6 sene önce ilk geldiğimde ben burada yaşayamam dediğim, başkent olmayı hak etmediğini düşündüğüm,hiç gezilecek mekanı yok diye yakındığım, kıldan-tüyden-yünden sebeplerle kafam bozulunca büyük şehir belediye başkanına sataştığım (sataşmak ne kelime :D ), fakat garip bir şekilde alıştığım ve de sevdiğim -belki de kanıksadığım bilmiyorum-;tiyatroları,senfoni orkestraları, trt stüdyolarıyla insana cumhuriyetin ilk memuru olduğunu zannettiren, garip bir şekilde garip ötesi bir yere doğru giden (ilk geldiğimde ışıl ışıl olan Karum'u şimdi semt pazarına çeviren her 100 metredeki AVM'leriyle) mazoşizmin doruk noktası şehir. yine de hayatımın sonuna kadar yaşamak isteyeceğim yerdir kendisi.
biz sizin evnize bokum/sikim gibi, karanlik/sevimsiz/abuk sabuk diye laflar ediyo muyuz?
etsek nasil olur acaba.
size gereksiz bir ayrinti vereyim mi? a'nin evi bok gibiymis/karanlikmis/gunluk guneslik degil, karanlikmis.
bir cok insanin evidir ankara; her seye doydugu, canindan cok sevdikleinin bulundugu, canindan cok sevdigi evi.
izmir'den kalkıp bir aşk uğrunda gittiğim, kaldığım 1 hafta boyunca gezdiğim yerlerinde hep mutlu olduğum ama aynı aşkın çok kötü bitmesiyle hatırladıkça acı veren şehir.
eğer gitmek için iyi bir nedeniniz yoksa gidilmemesi gereken yer. hatta denize kıyısı olan bi şehirden gittiyseniz her şey üstünüze üstünüze gelebilir. (bkz: kapatsınlar olm orayı)