şimdi arkadaşım ben bu şehirde yaşayan insanları anlayabilirim bi nebze.
kimisi bu şehirde doğmuş,
kimisi bu şehirde doyuyor,
kimisi burada okuyor,
kimisi de bilmem ne...
ama şu zilyonlarca kuşun bu şehirde yaşama amacı ne?
hiç istanbul'u görmemiş mi bu kuşlar, izmir'e gitmemişler mi?
biri şu hayvanlara doğru yolu göstersin, yazık ömürleri bu şehirde sebepsizce çürüyor.
olmadı ben bir gün izmit'e giderken tutucam kanadından üç beş güvercinin getiricem fethiye caddesine bırakıcam.
yedi aydır bulunduğum, lakin hiç sevemediğim şehir.
manzara arıyor insan arkadaş. alışmışız bi güzel dağ manzarasına, bi deniz manzarasına. her taraf beton, doğru dürüst yeşil alan yok. arada desen zilyon tane, insanları desen soğuk, taş suratlı.
yiğit özgürün dediği gibi istanbulda yaşamak bir hatunla heyecanla sevişmek gibi. ankara ise ev hanımıyla karşılıklı kahve içmek gibi. ha bir de bunun izmit boyutu var ki ona hiç girmeyeyim.*
Televizyoncuların inadına istanbul'u başken değerinde göstermesine rağmen Ankara başkentidir ve Türkiye'nin en gelişmiş şehridir. Türkiye'de Avrupa kent ödülü alan tek ülkedir.
"Yağmur dönerken kara, şarkılar var falımda
Hepsi sana, bu gece Ankara
Yağmur dönerken kara, yine yol var falımda
ister özle...
Yok, istersen hiç hatırlama"
çocukluk arkadaşımı bulduğum şehir.
öğrenciliğimde bu memlekette geçmiştir ama hiç kanım ısınmamıştır. nedenini bilmiyorum ama sevememiştim bu şehri, sevememiştim trafiğini, sevememiştim otobüs biletçilerini.
belki öğrenciliktendir...
lakin zaman geçti gitti. öğrencilik bitti, bu şehirden gidildi.
ara sıra iş için uğrandı buraya, en fazla iki gün kalındı, yine gidildi.
geçenlerde yine ordaydım. sakarya işhanı'nın 2. katında oturmuş, aptal bir kadına ''patronun ne zaman gelecek?'' diye soruyorum. o da ''bekle'' diyor, ''10 dakikaya burda'' diyor.
adam gelmek bilmiyor, benim çay bitmek bilmiyor. her boş bardağı masaya koyduğumda aptal kadın sesleniyor; ''doldurayım mı?'' diye. zahmet olmasın falan diyorum ama anlamıyor ki zerzevat... ''ketıl var ahaha iki dakkada çay hazır'' diyip duruyor.
başımın ağrımış sigara içicem ama yasak. dışarı çıkmam lazım... soğuk havada ziftlenip tekrar yukarı çıkmam lazım.
karşı taraftaki kursa gözüm takılıyor. daha önce kulağım takılmıştı zira güzel bağlama sesleri geliyordu.
kalkıp biraz karşıya taraf yürüdüm. duvarda bir kağıt ''keman derslerimiz başlamıştır''
içerden muhabbet sesleri gelince dersin bittiğini anladım. gençler bağlamalarını kılıflarına sokmuş, sırtlarına takmış gidiyorlar yeni maceralarına.
arkasından bir adam çıktı koridora. sigara çıkartı, yaktı. aklıma içerdeki aptal kız geldi, ''ulan madem koridorda sigara içiliyor, neden söylemedin embesil'' dedim içimden.
madem adam yaktı bir sigara, bende yakayım dedim. dedimde ben bu adamı birine benzetiyorum. kim lan bu? o da benim yüzüme bakıyor.
- selamun aleyküm
+ aleyküm selam kardeşim
- bi ateşini alabilir miyim?
+ al tabi hileli zar
- ..!?!?!?!?
nasıl ya? kim ki bu? adamı bir yerden tanıyorum diyorum ama adam beni zaten tanımış.
+ gakkoş, yakup şevki paşa ilkokulu.
- yığiki!
+ aksaray diyelim.
- mehmet?
+ yok o benim abim.
- fatih ahmet?
+ toprağım saçların yarısı gitmiş *
- seninkiler benden çok gitmiş *
+ akıllı adamın kafasında saç durmazmış *
çocukluk arkadaşımı buldum var mı böyle birşey. müzik kursu açmış, ders veriyor öğrencilerine. izmariti camdan milletin kafasına attıktan sonra; ''gel içeri girelim'' dedi. girdim kursuna baktım. masanın üstü yığınla fotokopi nota kağıdı dolmuş.
oturmak istedi koltuğuna... zorlandı.
''ne oldu belin mi ağrıyor'' dedim, ''yok'' dedi. ''bu bacak biraz zorluyor''
sıyırdı paçasını, plastik bir bacak. vurunca tak-tak diye ses geliyor. içi boş. bu protezlerin içi hep boş olurmuş, ondan öğrendim.
''ne oldu?'' dedim. ''vatan sağolsun'' dedi.
''nerede?'' dedim. ''hani'' dedi.
''zor oldumu?'' dedim. ''hiç acımadı ki'' dedi.
acımıyormuş ümmeti muhammetin yaraları. bozguncu fitne çıkarırken şeytan dostlarıyla, vururken mümini, satarken islamın kalelerini, ortak ederken kendine kafiri, yırtarken hilal ile yıldızını, yakarken mecusi ateşlerini; onla cihad eden ümmedi muhammedin canı acımıyormuş.
acımıyormuşta içi yanıyormuş. bedrin aslanlarından olupta şehadeti alamadım diyormuş.
çocukluk arkadaşımı buldum, tek bacaklı ama nur yüzlü kardeşimi buldum.
haftaya'da oğlunun sünnetine gidicem.
ankara tekrar sana gelicem. artık seviyorum, trafiğini, eksoz kokunu.
biz gurbetteki dostlardan birini sen barındırıyorsun bünyende.
en sevdiğim kuzeniminn olduğu şehir.
sokaklarında sallana sallana dolaşıp,alışveriş yaptığım şehir.
anıtkabirin olduğu şehir.
memurların çoğunlukta yaşadığı şehir.
(bkz: başkent)
aşık olacaksan ankara da aşık olacaksın ve de öğrenciyken aşık olacaksın üstadım. yağmurun altında iliklerine kadar ıslanacaksın. sonra sırılsıklam sarılacaksın sevdiceğine dünyanın bütün çirkefliğine inat. ankara da aşık oalcaksın istanbul u özleyeceksin. sevgilini özlediğin gibi. istanbul gibi bekleyeceksin sevdiceğini...