eskişehir'de 2 sene geçirdikten sonra, çok karmaşık gelen şehir.
adalar, doktorlar ve çarşı'dan oluşmasına karşın insana yeten eskişehir'in düzenli yapısının yanında, ankara insanın başını döndürüyor. ya da 3 ay geçmesine rağmen ben hala alışamadım. kısfmet.
tohumlarım atılmadı toprağında, ilk oksijeni çaldığım yer değilsin.
daktilo kokulu ciddiyetinde, her sabah andımızı okudum yıllarca. çocukluğumun seslerini, kısacık boyumu sokakalarında yükselttim.
dağların kıyıya paralel, ve cevapların " deniz etkisi" olmadı hiç. ben bütün çoğafya sorularında seni başka şehirlerle aldattım.
yazaların öyle kurak ki, bu yüzden mi büyüttüğün her insanı biraz kuru, kışlarının ayazı gibi biraz soğuk donattın?
kaçmak için uğraştığım, dönüşlerimin mecburi istikameti şehrim.
fethetmek için karanda yürüttüm bütün denizli hayallerimi,
sen ağaçlar büyüttün parklarında, beni hep eskittin.
türkiye cumhuriyetin başkenti. başkent olması sebebiyle şehirde hakim renk gridir, insana sadece taşdan yapılmış bi şehir gibi gelir, her an önünüze bilmem ne kurumu başkanlıgı binaları çıkabilir.
dünyanın en kötü başkentidir. köklü bir geçmişi olmayan türkiyenin tek şehridir.
yapay olduğu o kadar aşikardır ki, insanların kenarlarına şehir kurduğu, medeniyetin göstergesi olan "su" ankaranın hiç bir yerinde yoktur. ne bir ırmak, ne bir göl ne de bir deniz. tuz gölü ise ancak sınırındadır ve şehir merkeziyle alakası yoktur.
önceki yazılarda da belirtildiği üzere yaklaşık 1 aydır ekim ya da kasım ayını yaşayan şehir.
hakkında sözlükte birkaç yıl önce " mayıs geldi hala kazak giyiyoruz " diye yazmıştım.
daha da beteri varmış.
yani çok değil sıcaklıklar biraz daha düşse bildiğin kasım bilader.
sanki havanın bir acelesi var.
" alın size iki damla güneş, bekleme yapmayalım hemen eylül'e geçelim hacılar " der gibi..
bir insanı dondurup, sonra çözüp, akabinde ankara'nın ortasına şu sıralar bıraksanız ve "temmuz ayına giriyoruz paşam" desen "hasiktir ulan" çeker. şu an gene şarıl şarıl yağmur yağıyor, her yer göl oldu gene, gök gürlüyor, şimşekler çakıyor. yazın bu şehire ne zaman geleceği merak konusu.
yazların sıcak yağmurlu geçmeye başlaması, gündüz yamultan sıcakların peşine ekvatordaki yağmurların bir benzerinin yağmasıyla binanın önüne muz ağacı diktim çıkarsa ajdara gönderecem.*
geçen sene 3 hafta zor dayandığım, bu sene ise 1.5 ay nasıl dayanacağım diye kara kara düşündürten şehir. gündüz sıcaktan piş, gece üşü. bu şehrin havası bile anormal. ama seni sevmeye niyetlendim ankara, lütfen varsa güzel bir yüzün bana göster. her yolum sana çıkmaya başladı.
28 Haziran 2010 tarihinde 1 saat süren şiddetli yağmur sonucu tabiri caizse hayat felç olmuş, altyapı eksikliği tekrar hatırlanmış olan ve mevcut belediye başkanının hiç de iyi anılmadığı başkentimiz.
denizi olmadan da güzel olabilen bir yerdir. sevinçlerimi, hüzünlerimi yaşadığım şehirdir. istanbuldan gelenlerin köy gibi diye nitelendirdiği, biz ankaralıların ise aslında öyle olmadığını anlatmaya çalıştığımız başkentimizdir. soğununa rağmen içimde sıcak bir gülümseme oluşturan memleketimdir
milli mücadele sırasında ingilizlere teslim bayrağı çeken istanbul'un aksine, düveli muazzama'ya baş kaldırmış taşşaklı şehir. bu bakımdan istanbul'dan hep bir kaç adım öndedir.
son iki yıldır yaz gelmeyen şehirdir. arkadaş hergün sağanak yağar mı? gene gök yere iniyor. kışın hiçbir şey yok. son iki yazdır ankara'dayım, tişörtle sokağa çıkamaz olduk. bilimsel açıklaması içinse;
istanbulla arası 5 saat civarı olduğu için tatilde ağız tadıyla otobüste gece yolculuğu yaptırmayacak olan şehirdir. malum kim karşılayacak gecenin 4ünde 5inde.