istisnalar olmakla birlikte sadece ankaralıların sevdiği şehir. herkes doğduğu toprakları sevdiğinden bu birşey ifade etmez. niğde den gelip ankara yı sevenlerde birşey ifade etmez. istanbul aşığı ankaralı izmirli çoktur. izmir aşığı istanbullu ankaralı çoktur. ama ankara aşığı istanbullu izmirli yoktur.
dostluktur ankara... kardeşliktir... bize gidelimdir , bizde yiyelim , bizde kalalımdır... " bende para var oğlum sen gel " dir... beraber dayak yiyip kahkahalarla seneler boyu hatırlamaktır... sevgidir ankara... izmirli , istanbullu gibi denizini boğazını değil , sebepsiz yere seversin ankarayı... tıpkı anneni sever gibi karşılık beklemeden... ayıptır ankara... " yanında kız arkadaşı var boşver " dir... içindeki anadolu hamurunu kaybetmeyen tek büyük şehirdir... işte bu yüzdendir ki sizin orada dost dediklerinize biz ankara' da arkadaş deriz... bizim burada dost dediklerimiz ise sizin orada yok. (alıntı)
yıllarını geçirsen de aştiye her inişinde insana yabancı gelen şehirdir ankara, her zaman bir mesafelidir sana, içli dışlı olamazsın.
penceresiz ufak bir banyoda duş alırken içeri dolan sıcak su buharıdır ankara, içini hem ısıtır insanın hemde bunaltır arada sırada.
hayatın aslından çekilen çizgileri belirgin bir fotokopidir ankara, güzel hatlara sahip lakin renksizdir gökyüzü bile gri gelir insana.
ilk gelişinde sevilmeyen yerdir ankara zamanla stocholm sendromu misali sevilir ama asla aşık olmazsın sen ona.
gençliğinde çok eğlenmiş, seneler önce kendi içinde sahili, denizi barındırmış lakin orta yaşa gelince eğlenceye sırt dönmüş, suyu çekilmiş gibidir, elinde iş çantası, üzerinde koyu renk takım elbisesi, hafif yorgun yürüyen bir insan misali durgundur ankara istese de hareketlenemez bundan sonra.
ey insan arşı yayla! ey bozkır! ey ankara!
seslen bana: ben senden nasıl uzak yaşarım;
bahtım, senin bağrından ayrıldığım an kara,
ben sendeki gözlerden feyz alarak yaşarım.
halep ordaysa arşın burda. dersen ne çıkar?
sende al atım için meydan da cirit de var.
başka yerin sahrası hız almaya bile dar!
ben sende heyecanım şahlanarak yaşarım!
koşarım bozkırlarda gem bilmeyen bu tayla,
hislerim sürü sürü benim, bağrım da yayla.
ana gibi, yar gibi kaynaştım ankarayla,
alnım gökten yukarı, mermerden ak yaşarım.
fatihin gemileri nasıl kaydı karada?
nasıl bir sızı vardır şerefli bir yarada?
ben böyle imkânsızlık içinde ankarada,
hayatımı sürerim, hislerimi yaşarım.
gönlümü atsalar da dünyanın bir ucuna,
düşer bir gülle gibi ankaranın burcuna,
bilmem şahin sığar mı avuçların ucuna,
ankarada ben böyle çırpınarak yaşarım.
behçet kemal çağlar
gibi bir şiirin yazılmış olduğu ve yaşadığım şehir.
beni yıl itibariyle termofor denen $ey ile tanıştırmış şehir. ne güzel bişiiymiş lan bu. ohh, şu anda iki adet termoforumla ankara'dan yazıyorum sözlük. ankara soğuğu mu? hah.
istanbul'dan daha fazla sevdiğimi fark ettiğim şehir. hayatımın doğumdan itibaren 18 yılını geçirdiğim istanbul artık bir yabancıdır, ankara benim evim olmuştur. demek ki önemli olan nerede değil, nasıl yaşadığınmış.
Memleket meselesi isimli filmde Antalya dan Ankaraya derdini anlatmak için gidecek olan öğretmenle, okulun hademesi arasında geçen konuşma şöyledir:
-Ankaraya gidip çözelim meseleyi
-Ankara da dayın varsa, yol 600 km dir. Ankara'da dayın yoksa Ankara, kaf dağının ardındadır.
(bkz: sonbahar) havasıyla uyanırsın hafif serin, yapraklar dökülmüş filan,
sonra otobüsle filan ümitköy taraflarına gidiyorsan eğer gözlerini kısarsın güneş gelmeye başlar gözlerine.. al sana (bkz: ilkbahar)!
sonra saat 12:00 civarı niye kazak giydik lan!? bu ne sıcak bugün hava güzel haa gibisinden sözcükler duyulur,, (bkz: yaz mevsimi)cicim pek sevdiğim için modu. *
Türkiye Cumhuriyeti'nin sıkıcı ve boğucu başkenti.
Ankara'da doğdum ve büyüdüm. Açıkçası sakinliği, Başkent oluşu ve Ata'mıza ev sahipliği yapıyor oluşundan başka hiç bir espirisi yok. Zaten belli bir yerden sonra o sakinliği adamı hasta ediyor. Ya gerçekten bu şehirde öyle gidilecek aman aman yerler yok. Kimse Behzat Ç, Pilli Bebek şarkıları yada Aşk tesadüfleri sever gibi zorlama güzelliklere kanmasın. Bu şehir 55 yaşından sonra güzel gelir bünyeye.
Şöyle açıklayayım; canın sıkıldı, dolaşmak istiyorsun ya işte öyle bir yer yok. Ha güzel restoranlar yok değil var ama herşey yemek yemek değil. Alışveriş yapacak güzel AVM'ler de yok değil ama insan her gün alışveriş yapacak değil ya? Zaten hepsi ışıklı, süslemeli beton yığınları. Tamam coğrafyası müsait değil,şöyle mavi bir deniz yada insanı ferahlatan bir yeşillik yok. Olabilir. Ama bozkırın güzelliği de yok işin ilginci. Estetikten ve karakterden uzak binalar, plansız büyümüş bir şehir.
Yine de Karanfil Sokağın hareketliliğini, Tunalı Hilmiyi, Arjantin, Filistin, Park Caddelerinin ve Minesera bölgesinin hakkını vermeden geçmeyelim.
Bir Ankaralı olarak son zamanlarda medyada bu kadar Ankara'yı konu alan dizi film çekilmesi felan bir garibime gidiyor. Belki gerçekten güzel şehir de, ben görmüyorum.
ekmek mushaf çarpsın, yalansa iki gözüm önüme aksın, yemin billah olsun ki, vallahi de billahi de bu şehirde deniz yok arkadaş! gittim, gezdim, gördüm, araştırdım, aradım, taradım bulamadım. ııh yok valla!
Ankaralı bir dostumun yazısıdır. izniyle paylaşıyorum.
--spoiler--
Ankara Çocuğu; Gerekirse aç gezer ama şık gezer. Kenar mahallede berduş, Bahçeli de Cankuş olur. izmir e gitti mi, istanbullular gibi yerleşmez. Bir an önce dönmek ister. Zarif adamdır, sinemaya tek gitmez gitse de tek çıkmaz. Benjamin Button gibidir yaşlandıkça gençleşir, Yediği balıktan, tuttuğu takımdan, sevdiği kadından vazgeçmez. Geliyorum dedi mi gelir, Gidiyorum dedi mi gider. Nereye giderse gitsin ankara yı över ve elbet bir gün yine ankara ya döner.
--spoiler--