maltepe'de sazın teli koptu mu, elmadağ'da kuzuların ciğeri titrer. kaşıkların ahenkli şakırtısının vurduğu pavyonların dışında, homur homur kıpırdanan bir sokak bekler. etlik'in, keçiören'in bağlarından kaynayan cümbüşlü köçekli, taze meyvalı akşamlardan geriye kalan işte bu ankara'dır. her yere benzeyebilen ama bir tek kendisine benzeyemeyen.
ankara ayazdır, ankara memurdur, ankara halısahahadır, pavyondur, geçiş üstünlüğüdür.
ankara'yı sevmek, evcilleşmiş bir vahşi hayvanı sevmek gibidir, heran dönüp ısırbileceğini bilerek. minibüse dolmuş, üstgeçide köprü, çamaşır suyuna ozon demek, kapıcıyı kravatlı, mebusu eşofmanlı görmemeyi yadırgamamak onu sevmek. kar toplayan kırmızı-kara ayaz gecelerinde, soğuğa mukavemetin nafile olduğunu bilmek, kendini ona teslim etmektir ankara'yı sevmek.