istanbul fettan bir kadın; kıskanç, aşık, çok da aşığı olan, seni çıldırırtsa da,ayrılmak istesen de ayrılamadığındır. izmir güzel ve seksi, eğlendiğin,mutlu olduğun, ayrıldığında seneler sonra bile adı anıldığında yüzünü güldürendir.ancak ankara sadece evlenmeyi düşüneceğin kadındır. düzgün hayatı, az ve öz geçmişi, oturaklı duruşu, hanım hanımcıktır. anadoluluğunu hissedersin ama avrupai yaşamdan da geri kalmamıştır. güzeldir ankara.
bir de ne demişler ; Ankara'da ya okunur ya da aşık olunur zaten..
elleri soğuktur ankara nın. ovuşturursun birbirine. yalnızsındır işte..
kül rengi göklerine kadar ayaz dolu geceleri vardır ankara nın.
sokak lambalarını gözlersin biri gelecek diye.
ayak seslerine biraz daha açarsın kulaklarını.
o gelecek diye.
yıllardır beklediğin kişi gelmez yine.
düşecek olursun ankara ya tutunursun..
sonra
yeniden yeniden gri sokaklara atarsın kendini
gecenin bir vakti.
tutamazsın nefesini.
içindeki alevler yakar ciğerini.
sen de yakmak istersin bu gri şehri.
yakamazsın, çünkü
ankara, sadece yalnızlarının içini yakan bir sevdadır..
aşk'ı koynunda saklayan ve ülkeye baş olmuş kenttir. gezegenin gri evidir. o kentin insanları dışında herkesin deniz yoksunluğundan şikayet ettiği kenttir. ayazı insanın soluğunu keser. sanatın ve bürokrasinin başını çeken bozkırın en güzide yeridir.
fay hatlarıyla örülmüş bir ülkenin en az fay hattı geçen şehri olmasına rağmen en büyük depremlerin yaşandığı şehirdir. kollarınızı olabildiğince açarak sığdırdığınız * hayallerinizin depremidir ankara. hayallerinizin katili olmasına rağmen zamanla seversiniz bu şehri, aşık olursunuz hatta; bir stockholm sendromudur çünkü ankara. birbirine tamamen aykırı iki durumda aynı acıyı yaşatabilen tek şehirdir ankara. ilk görüşteki yıkım şiddetlidir fakat son görüşteki yıkımın şiddetini ölçebilen bir aygıt icat edilememiştir henüz. bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini bu şehre ayak bastıktan dört yıl sonra anlarsınız; son ayrılık vakti.
Bir hafta sonra geleceğim şehir. Üniversite yıllarında az arşınlamadım sokaklarını ve nice dostlukları aşkları bıraktım banklarında köşe başlarında... tunalı da kuğulu da kızılay da her yerde bir parça bıraktım sana. Bir haftalığına sana geliyorum kravatlı memleketim. Sarı tarlalarını, yağmurunu karını ayazını her şeyini özledim.
Yaşlandım biraz senin gibi. *
Saçım artık kıpkırmızı değil. Kendi rengine döndüm. Sen tanımazsın ama ben seni tanırım ankara.
Gençliğimi hayallerimi bıraktığım güzel şehir.
taşından, gökdelenlerinden dolayı sevilmez ankara ya da yaşayanlar denizi yok diye hiç boş yere üzmez kendini. seven böyle sever, sevmesi için mutlaka bir neden bulmuştur kendine. bazen eski bir sevgili, bazen eş dost, bazense hiç bir şey... ama burda uzun süre kalmış biri mutlaka sever, içinde duygusallık barındırır bu şehir. hislidir, maneviyattır...
deniz olan bir şehirden öğrenci olarak geldiğim, geldiğim ilk günden beri hep içtiğim, içmeden çekilmeyen şehir. bir şehirden ne istenir ki. deniz sevdalısı değilim ama sevenleri anlamış da değilim. boğulmadan yaşamak zor, tüm param içkiye gidiyor, içmedigim zaman ise yollara vermek zorunda kalıyorum, kaçıyorum sürekli.
böyle bir kasveti var, ölüme yakın duran yaşamalı bu şehirde.