memleketim kayseri olabilir ama şehrim ankaradır dedirten ilklerin yaşandığı hayatın tadına varıldığı bir çok insan sevmeyerek hal yemiş olsa da kim takar la sizi bebeler siktirin gidin diyebilecek cürrette bunun yanında bir o kadar asil-i muazzam cağnım bir şehir.
Temmuz ayinin sapitmis oldugu sehir. Gelir gelmez hasta oldum. Bu sehire gelenin her turlu hava kosuluna hazirlikli gelmesini tavsiye ederim. Ayrica bol bol nemlendirici getirin zira turkiyenin en kuru havasina ankara sahip olsa gerek.
üniversite sonuçlarından sonra en çok duyduğum cümle budur herhalde. bu yönlendirmelerle belki de istemeye istemeye gittiğim şehirdi ankara. nasıl olacak, ne yapacağım, gerçekten sıkılır mıyım gibi düşüncelerle beraber tabi. ilk dönemler bunların etkisiyle zorlanmalar, biraz sıkıntı, düşüncelerle dolu günler.
sonrası mı? sonrası hayatımın belki de bir daha yaşayamayacağım kadar güzel yılları. şimdi de yavaş yavaş ayrılık vakti yaklaşırken ilk dönemlerdeki o şaşkın halini hatırlayıp gülümsemek. deniz bile yok orada diyenlere sen sakarya'da sevdiğin insanlarla bir bira içmenin tadını bilir misin diye sormaktır en basitinden ankara.
yazacak çok şey var aslında ama gece gece bu kadar oluyor. * bir de hani üniversite tercih dönemi falan bu aralar, kardeşlerim okur belki bu başlığı, onlar için de bir katkı olsun. düşünmeyin, ankara'yı yazın. denizi yok, güneşi fazla göremezsiniz belki ama hayatınızın en gerçek ve en güzel yıllarını burada yaşayabilirsiniz...
istanbul ve izmiri gezdikten sonra, gidip nefes almakta bile zorlandıgım her yerin bozkır üst geçit ve her köşe başında park olan. başkentimiz olan şehir.
bir anda şiddetlenen yağmurunun pencereden girmek suretiyle salonumu abartmıyorum 60 saniye içinde baştan aşağı suya gömdüğü şehir. peki diyeceksiniz neden pencereyi kapamadın a gerizekalı? çünkü pencereyle aramda ordan oraya zıplayan bir çekirge duruyordu ve ben zıplayangillerden çok korkarım. iki saatlik kovalamacanın ardından çekirge midir nedir zıplayan ve aynı zamanda uçangillerden bir canlı olan bu yaratığın hakkından gelmeyi ve parkeler kabarmadan iki kova suyu tahliye etmeyi başardım.
ah ankara, şu saydıklarımdan hiçbiri değil de hakkında düşünüp sana layık bir şey yazayım diye beklerken yaza yaza bunu yazmış olmak koydu işte. seninle ilgili ilk entrym bu mu olacaktı ha, bu zavallı yazıyı mı yazacaktım sana ilk?
aynaya bakmama sebep olan şehir. kafam çok normal amk, hiç öyle yarak-kürek modelinde değil. bu sabah indim ve şu an aştideyim. bir an önce uzaklaşmak istiyorum bu şehirden. üç yıldır zerre alışamadım. bu hafta içinde de tayinim çıkmamasına rağmen evimi taşıyacam. sonra da 6 ay ücretsiz izin alacam. anca atarım bu ankara kabusunu ruhumdan. tamam zevkler ve renkler tartışılmaz ama yani bu kentin neresini seviyorlar anlamıyorum. bildiğin köy amk. koca bir köy.
not: köy tamamen bir teşbih içerir. aşağılama yoktur. aslında tam teşbih de sayılmaz. metafor desem o da değil. neyse.
çocukluğumun gri şehri. ankara da yaşamayanlar bilmezler o şehrin büyüsünü. o şehirden ayrılma vakti geldiğinde anlarsın, o şehri aslında ne kadar sevdiğini. sokakların denize çıkmasa da seviyorum seni ankara.
18 yıldır içinde yaşadığım halde hakkında pek fazla bi şey bilmediğim şehir. ben ankarayı sadece metro durağı olan yerlerden ibaret sanıyodum. hamamönünü, tunalıyı felan geçen sene öğrendim. ilk arabamı alıyım gezmedik yer bırakmayacağım ankarada.
dediysem de çok zor çünkü üniversite tercihlerimden hiçbiri ankaradan değil. özleyeceğimi de hiç sanmıyorum.
Aşk, Memleket, hüzündür. Bir de tren garı vardır ki hayallerini sevdiğinin kollarında bıraktığın. Gençlik parkı, kızılay, turkuaz, trafik lambalarıyla inatlaşmak, arabalarla kavga etmek. Ankara demek aşk demektir azizim.