sokakları denize çıkana kadar seveceğim şehir. eheheh, ne kadar da komiğim ki biraderlerim.
öğleden sonra dersim olmaması, yurtta çokçana sıkılmam hasebiyle tek başıma yürüyüşe çıkacağım. beşevler-emek-gazi mahallesi civarında uzun bir yol arıyorum, yürüyüş yapacağım için ön uzuvlarını birbirine sürten sinek misali ellerimi sürtüştürüyorum birbirine.
o değil de nereden nereye yürüyeyim lan, anıttepe yolu mu olsun?
ankara, arada kalmışlıktır. anadolulu olmakla, metropollu olmak arasında sıkışmışlıktır.anadolu hassasiyetinde cömertlikle seven, ama medeniyetler zihniyetine alışamamış bocalayan adamların memleketidir. ankara pişmanlıktır. zuhal olcay'dan dinlemeyi sevdiğim şarkı iyimser davranmıştır. 'ankarada aşık olmak zor' değil, imkansızdır.
2 senedir bursa'da süren öğrencilik hayatıma ara verip döndüğümde, zafer meydanından sıhhıye'ye yürürken sanki ilk defa buradan yürüyormuşum gibi gelen ve bana içinde kaybolduğum dev bir şehir havası veren şehirdir.
çünkü ankara büyük bulvarlarıyla dev bir şehirdir. bursa heykel'den kızılay'daki gibi 3 gidiş 3 gelişli dev bulvar geçmez.
Tam "çizmeleri çıkarma vakti" geldi diye sevinirken yeniden soğukların bastirdigi şehir. iyice dengemiz bozuldu, yeniden eldiven atkı takmaya başladık. Nolur gül güneş yüzünü goster ankara artık.
edit: hah şimdi de kar yağıyor, ne kadar güzel! bu ne ya, yeter bahar mı geliyor, yaz mı geliyor farketmez biri gelsin!
aslına bakarsanız kaybolmanın imkansız olduğu şehirdir. ulus dışında şehir çok düzenlidir ve istisnasız her otobüsün yolu kızılay'a düşer. bir diğer önemli, özelliği ise kendimi bildim bileli her 23 nisan'da bu şehire yağmur yağmasıdır.
ayrıca türkiye'de yere özgürce çöp atabileceğiniz tek şehirdir; zira yenimahalle dışında hiç bir semtinde çöp kutusu bulunmamaktadır ve çok iyi çalışan bir temizlik ordusu mevcuttur.
ben bugün ıslandım. yağmur yağıyordu çünkü. ben bugün üzgündüm. elim ayağım kırıldı çünkü...
düşünmemek için şarkı dinlenir, her şarkıda başka bir düşünce filizlenir. lanet hayaller. her köşe başında celallenen hatıralar. sahnelenen filimler. gamlı türküler. sözlü sözsüz zamanlı zamansız beliren gölgeler. sekizinci derecen bir şizofrenin uzaklara dalıp giden yirmi yedi bilinmeyenli denklemler..
hep hiç. dert tasa. sen demeye dilim varmıyor. dilime acı biber sürdü kader. vakit geçmiyor bu şehir bu lanet ankara'da. bu lanetli şehirde bıraktım gençliğimi. gülüşümü. sevincimi. nerede bi bela-yı aşk varsa başımdan kaynar sular misali döküldü şoka girdi şiirler, sinir krizinde kafiyeler...
hey gidi dünya hey!! zalimlik ediyorsun şu gariplere. elini kolunu bağlayıp sonrada al şu ipi şu dağın ardındaki iğnenin deliğinden geçir diyorsun. eyvallah başımla beraber de. "de" si var işte. o "de" beni kahreder durur. öldürse ruhum kurtulur. ama öldürmez. bu zalimliktir. bu lanet bir oyun..
alnındaki yazıya bakmadan hareket mi edeceksin ey nefsim?! olmaz ki. yapamazsın hacım onu.
canın yanmaz mı senin karalar bürünmüş şeytan kılıklı düşman! seni öldürmek için ne yapmalı? kızgın demirlerle ciğerini dağlasam söyle çektirdiğin acıyı sana geri verebilmiş olabilir miyim?!
oluru olmayan bir işe vakit harcamak kimin harcı? kim dibi görülmeyen bir kuyuya gözü kapalı dalar? kim ateşe gülerek dalar kim ölümü su içer rahatlıkta yudumlar? altın taslarda sunulan zehri kim kaşık kaşık içer balmış gibi?
o kimse, aynada bana bakan kimse?!
kimse demişken laf lafı açıyor. acı laflar sevenlerin arasını açıyor açılan aralarda dağlar çıkıyor. dağlardan denizlere lavlar fışkırıyor. su ile ateş tozu dumana katıyor. işte hayatta bu noktada anlamlandırılıyor. ateşin suya ulaştığı noktada çıkan cozurtulu sesler, haytın çarkları arasında sıkışıp parçalanan insanların ızdırap dolu iniltilerine benzer. ateşi suyu yakmak ister. su ateşi söndürmek. ikisi de bu muradına eremez. lavlar taş olur kesilir. su ile ateşin arasında taşlar kayalar oluşur. aha tamda benim durumum! ateşi suya ulaşmak ister, su da ateşe. ikisi de çok şiddetli olduğundan mıdır nedir, ne zaman yan yana gelseler araya mesafeler girer. mahvolur hayaller kördğüm olur kaderler. akıl ermez çoğu zaman. akıl ermedi yandı ortalık. gönül hortlar. kora üflersen yanar tutuşur. hatıralar soluk soluğa çabalamada. beynim hoşurtulu, kızgın deniz seviyesinde yüz derece!!
zil çalsın artık. okul tatil olsun. yaz gelsin be. çok üşüdük bu kış. ankara'da soğuğu ile de mahvetti bu sene. iliklerime kadar üşüdüm. affet beni karanlık sokaklar...
"ben kötü bir şair olabilirdim eğer iyi bir şehirde ikamet etseydi duygularım"
soğuk arkadaş bu şehir. hatırlıyorum da ne büyük bir aşkla geldim bu şehre. ne deli severdim. her ankara deyişte içim ısınırdı. şu hale bak. beni getirdiği hale ne çare?!
sonra bahar falan gelir zaman geçer unutmak nimetinden nasipleniriz. belki zaman geçer. zaman geçer belki. cümleler değişik versiyolar halinde hep aynı şeyi tekrarlar anlam değişmez. sesler de gelir insana farklı tonda aynı melodiyi çalan. unutursun için yana yana!!!
niye yazı yazıyorum sence? bence yazı yazı yazarken hiçbir şey düşünmediğim için yazı yazmak. kusmak gibi biraz. içini boşaltmak. kusarken mideni boşaltırsın yazarken beynini yüreğini. allah yazmak nimeti de vermiş bak. şükür olsun ne diyelim. derdi vermişse muhakkak dermanı da verir.
derman ah derman!! acı çeken iki insan. acı çeken mi? acı mahveder insanı. sonra da çeker gider. madem gitme lan şerefsiz!!!!!!!!!!! kal bu gece hesaplaşalım neyin varsa getir. hadi bekliyorum, yağmur yağar lanet şehrin sokaklarına. en ıssız köşesinde seni beklerim gel hadi!!!
uyumak ne tatlıdır ya rabbim. uyumak ölüme en yakındır..incinen hayatımın baharıdır. acımak!
rüya görmüyorum. ya bir gün görürsem. rüya hayata en yakın. ya rüya görürsem. uyandığımda o rüya kabusa dönüşürse. rüya görürsem hiç uyandırma beni yarabbi.
acımak bir masalmış duyulan geçmiş zamanlarda. orospuluk seni tanımlamada ne güzel bir niteleme sıfatıdır.
"memleketim" olsun istediğim şehirdi lakin tüm çabalarıma rağmen sevip sahiplenemedim. çok denedim. bir şehir bu kadar çirkin olabilir mi ki... kupkuru havası, kokan suyu, dengesiz iklimi, her daim tozlu gibi duran meydanları.. özellikle kızılay, ulus tahammül edilecek gibi değil. daha çok şey yazılabilir ankara hakkında ama pek muhterem belediye başkanımızın gülen gözleri, tontiş yanakları aklıma geldikçe daha fazla devam etmeye dermanım kalmıyor. ankara nın kaderi bu mu?
bugün güneşli ve sevimli bir gün mü yaşatsam yoksa soğuk, kapalı ve nalet bir gün mü karar veremeyen şehir. dengesizliği, benim dengesizliğimde delikler açmakta. içimi bir sıkıntıyla dolduruyor bir sevinçle bu şehir.