uzun yıllar geçirdiğim şehir. son yıllarda çok fazla göç almış ve memur,öğrenci,entelektüel ve de aydın insanlardan oluşan homojen yapısı bozulmuş, istanbul gibi heterojen ve kozmopolit bir şehre dönüşmüştür. şehrin merkezi olarak kabul edilen kızılay-güvenpark çevresi insan çeşitliliği açısından taksim gibi olmuştur. eskiden daha mütevazi ve nispeten kendi yağında kavrulan küçük bir şehir olan ankara artık iddialı ve de dışarıya tamamı ile açık, kalabalık ve de her türlü insan evladını barındıran bir kent görüntüsüne bürünmüştür. istanbul'daki kadar olmasa da artık buranın da trafiği sorunludur. şehir çok fazla büyümüş ve istanbul'daki gereksiz büyüme ve şişme, artık ankarada da gözlenmeye başlamıştır. yerlisi kötü niyetli değildir lakin biraz sert mizaçlı ve de biraz baltadır. dışarıdan gelenler tarafından "kaba" algılanabilir ki gerçekten de iç anadolu ve ankara insanı biraz kabadır. şahsi fikrim olarak en yaşanabilir ve en sakin yerleri subayevleri ve de istanbul yolunda yer alan ve biraz şehir merkezinden uzak olan eryamandır. karanfil-konur-selanik-olgunlar sokak dörtlüsü öğrenciler ve de gençler açısından sosyal ve kültürel bakımdan doyurucu ve zengindir. 10 sene önceki sakin ve sessiz halini daha çok sevdiğim, bozulmuş ve de çok fazla göç almış , artık istanbuldan çok da farkı olmayan bir şehirdir ankara.
Hayran olduğum gri şehirdir. Kimilerine göre soğuktur ve denizi olmadığı için pek sevilmez; fakat benim tarif edemediğim bir hayranlığım vardır Ankara'ya.
2 gün önce ayrıldığım ve sırf bu yüzden bile ayrılık şarkıları dinleten şehrimdir. daha 5 gün var ankara 5 gün çok özliycem seni... turlarımızı, konurda içişlerimizi, sevgiliyile akşam vakti konurdan izmir cad' a kadar yürüyüşlerimizi... 12 gibi plaja dönüşen kızılayı, evimi evimin terasını, sakaryada barlardan gelen müzik seslerini, olmadık dünyaları, 50.yıl parkından aşağı doğru bakmayı çay içmeyi, güvenlikle sohbet etmeyi, gençlik parkında kahve içmeyi, arkadaşlarla öküz' de yaptığımız içkili muhabbetleri, mayhanede rakı balığı, mavi gölü, ulan bir haftalık ayrılık adına bunlar özlenir mi? Özledim işte..
maltepe'de sazın teli koptu mu, elmadağ'da kuzuların ciğeri titrer. kaşıkların ahenkli şakırtısının vurduğu pavyonların dışında, homur homur kıpırdanan bir sokak bekler. etlik'in, keçiören'in bağlarından kaynayan cümbüşlü köçekli, taze meyvalı akşamlardan geriye kalan işte bu ankara'dır. her yere benzeyebilen ama bir tek kendisine benzeyemeyen.
ankara ayazdır, ankara memurdur, ankara halısahahadır, pavyondur, geçiş üstünlüğüdür.
ankara'yı sevmek, evcilleşmiş bir vahşi hayvanı sevmek gibidir, heran dönüp ısırbileceğini bilerek. minibüse dolmuş, üstgeçide köprü, çamaşır suyuna ozon demek, kapıcıyı kravatlı, mebusu eşofmanlı görmemeyi yadırgamamak onu sevmek. kar toplayan kırmızı-kara ayaz gecelerinde, soğuğa mukavemetin nafile olduğunu bilmek, kendini ona teslim etmektir ankara'yı sevmek.
enteresan,kasvetli bir havası olan şehir. istanbuldaki sıcakkanlılık, canayakınlık ve de canlılık maalesef burada yok. başkent olmasından mıdır, nedir, her şey fazla düzenli ve de bir yerden bir yere ulaşım çok kolay. yaşam kalitesi olarak istanbulun fersah fersah önünde, burası tartışılmaz. lakin sıkıcı bir şehir. çok fazla gezilecek görülecek, orjinal bir yeri yok. yaşam kalitesi yüksek ama pek gençlere hitap etmeyen tek düze bir şehir.
doğma büyüme ankaralı olarak söylüyorum,ankarada son 15 senedir kayda değer hiçbir değişiklik yok. 6 senedir ankarada yaşamıyorum, bayramlarda tatillerde gidip geliyorum ama bir şehir hiç mi değişmez. hiç mi kayda değer bir şey yapılmaz. göz boyamak amacı ile bir şeyler yapılmış, ama sadece göz boyama amacı ile. şehir merkezinde yollar delik teşik, şimdiye kadar çoktan bitmesi gereken keçiören metrosu yapımı hala devam etmekte. bir ankaralı olarak üzülüyorum. ha bi de insanına değinelim, eskiden de arabaların içinde oyun havası açan magandalar vardır ama sayıları son zamanlarda baya bir artmış sanki. millet de ankaralıları böyle oyun havası dinleyen magandalar gibi zannediyor. yazık...