ilk zamanlar yaşaması, alışması hatta alışmaya çalışması bile zorken ayrılık vakti geldiğinde dönüp yakın geçmiş gözden geçirildiğinde bağlanılıcak * bir duygu, his, kişiye benzer bişey bulunduğu vakit ayrılınması zor olan, insanın içine koyan yer.
taksi şöförlerinin filozof*, yöneticilerinin de bir o kadar beyinsiz olduğu güzel ülkemin o kadar da güzel olmayan baş şehri.
hakkında sıkça söylenen güzel de bir söz vardır, derler ki; ankara, ankaralı olmayanların işlerini bir an önce bitirip gitmeye can attıkları bir yerdir.
yaklaşık 87 yıl önce türkiye cumhuriyeti nin kurucusu ulu önder mustafa kemal atatürk tarafından başkent ilan edilen şehir. mustafa kemal o dönemlerde yol dahi olmayan bu şehri başkent yapacağını açıkladığında batılı devletler elçi göndermeyeceklerini açıkladılar ama atanın kararı kesindi.
B:oğlum ne var bu izmirde
A:deniz var oğlum.asıl bu ankarada ne var a.q.bok gibi şehir.deniz bile yok.
B:eee oğlum bizde de bok gibi para var yapay deniz yaptırıyoruz.
17 nisan'da "demokratik yaşam" mitingi için gelip, sıcağını gördükten sonra adana'yı bana tekrardan özletmiş şehir. Ankaralı arkadaşların hepsi o gün "ilk defa bu kadar sıcak oldu" deseler dahi adana'da bile o gün gördüğüm sıcağı çok az görmüşümdür.
en kara şehir olmasına rağmen ayrı bir havası olan ve bu havayı yakalayanlar için yaşanılası başkentimiz.
bana her defasında "önemli olan Ankarayı sevmek" dedirten şehir.
6 yıldır okuduğum şehir olmasının değil lanet bir yer olmasıyla tanıtıyım. yazın güneşte yanarsın gölgede üşürsün, çok sıcak olur gömlekle çıkarsın kafana dolu yağar ne diyim ömrümü yedin be ankara.