gereksiz genellemelerden kaçınılması gereken şehirdir.
zira sanılanın aksine o kadar kasıntı bir memleket değildir. bir seferinde dolmuşa bindim, elimde valiz, yaşlı bi abi kaltı bana yer verdi, "oğlum senin bavulun var" diye, ben de dedim ki; "o bavul değil valiz!!"
alışmadık g.tte tuman durmaz derler bazı yöre insanları. ankara' da öyledir işte.
uzun süre yaşadığınızda feci bi alışkanlık yapar ve farklı şehirlere gittiğinizde özlersiniz. bu şehirde yaşamayanlar bilmez o şehrin aşklarını, içinde sakladığı gri hüzünlerini, karlı ankara akşamlarını, sonbaharını.
bahtı da adı gibi kara olsa da, uzun süre yaşayanlar bilirler vazgeçilmezdir.
Öğrenciliğimin geçtiği ve ben de çok farklı bir yere sahip olan şehirdir. Düzenlidir. Her tarafında şelaleler vardır. Trafik istanbul' a nazaran çok düzenlidir. Gezilecek olmasa da anlatılacak çok yeri vardır.
"...bu gece demetevler iskelesinde beklemedim seni
sıhhıye köprüsünde balık tutmak
hiç de utandırmadı beni
çankayadan baktım gözlerine
nasıl inanmıştım sana..."
keyifli şehirdir. gri kafalarla gelenler, yeşil dolu şehrin sadece grilerini görürler. melankonikseniz ağzınıza sıçar, doğru. keyifliyseniz de keyfi katmerler. insanları da sıcaktır. anadolunun her yerinden gelen canlardır. samimidir hepsi. misal gelin ben size çay simit falan ısmarlarım. hepinize. vallabilla.
ankara olsam bana gri, yok kravatlı,yok istanbul'a dönüşü güzel ya da sadece karın yakıştığı şehir diyen nankörleri asla almazdım sınırlarım içinden.bak o zaman ulaşılmaz olunca nasıl kıymete biniyor
trafiği insanı çıldırtan şehir. ostim'den yenimahalle'ye 1 saatte, yenimahalleden aşti'ye 1 saatte, aşti'den kızılay'a 1 saatte ki tandoğan civarında altıma işememek için kendimi burger king'e attım. kızılay'dan da lale sokağa giriş olmadığından taaa kurtuluş'a gidiş, oradan dönüş buradan da 1 saat ekle 4 saat. yanına bir 0 koy, sağda sıfır etti 40. böyle bir şehirdir.
küçücük bir japon balığı için dev gibi bir akvaryum gibidir ankara. ne kadar huzurlu olsanız da, sizi ne kadar bağrına bassa da, ne kadar sakin, sessiz, tehlikesiz, samimi olsa da her zaman aklınızın bir yerinde özgürlüğünüzün azıcık eksik olduğu fikri vardır.
arkasında kara parçası görmediğiniz sular yoktur ankarada. deniz kenarından ufka bakabileceğiniz bir yer bulamazsınız. kıyısında dalga sesi dinleyebileceğiniz bir denizi olmasa da ufacık göllerde bu hasreti gidermeye çalışırsınız. mavinin eksikliğini yeşille bastırmaya çalışırsınız o yüzden. deniz kokusu yoktur ama her bahar binbir çeşit ağaç kokusu sarar şehrin her yanını. sonbahara kadar ağaçların pamukçukları koşturur peşinizden caddeler boyu. bahar bitene kadar da kurtulamazsınız.
kendi düzenini oturtamamış insanlar sevmez bu şehrin düzenini. misal ben. aslı "düzen" olan şey size "monotonluk" gibi gelir. buna alışmak zordur. kendinizi bu -size göre- monotonluğun içine bırakmak istemezsiniz. ama burada yaşıyorsanız pek de seçeneğiniz yoktur.
ankara bağımlılık yapar bi süre sonra. bi kez bulaştımı bir daha bırakmaz yakanızı. sevmek zorundaymışsınız gibi hissedersiniz. nereye giderseniz gidin aklınızın bi kenarında hep o dev gibi akvaryumun huzurlu ve berrak suyu kalır...
içinde yaşayanların yüzde yetmişinin kötülediği, yerden yere vurduğu şehir. oysaki ankara'yı sevmek için bir çok sebep bulabilirsiniz. doğru yerden ve doğru şekilde düşünmek tek anahtar...
sevilmesi için insanı oraya bağlayan bir şeylerin olması gerektiğine inandığım şehirdir.
eğitim ve aile dışında tabi.
sokakları ancak anılar yüklenerek sevilir, hoş her şehirde, yerde bu böyle ama ; doğal güzelliği olmayan bir kent için daha da gerekli.
anlamlandırınca o yerleri, zamanla gri'den ziyade anılarınızı görürsünüz sadece o şehirde, ankara'da.
o yüzden kimilerine inatla ve hala gri gelirken, kimisi için bütün kıyı şehirlerden daha güzel olabilir.