kurtarmalıyım seni ankara. seni o yabancıların elinden almalıyım, onlar anlamaz seni, yıpratırlar seni, yollarını bozarlar, şehrinin en güzel yerlerine koca koca binalar dikip güzelliğini bozarlar; saçma sapan alt geçitler yaparak doğanı bozarlar, canını acıtırlar; küçük, şirin çay bahçelerini kapatıp, yerine gürültülü, kalabalık adını bile söyleyemediğimiz kafeler açarlar; suyunu değiştirip -herşeye rağmen- kucağına aldığın halkına * içilemeyecek su verirler; güç durumda olan bazı ankaralıların karda, kışta, yağmurda, çamurda halk ekmek kuyruğunda sıra bekler. insanları kuyruklarda perişan eden yöneticin ise bu durumu halkına en iyi hizmetleri verdiğini söyleyerek açıklar. günden güne hırsızlarla, gaspçılarıla, tacizcilerle sayın artıyor ankara, biliyorum sende korkuyorsun, ürküyorsun ama umutlu ol, kurtaracağız seni ankara, güneşli günler göreceğiz hep birlikte... kurtaracağız seni barbarların elinden...