çok soğuk şehir. mecaz olarak değil lan, bildiğin soğuk.
rengi beni ilgilendirmiyor. illa da gri diyenler, o çok zaman önceydi, tamamen teknoloji ile alakalı yani. *
bebeğim yine karlar altında ve benim nefesimi kesiyor. dışarıya bakmaya korkuyorum. o kadar güzel ki.
son zamanlarım.
üniversite okumaya bursa'ya gittiğimde de yaşamıştım. 29 gün sonra bir şey yok. 30. günde nefesimi keserdi ankarasızlık.
çok seviyorum. ben okul bitip ankara'ya geri yerleştikten sonra bahçelievlerde bir akşam "allahım sana şükürler olsun yine ankara'dayım" dediğimi bilirim. hiç normal değil bu duygular.
allahtan gideceğim yer de güzel memleket. en azından ilk izlenimlerim öyle. dağı da var üstelik. ortasından nehir geçiyor. idare edicez atık napalım.
ama şimdi canım acıdı. bu kadar güzel yağmasaydı kar. bu kadar bağlamasaydı beni kendine. soğuğu bu kadar işlemeseydi içime.
söyleyecek şey bulamadığım zamanlarda dediğim gibi "neyse hayırlısı olsun" .
yalnızlığımın başkenti. bir gün yine başımı alıp gitmek istersem yine beni hiç gitmemişim gibi kabul edecek tek yer. güçlü olmayı size öğrettiği gibi yaşatır da ankara.
hiçlikle varlık arasında duran çok az şehir vardır ki bunlardan birisidir ankara. çok az yer bu denli idealleştirilmiştir. cumhuriyet döneminin hemen bütün anlatılarının merkezindedir burası, tabii istanbul'a rakip olarak. oysa sonradan sahneye çıkarılmış olmanın mahcubiyetini ne olursa olsun atamamıştır üstünden ankara. asıl güzelliği de bu renksizlikte saklıdır.
yaptığı ayıp. valla bak. bu kadar insanı şimdiden korkutmaktan utanmıyor mu acaba? insanlar şimdiden sabah okula işe nasıl gideceğini düşünüyor. yazık günah değil mi? tüh sana...