Aşkın kümülatif çaresizliğini ve var oluşun konjonktürel devinimlerini egzajere ederek, realizmin salt izdüşümünü angajmanlayıp, bizlere sürrealizmin diyalektik örneklerini sunan şehirdir.
Şu sıralar herkesin elinde bir bavul tüm metroyu istila etmişler ohh siz gidin eğlenin gelin biz cefasını çekelim ağğğhh çok gerginim sözlük sabah sabah yürüyen bavullar var her yerde .
Soğuğuna edilem, Kodumun şehridir. Fakat tek bir güzel yanı vardır benim için, o da istanbul'a dönüşü gibidir hepimiz için. Soğuğunu şu yönden severim ki bize sıcağın değerini hatırlatır. Evet.
yaklaşık 20 dakika önce arka arkaya 15-20 kere gümbür gümbür sesler gelen şehir. sanki bir yer patladı ama haber sitelerinde de bir şey yok. evim yüksekte olmasından dolayı ufukta oluşan bulanıklığı da görebiliyorum. noluyo lan.
Ankara'nın bilinen ilk resmi, halen Amsterdam'daki Rijksmuseum'da sergilenen yağlı boya bir tablodur.
Yapılış tarihi ve ressamı bilinmeyen tablonun 1730'larda yapıldığı tahmin ediliyor.
Müze kayıtlarında 'Ankara Manzarası' olarak geçen ve yakın zamana kadar Halep'e ait olduğu zannedilen bu resmin Ankara'ya ait olduğu Prof. Dr. Semavi Eyice tarafından kanıtlanmıştır.
Ankara Manzarasının üst tarafında; o zamanlar kentin merkezi olan Ankara Kalesi, alt tarafında ise 18. yy Ankara'sının ticaret hayatının esasını teşkil eden tiftik keçisi ve dokumacılığından sahneler yer almaktadır.
Bu yağlı boya tablo, yaklaşık 500 yıl önce 16. yüzyılda yapıldı, Hollanda'da bir müzede bulunmaktadır. Önemi şu; Ankaranın o dönemde Halep'e benzetilecek kadar görkemli bir 'Kale Kent' olduğu, kenti çevreleyen üç sur bulunduğu, anıtsal yapıların yerleri ve konumları ile bazıları günümüze kadar yok olsa da belirlendiği bir tablo bu.
Prof. Semavi EYiCE hocamız bu konuda bir kitap yazmış 'Ankaranın Eski Bir Resmi' adıyla. ilgilenenlere bu kitabı bulmalarını tavsiye ederim. Ressam, tablonun önünde o dönemde Angora olarak anılan kentin en önemli sanayi ürünü olan ve Ankara keçisinin dünyaca meşhur yününden yapılan 'Angora Sof' unun üretimini resimlemiş. Koyunların, keçilerin kırkılmasından, çıkrıklardan eğirilmesine, meviçli ve hareli kumaşların tezgahlarda dokunmasından yerli yabancı tüccarlara satılmasına kadar tüm üretim ve ticari süreç bu tabloda var, hatta geri planda 'Akköprü' den kente doğru bir kervanın gelişi de bu senaryoyu tamamlıyor.
Ankara'nın Roma Döneminden sonra yüzyıllarca Kaleiçine çekilip yaşadığını söylemek olasıdır. Ancak, 13-14 yüzyıllarda Kale dışına çıkılıp, Atpazarı, Koyunpazarı, Samanpazarı çarşıları ve Çıkrıkçılar yokuşu yolu ile Suluhan'a kadar gelişen bir ticaret kentidir Ankara... Bunun başlıca nedeninin ise, ünlü ingiliz Kralı VIII. Henry'nin dahi giydiği 'Sof' dan dokunan kumaşlarının olduğunu söyliyebiliriz.
Osmanlı imparatorluğunun Anadolu'da birlik ve barış sağlaması (Pax-Ottoman) ile, yükselme dönemindeki güçlü otoritesinin Anadoludaki pek çok Kale Kent'in dışa açılması, sosyo-ekonomik ve nüfus gelişmesinin bir benzeri Ankarada da yaşanmıştır.
Pek gezilecek görülecek bir yeri olmayan, istanbula göre biraz tek düze gibi duran şehir. Doğrudur, lakin istanbul da bir yaşa kadar çekilir. Evet istanbul dünyanın sayılı metropollerinden biridir. Ancak bu maalesef bir şehri yaşanabilir ve huzurlu kılmıyor. Ankara yaşanabilirlik açısından istanbulu geçer. Aradığınız huzur, rahatlık, bir yerden bir yere gitmenin çok kolay olması ankarayı diğer büyükşehirlerden üstün kılar. Şu anda istanbulda yaşayan birisi olarak çocuklarımı Ankara'da büyütmek isterim ve de fırsatım olduğu zaman mutlaka Ankara'ya yerleşeceğim.