şehirle bi sıkıntım yokta. ''ben ankaralıyım'' cümlesini ''angara bebesiyim'' şeklinde geçirenlerin amına koyyim. insanından nefret ediyorum otobüste sokakta telefonda nerede olursa olsun bu kadar saygısız ukala bok üstünde sinek kadar değerleri olmamalarına rağmen bu kadar kendini beğenmişlik yok amk.
Ayazını özlüyorum, akünden kızılaya yürümesini özlüyorum, dikimevi köftesini özlüyorum, bi çay koy la geliyorum demesini özlüyorum, yine büte kaldık amk demesini özlüyorum, aşık olduğum adamı görünce çarpan kalbimi özlüyorum, sonbaharını özlüyorum, en küçük hüzünde kurulan dost sofrasını özlüyorum. Özlüyorum la angara.
Tanımadığım bir adam şehri adeta gitmeyenler için özet geçmiş.
Ankaradayım, ve şehrin tek özelliği şu.
Burada yaşayan adamlar burada yaşamayan adamlara şehrin bir özelliği olduğuna ikna etmeye çalışıyor.
Doğup büyüdüğüm gri ve soğuk olan şehir. Otobüslerde sürekli takım elbise kravatlı, elinde halk ekmek taşıyan emekli amcalarla karşılaşırsınız. Memur şehri olduğundan dolayı her şey memur gelirine göre düzenlenmiştir. Şehrin neredeyse her mahallesinde bir avm bulunmaktadır.
Bir yerden bir yere giderken mutlaka yokuş çıkarsınız. Hatta garip bir şekilde yokuş çıkarak gittiğiniz yolu, dönerke çıkar halde bulabilirsiniz kendinizi.
Bir daha da gitmem dediğim şehir. Eksiler gelecek biliyorum ama asıl sebebi hayatımda tanıdığım en kalpazan, en kötü niyetli, en pis ruhlu insanları burada tanıdım.
Yıllar yıllar önce kolum kanadım kırıldığında tutunacak tek bir dalım kalmadığında beni bağrına bastın ya, işte bugün yine geliyorum sana. Sende güldüm sende ağladım en çok. Şimdi eski bir sevgilinin kollarına koşar gibi geliyorum, belki biraz soğuk karşılayacaksın beni bilirim. Ben ki hayata dair en büyük zaferlerimi senin kucağında kazandım. Bu sefer yine güldür beni. Senin koynunda serpildim ya ben. Bu bozkırın ortasında yeşeren bir filiz gibi bağrından bir aş verdin ya bana. Şimdi en güçlü çağımda gövdemde onca yarayla köklerimi sürüyerek geliyorum. Sevindir be beni. Nolur...