içinde yaşarken, her gün kaçma isteği duyulan. Kaçınca rahatlanan, ancak bir gün kalıcı olarak ayrılındığında, ufukta kaybolana kadar , arkanıza bakmaktan boynunuzu günlerce ağrıtabilen bir şehir.
Parça parça özlenen şehirlere kıyasla (izmir , alsancak. istanbul, taksim) bütünü özlenen, parçaya inince anlam ifade etmeyen, lanet bir şehir.
neden sevdiğinizi asla anlayamadığınız, huysuz bir arkadaş gibi bir şehir.
ankara'da doğdum, ankara'da büyüdüm ve burada ölmek istiyorum. siz hergün atanızın mabedinin önünden 'günaydın atam' diyerek geçebiliyor musunuz? ben geçebiliyorum, bu bile başlı başına ankara'yı sevmeye yeter.
toplu taşımasını başarısız bulduğum şehir. kolayca zarar görebilen manyetik ego kartları, 11den sonra işlemeyen otobüsleri vs ile alışamadığım şehir. ve hala rock bar bulamamışımdır.
sehrin az disina ciktiginizda colden farksiz bi bozkir ne bi yesillik(yapay agaclandirmalarharic) ne bi nehir bicimsiz, ugursuz gozunun alabildigine bozkir. bu yonuyle asiri bicimde vegasa benzetiyorum.
upuzun istanbul yıllarından sonra yerleşmekten, alışamamaktan, havasından suyundan korktuğum ama beni portakal çiçeği vadisi ile sakarya caddesi, tunalı hilmi caddesi, bahçelisi ile, görece olarak istanbuldan daha sıcak, doğal ve az gergin insanları ve daha birçok güzel şeyi ile insanı kendine bağlayan üç ay ayrı kaldıktan sonra deli gibi özlenilen şehir.
kafayI yemek icin mukemmel bir yer.
Sevgili is icin bu sehirde bulunuyor haliyle ben de izinli dönemimde onun yanindayim, ne yazik ki o isteyken ben evde oturuyorum. Gidecek yer yok, görecek sey yok. Evde internet bok gibi vinn ile anca. Televizyon zaten yok. Kitap karistirayim dedim bulabildigim kitaplar hukukla alakali ders kitaplari. Diyeceksiniz bunlarin ankarayla alakasi nedir ?
ha ben de bilmiyorum ama olsun, ankaraya kafam girsin.