sen ellerimde
sen gözlerimde
issiz geçen her gecemde
herseyinle yanimdasin
en zor bu gerçekten
sevdiğimi söylemeden
ayrildim yine senden
yoksun sen aslinda
yalnizim bu kumsalda
neler neler yapiyorsun
bensizken ankara'da.
--spoiler--
sen ellerimde
sen gözlerimde
ıssız geçen her gecemde
her şeyinle yanımdasın
en zor bu gerçekten
sevdiğimi söylemeden
ayrıldım yine senden
yoksun sen aslında
yalnızım bu kumsalda
neler neler yapıyorsun
bensizken ankara'da
--spoiler--
haluk leventin ankara şarkısında geçen bi an can acıtan sözdür. ankara'da olan sevgiliye ufak bir serzeniştir. güzel günler geçirilen ankaraya dert yanmadır. denizi olmasada kışları zor olsada ankara sevdası vardır.
insanlarının gayet kibar olduğu memur ve öğrenci şehri. ayrıca sıkıcı da değil. her kesime hitap eden çok güzel mekanlar var. tam tamına bir türkiye şehri, dört mevsimi aynı günde yaşaya da bilirsiniz. daha n'olsun. **
sonbaharı ilk defa sevdiğim şehir. ankara'yı her düşündüğümde, aklıma gençliğimin masum bakışlarıyla yapraklarda her ton yeşil, turuncu, kırmızı, sarı ve kahverenginin ahenkle dansedişini, güneşin insanı yumuşak sıcak bir battaniye gibi sarmalayışını, saçlarımı uçuşturan tatlı rüzgarı keşfedişim aklıma gelir. daha sonra sonbaharın her yerde güzel olduğunu farkettim tabii, ama yine de ankara denince hatırladığım ilk şey güzel bir sonbahar resmidir.
mutluluğun ve güzelliğin denizde, turizmde olmadığını bizlere gösteren tokat gibi bir şehirdir. belli başlı semtleri haricinde yaşanılası en güzel şehirdir. insanları türkiye standartları üzerinde kibardırlar. güneyi, batısı, doğusu ve kuzeyi, tamamen birbirinden farklı iklim kuşaklarına sahiptir. bazı ilçeleri görülmeye değerdir. buram buram aşk kokar bu ortamlar. ankarada aşık olmak bir başkadır. bandımızı biraz ileri sardığımızda, size sözler ile asla anlatamayacağım bir kıbrıs köyü vadisi var ki... allahın mucizesine tanık oluyorsunuz. sadece o bölgeye masus karadeniz iklimi 300 çeşit bitkinin yetişmesine olanak sunar. ön yargılarızdan arınarak gelin bu şehrimize...
nesine dikkat ederseniz öyle göreceğiniz şehirdir.
ayrılıkta gri, aşkta rengarenk, sonbaharda romantik, yazın gezilesi...
belki denizi yoktur ama ankara'ya alışmış insan denizi aramaz. tatillerin ankara'ya dönüşünü seversiniz, kibardır insanları, başka şehrin insanı hemen kendini belli eder. kabalıktan değildir, ama ankara'ya uymaz. sıkılır orada.
memur şehridir, ama ankara bitanedir. asla ayrılamayacağım şehir.
uğruna izmir'e taşınma fikrini salladığım şehir...
türkiye'nin yönetim merkezidir.*bünyesinde bir çok üniversite, kurum, bakanlık, askeri birlik komuta merkezleri, konsolosluklar barındırır. öğrenci ve memur çoğunluğu vardır. yönetenlerden öte gelen yolları, havası, bilindik caddeleri, kokusu özellikle merkezi kızılay ve ulus civarı bir türlü doğru yola sokulamamaktadır. büyük bir toplu taşıma çilesi vardır, bir başkente yakışmayacak bozuk mimariye sahiptir, kültürel faaliyetleri çok göze çarpmaz çünkü insan kültürü alacak yere çıkmaya gidemez bir türlü, midesi bulanır, kalabalıktan, gürültüden, sıkıntıdan sürekli sevgili belediyesine ve sayın başkana öpücük yollar. bir metro var bu şehirde hiç bir yere gidemezsin, çünkü bitmez asla, hep aynı afiş asılıdır üstünde ve gülümseyen öptüğümün başkanı ''hızla tamamlıyoruz'' der on yıla yakın zamandır hep aynı masal başlangıcını tekrarlar. aslında yıldızlar bile çok uzaktır bu şehirde geceleri, dilek bile tutmana izin vermezler öyle az parlarlar ki ama olsun en büyük aydınlığın kabrine istediğin zaman dokunursun, anıtkabir yanındadır ve her şeye yönetenlere ve yönetilenlere rağmen ankara'yı seversin işte atanla aynı şehirde uyuduğunu biliyorsun, ayrıcalıklısın diye.
gri şehir, resmi şehir, kravatlı şehir tarzında benzetmelere hedef olmuş, aslında sonbaharın en güzel geçtiği yerlerden biridir ankara. melankoliyi bünyeye öyle işler...
''hacı burada deniz yok yeaa'' diyen kara balıklarının hışmına uğrayan kent. gelmeyin o zaman arkadaşım bu kente. yalnızlığıyla bırakın bu kenti. bu kentin bok atacaklara değil seveceklere ihtiyacı var. ondan değil mi zaten: ''ankara'da aşık olmak zor iki gözüm.''
şimdi uzun uzun bir şeyler karalasam biliyorum ki söversiniz. mühim değil.
bu şehre yerleşmek üzere ilk geldiğim günü çok iyi hatırlıyorum, şaşırdınız di mi lan.
annem sarıldı, öptü, ağladı, kendine iyi bak, insanlara güvenme dedi gitti. hamurumdaki kazmalık cümlenin sonunda saklı. konuyu dağıttık yine lan. neyse.
evet ilk geldiğim gün. üniversiteye başlıyorum ama yaşım epey bir küçük. insan o yaşta liseye başlıyor lan. neyse abartmayalım 16 yaşıma girmişim. gözüme ilk takılan takdir edersiniz ki duvarlardaki devasa i melih gökçek posteri oldu. moralim bozuldu. 18 tercihten sadece 2 tanesi ankarayken, nasıl oluyor da burdayım dedim kendi kendime.
sonra zamanla ilk ankara travmam olan gökçek posteri sorununa çözüm buldum. yürürken rastlarsam sakızımı balon haline getirip o baloncukları göz kısmına yapıştırdım. evet melih, onların hepsini ben yaptım. ayrıca belirteyim sırf bu amaçla yanımda kutu kutu sakız taşıdım, inkar edecek değilim.
zamanla alışmaya başladık şehre söve söve de olsa. o ikileme başka bir şey esasında ama, anladınız söyletmeyin.
yeni insanlar, tanımadığın yüzlere aşina olmaya başlama, ergenlik tabiriyle ortamlara akma. ikinci travmam da tam bu mevzu üzerine zaten. ilk bir senemde her mekana girişte sıkıntı yaşadım. hayır yaş 16 ama görüntü 13 öyle bir fena durum. sıçmışım sıvıyorum yani. hiç unutmam en çok da saklıkent duman konserine giremeyince üzülmüştüm lan. hayır neyine senin o yaşta saklıkent demedi kimse tabi, bilet de elimde patladı. şimdi s.kseler gitmem o ayrı. yine büyük konuştuk, neyse unutun son dediğimi.
zamanla çevresi sabitleşiyor insanın, hoş. insanları tanımaya çalışmaktan yorulmuş bünye artık cebinde hali hazırdaki dostlarla yaşamını idame ettiriyor, o daha da hoş. zuhal olcay'ın ankara da aşık olmak zor deyişinin sebebini anlıyor insan. ankara soğuktur. ankaralı'ya aşık olmak üşütür.
geçiyor biraz zaman. burnunu nereye soksan bir tanıdık çıkmaya başlıyor. selamlaşmalardan zevk almaya başlıyorsun.
favori mekanların oluyor. misal su'dem diye bir mekan vardır, kıymetlidir benim için. o mekanın binasını yıkan çankaya belediyesi'ne de yeri gelmişken ayrıca sövmek istiyorum. o binayla birlikte anılarımı da yıktınız lan!
yılmaz erdoğan'ın ankara şiirini dinledikten sonra ankara'yı en çok kış mevsiminde sevmeye başladım. üşüdüm, sarıldım. kulağımda kulaklık mp3te yılmaz erdoğan, yanımda güvendiklerim çok yürüdüm. en kötü sesimle yükseklere çıkıp bağırdım, çığlık attım, rahatladım. konur sokakta eylemlere katıldım. her ergen gibi yüksel'deki heykellerle konuştum. güven parktan geçerken hep arkayı kolladım. herkes gibi kızılay'daki çevik kuvvetten laf yedim.
11'de biten otobüsler yüzünden tüm sermayeyi hep taksicilere harcadım. varlığından asla yoksun olmayacağımı bildiğim gerçek bir dost edindim. ankara'yı en çok onunlayken sevdim. meclisin önündeki parkta inadına karl marx okudum.
belki istanbul gibi tapılacak, izmir gibi aşık olunacak bir şehir olmadı ankara hiç.
tapılan anıların yaşandığı, şahsi kıymetler üzerine kuruludur ankara. her bir kaldırım taşındaki gülümsetecek hatıralarına aşık olur insan, kendisine asla.
hem bir öğrenci için en idealidir, dağıtılan zibilyon bildiriyle senelik defter ihtiyacı karşılanır. vallahi, denedim bizzat. lakin konur'da her uzatılan bildiriye atlamanız gerekiyor, es geçmeyin.
son olarak:
simdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yagsa
elim gönlüm,
çocuklugum buz tutar. *
150 küsür günlük askerliğim sırasınca, mamak, mebs, kara kuvvetleri komutanlığı nda kol gibi bir askerlik, bentderesi ni bolca ziyaret eden, sivri burunlu asker arkadaşlarım, yürüyen kravatlı ordusuyla, yarısının askerden oluştuğunu düşündüğüm bir popülasyon; yedinci cadde, güven park, meşrutiyet caddesi ve kızılay olarak aklımda ye edinecek olan, güzel ülkemin ilginç başkenti.