18.02.2012 tarihinde yarimle sabah geleceğim ve 4.5 senemi okul hayatıyla verdiğim şehir.
merak ediyorum ankarada durumlar nasıl. deli gibi kar yağıyor fakat yollar ne alemde acaba? kızılayı, anıtkabiri ve diğer yerleri kar lastikli arabayla gezebilirmiyiz rahat rahat.
bu konuda ankaralı kardeşlerden yardımlarını esirgememelerini rica ediyorum.
bu sene haddinden fazla kar yağışı görülen şehir. dışarıya her çıktığımda beyaz rengi görmekten sıkıldım ama ankara sıkılmışa benzemiyor. hala yardırıyor.
yılmaz erdoğan'a saygım sonsuzdur bu böyle biline... ama onun ankara şiirinden esinlenerek bu şiir de benden olsun;
ankarada öyle yapişirdi ki kar..
ankarada öyle yapışırdi ki kar,
asfaltlar ışıldar, buz tutardı bütün yollar..
popomuzun üstüne oturup kalmayalım diye giyilen bütün botlar;
ucuzluktan alınmışsa su alırdı içine, ıslak çoraplar, ayaklar
ankarada öyle yapışırdı ki kar,
üzerine çıkan güneşe gülümseyelim derken kar erirdi sokaklarda, ve tabi;
kar gölüne dönmüş caddeler, meydanlar..
kimse saygı duymaz ama, insanlar yürüsün diye yapılmış kaldırımlar,
motosikletli kuryelerin önünden kaçarken çarptığımız tabelalar, bilboardlar
alnının ortasında ciddi bir devlet tedbirsizliği olan, kazalar
ankarada öyle yapışırdı ki kar,
yaşlıların yemeklerine atılan cinsten asfaltlara serpilen tuzlar,
ayaklarını kuru bir yere basmak varken, herkes ıslak olacak değil ya,
yaşasın ayakların kuruluğu;
çok kötü günlermiş gibi bu kışlık zamanlar,
her kar yağışında bir sonraki günün hesabını yapan, öğrenciler, işçiler, çalışanlar
kaymak, kolay bir aktiviteymiş aslında ankara sokaklarında,
kaymak, bu kentin en sevilen yemeği değilmiş aslında;
biz kaymağı severiz tanrım ama keşke ekmek kadayıfının üstünde olsa;
mağazalar önü çatlak mozaik,
basmamak için sek sek oynayan insanlar, ayaklarına, pantolonlarına su sıçramasın diye,
somut bir kuruluğa beşik kertilmiş olan, burada sırılsıklam kalan,
hülasa kente hukuk mukuk okumaya gelen o arada da görmediği sabah ayazına maruz kalan,
akdenizli, egeli anadolu çocukları
ankarada öyle yapışırdı ki kar;
hiçbir şey üstü kapalı bir mekan gibi umut vermez ankarada
yoksa bugün ıslanmayacak mı ayaklarımız duygusu çöker bütün insanlara;
kimse kuru kalmaz belki, belki bu kaldırımlar o kadar da fiyakalı olmayacak ama,
sokaklara biriken gölleri boşaltabilselerdi keşke kanalizasyonlara..
ankarada öyle yapışırdı ki kar,
asfaltlar, ışıldar, çamurlar..
şimdi ve sonra ne zaman ankaraya kar yağsa;
benim ayaklarım, çoraplarım çamur kokar
öğrenciler için mecburiyetlerle başlar...sonraları tuhaf bir bağlılıktır sokakları ,otogarı,havası vs. ve en güzel yanı nereye gitmiş olursanız olun dönüşte hep aynı tanıdık sıcacık yüzle karşılar sizi .
Şimdilerde şöyle bir kafanı kaldırıp baktığında yüksekçe konuşlandırılmış vinçler ve yarı inşaat halindeki büyük beton kütlelerinden başka bir şey göremediğin şehirdir. Bu durum insanı yıllarca yaşadığı şehirden soğutur. Şehrin nispeten değerli sayılabilecek meskenleri maalesef bu gökdelen görünümlü ucubelerle dolduruluyor.
daha önceleri kış aylarında kafanı kaldırıp baktığında 20 metreden ötesini göremezdin. Aklına bir evde tüten kömür sobası gelirdi. Onun ateşini hayal ederdin. Şimdiyse daha uzakları görebiliyorsun ama aklına gelen şey: "elde edilen rantı kaldırmak için gerçekten de bu kadar vince ihtiyaç var mı?" oluyor.
yine kara teslim olmuş şehirdir. iki saat boyunca yürüdüm ve evime ulaştım. Melih g.tünü sıcacık evinden çıkarıp belediyeyle bir ilgilenemiyor. ne tuz dökülüyo ne küreme arabası var. yollar buz. polis evinin önü felç. dolmuş yok. otobüs yalvarsanda almıyor zaten. gerçi alsa oda polis evinin önünde kalıyor. hiç birinde zincir yok. sokak lambasından gelen ses arkadaşımdan daha sinirliyim sözlük...
ben yollarının tadına baktım tuzsuz olmuş sanki. sonra bu akşam otobüs kuyruğunun sonunu aradım uzun süre, otosbüsten çok uzaklarda bulup sıraya girdim, neyse saatler sonra otobüse binip, arada bir kıç atan otobüsümüzde lan devrilmesek bari bakışlarıyla etrafı süzerek eve geldim. evet kar ankaraya hiç yakışmadı, çok sinirliyim. kızılay eryaman üç buçuk saat sürer mi lan?
geçen sene başlattığı geleneği bu senede sürdüren şehirdir. egoların kaymasından taksicilerin gitmemek için direnişinden yine kızılay dikmen arasını 3 saatte yürütmüştür. saçlardan çıkan buzları,her 10 metrede bir düşen insanları,açlıktan sinir sistemi bozukluklarını da saymıyorum bile. Sevgili melihciğim yine bize kar yalatacak mı?
ısınmamak da direnen şehirdir. ama gerçekten bokunu çıkardın artık. tamam kar yağdı mutlu olduk, ayağımız takıldı düştük hep birlikte katıla katıla güldük. ama evi ısıtamıyoruz lan. kendine gel artık.