ülkesinden daha fazla ülkemde konuşulan bayandır.görende ülkemizde herkesin mükemmel derecede ingilizce bildiğini ve hergün amy'nin müzikleri dinlediğini zanneder.tamam güzel sesi vardı,iyidi hoştu ama bu ülkenin amy'den daha önemli problemleri var.
ölümü kesinlikle dünya için büyük kayıp olmuş sanatçıdır. öldükten sonra değeri bilinecekler arasındadır ayrıca.. back to black'i ne zaman dinlesem ki ölümünden beri her gün on on beş kere dinliyorum, gözlerim doluyor. büyük kayıp oldu.
Belli ki bazılarımız için hayata tutunma, direnç gösterme, inanç; boşlukları küçük mutluluklarla doldurabilme kabiliyetleri diğerleriyle bir değil.
Amy Winehouse da onlardan biri: Cesaretinin arkasına gizlenmiş güçsüz ve aciz bir kişilik; çok kırılgan, bağımlı, çok yalnız, çok ürkek, her şeyi olmasına rağmen küçük mutluluklara muhtaç bir genç kız. Madde ve alkol bağımlılığını sahnesine ve şarkılarına bile konu eden 27 yaşında küçük bir kız çocuğu! [Keşke bir tane gerçek dostum olsa] derken sırtını ve cesaretini kötü alışkanlıklara dayayan ve tutunamayan biri.
O, izlediğimiz her acıklı aşk filminde, her müzik parçasında, çektiğimiz her acının bestesinde olduğunu düşündüren bir erken ölüm. Her müzisyenin bir kere sahip olma hayali kurduğu Grammy ödülünü 5 kez kazanmış popüler müziğin kendini ispat etmiş bir parçası... Lakin o, aynı zamanda geçen ay çıktığı Avrupa turnesinde Sırbistan konserini aşırı alkolün de etkisi ile yarıda kesen, sahnede ayakta durmakta zorlanan, şarkı sözlerini bile unutan bir deha(!)
Amy Winehouse u en son sahnede ayakta durmakta zorlanırken ve lütfen bana acıyın dercesine bakarken izlemiştim. Ama insanlar, gerçek dost olması beklenenler bu tuhaf durum karşısında bile deli gibi alkış tufanı kopartıyorlardı. Neyi alkışlıyorlardı? Niçin? Ne güzel sarhoşsun, iyi ki ayakta durmakta zorlanıyorsun, iyi ki üstündeki her şeyi çıkartıp ne yaptığının farkında olmadan sahneden fırlattın, iyi ki şarkı sözlerini unuttun, iyi ki konseri yarıda kestin, ne güzel bağımlısın, biz her şeye rağmen seni seviyoruz’ falan mı bilmiyorum. Parıltılı sahnelerden, neon ışıkların parlaklığından, şöhretin kişilik öğüten aldatıcılığından ve alkış tutanların sahteliğinden ölüme gitmek garip bir tükeniş öyküsü. Gerçi külleri okyanusa savrulan birinin ardından artık yeni yaşam teorileri üretmenin pek bir anlamı da kalmadı ya; biz yazarlar bazen yaşanmayanları yazmak isteriz: Amy Winehouse'un yaşayamadıklarını. Neden mutlu olamadığını...Kısacık notlar tuttuğu kısa yaşam günlüğüne iliştiremediği ne büyük acılar yaşadığını.
Ve sorgulamak isteriz:
Acaba dünya önüne serilse, aradığını bulamayacakmışçasına tedirgin, bildiği bütün sözcükleri konuşsa, düşüncelerine eşlik edecek bir cümle duyamayacakmışçasına endişeli, her şeyin bir gün daha güzel olacağına dair umutla söyleyeceği hiçbir sözü kalmamışçasına sessiz bir genç kızın bu duruma düşmesinde, dünyada yaşayan herhangi bir birey olarak hiçbir kabahatimiz yok mu?
Ve itiraz ederiz:
Amy Winehouse'un ölümü romantize edilmiş birçok ölüm gibi kahramanlaştırılmaya çalışılsa da, '27'ler Kulübü diye medyanın genç ölümleri teşvik eden propagandası haline getirilse de böyle bir ölüm aslında önlenebilir korkunç bir trajediydi.
Biz güzel ve yetenekli bir kadının hayata vedasını süslemek yerine düştüğü boşluktan ve onu bu vedaya zorlayan ızdıraplarından ders çıkarmayı öğrenmeliyiz. Mesela alkol ve madde bağımlılığını romantik bir ölüm biçimi olarak değil, öldürücü bir bela olarak görmekle işe başlayabiliriz. Çünkü her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır ve mutlaka olmalı.
Elbette birinin ölümüne üzülebilmek için ille de onu tanımak, arkadaş olmak, aileden birinin olması ya da beraber bir şeyler yaşamış olmak gerekmiyor. Her ölüm genç ve erkendir. Her ölümün acısı derindir. Ama özellikle 80'li yıllardan günümüze şair, yazar, müzisyen ya da toplumun belli kitlelerini etkileyen insanların ölümlerini şirin gösterme çabasının bu ölüm türlerine bir nevi ilgiyi artırdığını görmezden gelemeyiz. Tüketilmiş hayatların, tüketecek bir şey bulamadığı için kendisiyle birlikte tüketmeye başlayacağı ağır yok oluşların önüne geçmek, vurdumduymazlığımızdan ve bananeciliğimizden kurtulup birbirimize daha fazla kenetlenmek, ahlaki, insani ve inandığımız değerlerin bizlere yüklediği toplumsal sorumluluğumuzun bilinciyle, tüketilen hayatlara kaynağı maneviyat olan yeni bir hayat hediye etmeliyiz.
Addicted şarkısında esrardan bahsederken "it's got me addicted does more then any dick did" diyerek beni benden almış şarkıcı.
Allah rahmet eylesin, ingilterede siktimin paparazileri yüzünden bira almaya bile çıkamayacak hale gelerek, etrafındaki çakal paragözlerin gözü önünde (belki de ölümünün daha karlı olacağı düşünülmüştür)yapayalnız ölmüştür.
Şimdi millet o kadar parası var imkanı var gidip rehabilite olsaymış falan diyor ama tedavi olmamayı seçmenin de bir tavır olduğunu gözden kaçırıyor. Bildiğin intihar etti ister altın vuruşla diyin, isterse tedavi olmamayı seçerek.
Bir salaklık da; o kadar insan ölüyor bilmem nerde, şehit veriyoruz onlara üzülsene olayı var. Fatih Altaylı köşe yazısında yazmış, üzülmenin sınırı mı var a amk. ona da üzül buna da.
Bu arada back to black de müziğiyle olsun sözleriyle olsun dinlediğim en depresif ve adamı s.kici şarkılardan biri.
amy winehouse gösterdi ki; çocuklarımıza okul, başarı hatta ün, şöhret, para isterken ve onlar da günün birinde bunları elde etseler bile öğretmemiz gereken ilk şey çok başka; yaşama sevinci...
keşke yakmasaydılar yhaaa dediğim hatun. ulan ölmüş gitmiş zaten, cesede işkence etmek de neyin nesi.
biz seni unutmayacağız amy, sen de bizi unutma emi! *
''amy winehouse'' çok dindar kadındı, hatta yahudilik = amy winehouse diyebiliriz. haber bültenlerinde de izlediğimiz gibi yahudilik hakkında bildiğimiz her şeyi bize öğretmiş olan insandır kendileri.
bu yüzden arada bir mırıldandığı şarkılarından çok yahudi olarak ölümü ve cehenneme gidecek olması hakkında konuşulan yahudi kız.
'en iyi yahudi', 'en içici yahudi', 'yahudiliği en iyi yaşayan ve yaşatan kadın', 'yahudilerin kurtarıcısı' ve 'Tanrının en sevdiği yahudi' dallarında 5 tane grammy ödülü kazanmıştır.
yahu ne kadar yahudiydi mefta, ölürken bile vazgeçmedi şu yahudilikten. ne yahudilikmiş be kardeşim 'yahu yahu' bitirdi kendini.
allah katında tek din olan islam'a girmeden öldüğü için ebedi cehennem azabını tadacak olması, hayranlarını üzmektedir efendim keşke müslüman gitseydi temennileri duyulmaktadır.
içtiğim ilk şarap ağzıma sıçtı. belki kötü bi şaraptı belki de ben kötü bi şaraptım. bir daha o içkiyi içemedim. ta ki bir kaç yıl sonra yolum pano'nun şaraphanesine düşene kadar.
bilen bilir, bir yaz günü galatasaray, istiklal caddesinin ortası, dünyanın en güzel yeri olabilir. yanınızda içki muhabbeti güzel olan bir sevgiliniz, cebinizde biraz para ve henüz buruşturulmamış bir gençliğiniz varsa o eski mekanı bi denersiniz.
menüye baktık ve bir şişe buzbağ'da karar kıldık. bütün bu şartlar bir araya gelince kaçınılmaz olarak oracıkta bir iki saat içinde buzbağ, şarap, pano, beyoğlu, sevgi ve muhabbet desenli bir anı yaptım kendime.
kayıtlarda şaraphane, bir yaz günü mutlu olunan yerdir.
bu ülkede zerre kadar müzikten anlamayan yobazların 'keşti zaten, gebersin' gibi ithamlarda bulunduğu büyük sanatçı.herşeyden önce orjinal, harika bir sesi vardı.muhteşem parçalar yaptı.böyle büyük bir sanatçıyı kaybettiği için tüm dünyanın yas tutması lazım.
ölmesine ciddi ciddi üzüldüğüm cazın kraliçesi.
ama ben galiba böyle bir yeteneği yitirdiğimize değil de, hatunun imansız ölmüş olmasına üzülüyorum.
acaba ölürken neyin kafasını yaşıyordu?
farkedebildi mi ruhunun elinden gidiyor oluşunu?
Allah affetsin amy'i, bir aşk kurbanı olduğu için benim gözümde oldukça masum...