5 sene önce buraya gelirken,çekindiğim,korktuğum şehirdi.şimdi ise istanbul'a gidişlerim hariç hiç ayrılmak istemedğim,mükemmel bir yaz havası olan şehir.kıymetini daha küçük bir şehre gidince anlıyorsunuz.
çok pis küfürler edesim var, hem de hiç ayıp olmaz ona, ama buraya ayıp olur. karantinaya alınsın ne olur? insanlar çıkarılsın, yasaklansın burada yaşamak. almasınlar beni, kovsunlar.
Ankara'ya
Öyle yakışırdı ki kar..
Asfaltlar ışıldar,
Buz tutardı resmi yalanlar...
Kimse keman çalmaz belki ama
Çok keman çalınsın balolarında
Diye yapılmış
Gri
Sisli
Binalar...
bir türlü ne yapacağına karar verememiş şehir. bi sağanak yapıyor dışarı çıkarken şapka filan takıyoruz, sonrasında parlak bir yaz güneşi. bu sefer de yanıyoruz. şimdi yine sağanak. bi karar verse artık. dışarı çıkıcaz. giyecek bir şey bulamıyoruz lan bu yüzden. ya hep ya hiç.
istanbul'dan, baharla birlikte hareket etmiştim aslında ve buraya gediğimde biraz daha bahar vardı zulada. şimdi yağmak ile yağmamak arasında karakter bunalımları yaşayan bir hava var ve iki gündür varlığını sürdürmekte ısrarlı. gri derler -ki yalan gelir bana- bu şehir için ama o bile değil. daha belli-belirsiz bir şey var burada çözemediğim. bulutlar, her zamankinden ve herhangi bir yerde olduğundan daha garip.
garip bir şehir vesselam ve başıboş yürüyorm sokağa her çıktığımda.
istanbul dan gece saatlerinde döndüğümde, içime büyük bir huzur getiren şehirdir.
tamam istanbul iyidir, hoştur. deniziyle, boğazıyla, camileriyle, eminönünde balık ekmeğiyle bir efsanedir ama ankara ya geldiğimde sanki uzun bir tatilden gelen adamın evinin kapısını açmasıyla birlikte gelen mutluluğu gördüm dün gece.
bir yandan arabayı sürerken diğer yandan bomboş sokakları seyrettim.
ben seni seviyorum be ankara, soğukluğuna, griliğine, siyasetin getirdiği ikiyüzlülüğüne rağmen. seviyorum seni ankara.
seviyorum ben bu şehri. üniversitemin birinci yılındayım, eylül civarlarında istanbulda öğrenci olmak mevzuunu yaşarken, çankırı'da oturanailemi görebilmek, biraz daha sakin ve basit yaşayabilmek arzusuyla deli gibi hacettepe'sine yatay geçiş yapmak istediğim şehirdi. sanırım ben bu şehirdeki çözülmüşlük, dibe çökmüşlük havasını seviyorum ve bunalım bir anında insanın sırtına attığı küçük tıptıpları. şu an istanbul'dayım, bir hafta önce ankarada'ydım, bir haftadan özletti kendini. lakin hüzünler şehri olarak aklımda kalacak gibi. ikidir her gidişimden sonra acıyor içimde birşeyler.
ankara, bağrında büyüttüğün arkadaşım, sevdiğinin ölüm haberini, beni gülerek aşti'den uğurladıktan bir saat sonra almamalıydı. ayıp ettin, ikinci kez. üçüncüyü istemiyorum, hem de hiç.
deniz yok, içinde bir şey yok, gezilecek bir yer yok, sıkıcı, kara kuru gibi saçma sapan önyargı eleştirilerine maruz kalan şehir. onun havası, her nefes alışında içinde bir yerlere tutunur, ondan uzakta kaldığında da beynine beynine çıkarak kendi özlettirir, köpek gibi özlettirir. *
Huzur şehridir. trafik sıkıntısı istanbula nazaran gayet sakindir. iyi biliyorsanız yalnız başınıza bile gayet mutlu olabilirsiniz. 2 haftadan sonra ise sıkan şehirdir. mutlaka kafa dengi bir arkadaş gerekir. altınızda da araba olmalıdır ki sıkıldığınızda kafanıza estiği an mekan değiştirebilesiniz.
gridir...
sürprizleri yoktur pek.. yıllarca uğramasanız bile değişen bir şey yoktur pek denirdi bir zamanalar. ama artık hızla değişiyor. yükseli ve karanfili simit sarayları kapladı. engürü bazaar oldu, bilim sanat kitabevi kapandı. b,r dost direniyor bir de mülkiyeliler birliği..
gene de sevilesidir. özlenir uzaktayken...
kentim benim...