istanbul ve izmir'i adım adım gezmiş, oralarda yaşamış birisi olarak söylüyorum ki: grisi bile sizi kendine çeken şehir.
şimdi "ıyy deniz yoğk" diye ağlayanlar sanki istanbul'da, izmir'de yaşayınca her gün denizi seyrediyorlar. ulan en son ne zaman deniz kenarında içtin, oturdun desek hatırlayamayacaksın. daha ne kasıyorsun?
ankara
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)...
18 senemi yiyen şehir, kız arkadaşlarım, üzüntülerim, sevinçlerim. ilk arabam.. ilk kez bir kızı öpmem, ilk kez aşktan kalbimin sıkışması, üniversiteyi kazanmam, ilk paramı kazanmam, çapkınlıklarım, okula giderken kardan donacağımı hissetmem, askeri lojmanlarım, mesafeler, eskişehir yolu.. aşti, armada.. her seferinde nefret etsem de genede içten içe sevdiğim asık suratlı sevgilim.