ahmet altan

entry864 galeri55
    373.
  1. tam bir terörist işte..dağda bayırda aramaya gerek yok.Bir nazlı ılıcak iki de bu.Burdan seslenmek istiyorum ''Akıllı ol Ahmet akıllı''..:)
    0 ...
  2. 372.
  3. tamamen kaos yaratmak için yazar oldururmuş kişi. yazdıklarına kimse inanmıyor hükümet dışında.
    1 ...
  4. 371.
  5. Yanimda kimse olmadigindan degil yalnizligim, yalniz oldugumu soyleyebilecegim kimse olmadigi icin yalnizim ben.
    0 ...
  6. 370.
  7. bugün yazdığı yazıyla taktığı at gözlüğünün boyutlarının korkunç boyutlara ulaştığını gözler önüne sermiştir. Zatı muhteremi kadınları anlama iddiasıyla tanımıştık, sonra kendi gibi acaip bir gazete çıkardı, sanki türk milletinin sınırlarını zorlamak konusunda azmetmişçesine yandaş medyanın sol kanadında yerini aldı ama bugünkü yazı çok korkunçtu, ah be ahmet altan iki gün daha fazla gazete çıkaracağım diye düşündüğünü yazamamak zor olsa gerek.
    1 ...
  8. 369.
  9. "böyle türklükten utanıyorum" beyanatının sahibi yazarımtrak. gören de nüfus cüzdanından başka türklüğe bağlı kalabilmiş yanları var sanacak!
    4 ...
  10. 368.
  11. ülkenin gelişmesini salt darbecilerle mücadelede gören adam.
    3 ...
  12. 367.
  13. kendisi önce belli romanlarla meşhur ettirilmiş, ardından da kendisine belli düşünceler savundurulmuştur. yarın ne olacağını kimse bilemez...
    3 ...
  14. 366.
  15. ask meselelerinden sonra etnik boluculugede el atmis olan insan.
    6 ...
  16. 365.
  17. ilginç bir adam.
    kendisinden hazzetmediğim halde, gazetesinde çalıştığım birkaç ayda neredeyse sempatimi kazanacaktı. böyle çalışanlara durup "n'aber" demeler, sırtını sıvazlamalar falan. garip tabii. yani o köşe yazılarına sinir olsanız da ve taraf'ından hoşlanmasanız da, birden etkileyebiliyor.
    farklı bir duruşu var, belki de patron olmasındandır. basit bir soruya bile cevap veremiyorsunuz karşısında birden.

    "n'aber?"
    1 dakika sonra...
    "ee, şey. iyiyim Ahmet bey. siz nasılsınız?"

    eğer maaşımı verebilseydi, hala patronum olabilirdi. o kaybetti. *
    0 ...
  18. 364.
  19. hala birileri tarafından sivil zırvalar ile sivilleşiyor sanılan amerikan kuklası.
    ne zamandan beri acaba eli kanlı bir terör örtünü yalamak sivilleşmek oldu.
    4 ...
  20. 363.
  21. pkk'ya toz konduramamış, yapılan pkk saldırısında pkk için laf söylemek yerine utanmadan tsk'ya kin kusan zavallı bir insan.
    2 ...
  22. 362.
  23. nisyan ile malul olmayan hafıza-i beşer, tepeden tırnağa vicdan...
    0 ...
  24. 361.
  25. 360.
  26. bugünkü yazısında zorunlu askerliğin gereksizliğinden dem vurmuştur.

    --spoiler--
    askerlik ve gençlik

    ben tam 18 ay askerlik yaptım.

    benim bir işime yaramadı, ordunun da bir işine yaramadı.

    bir dağın başında geceleri taş bir kulübede yatıp, gündüzleri yandaki taş bir kulübede oturarak hayatımın bir yılını anlamsız bir şekilde harcadım.

    gündüzleri, ayda bir çıktığım çarşı izinlerinden birinde aldığım bir deftere roman yazarak, geceleri siyah beyaz televizyondaki kumlu görüntüler arasında bir arap istasyonunda oynayan dansöz görüntüsü arayıp, briç oynayarak geçti.

    çocuklarım, karım, bir işim vardı, hepsini geride bırakmak zorunda kaldım.

    epeyce parasızlık ve sıkıntı çektim.

    bunların “vatanıma” ne yararı oldu?

    hiç.

    benim orada yaptığımı biraz ingilizce bilen herhangi bir teğmen rahatlıkla yapardı.

    bana ihtiyaçları yoktu.

    peki, niye beni bir dağın başında aylarca boş boş oturttular, birçok insan gibi benim hayatımdan da çok önemli bir zaman parçasını alıp götürdüler?

    bundan otuz yıl önce bunun mantıklı bir açıklaması yoktu, bugün hiç yok.

    artık ordular “bilgisayarlarla” savaşıyorlar, teknolojik silahları “profesyonel” askerler kullanıyor.

    pilotsuz uçaklar uçuyor.

    yirmi beş yıl kadar önce gazetecilerin davetli olduğu bir nato gezisinde bize “bilgisayarlı” alman tanklarını göstermişlerdi, o bilgisayarları “hadi sen asker oldun” diye üstüne bir üniforma giydirdiğiniz bir köylü çocuğunun kullanma ihtimali bulunmuyor.

    o silahları kullanabilmek için çok daha iyi bir eğitimden geçmek gerekiyor.

    öyle eski usul “süngü savaşları” yapılmıyor artık.

    savaşları kazanabilmek için “kalabalık” ordulara değil, yetenekli ve iyi eğitilmiş ordulara ihtiyaç var.

    saddam’ın ordusu kaç kişiydi, amerikan ordusu kaç kişiydi irak savaşında?

    ne oldu?

    sayısı az ama teknolojisi ve yeteneği fazla olan kazandı.

    bütün bunları benden çok daha iyi bilen genelkurmay, bu gerçekler ortadayken, yüz binlerce genç insan “bizim hayatımızın en önemli kısmını bizden çalmayın, bütün kariyerimizi, işimizi gücümüzü mahvetmeyin, bedelli askerlik ilan edin” derken niye yüz binlerce kişilik bir ordu beslemek konusunda direniyor?

    devletin para kazanmasını engelleyip tam aksine devletin ve toplumun sırtına büyük bir yük yüklüyor?

    mesele “eşitlikse”, ordu “eşitliğe” çok önem veriyorsa, sinan çetin’in daha önce birkaç defa dile getirdiği gibi bunun da bir çaresi var.

    bedelli askerlik yapanlardan paraları toplar, o parayı ödeyemeyenleri “kısa bir süre” için askere alır ve o paranın bir kısmını “maaş” olarak o insanlara dağıtırsınız.

    bu kadar büyük bir kalabalığı, bu kadar uzun bir zaman neden askerde tutacaksınız?

    aslında bu çağda “zorunlu askerliğin” tümden kalkması gerekir.

    bunu hemen yapamıyorsak, o aşamaya “bedelli” döneminden geçerek varırız.

    genelkurmay, o çok sevdiği mazereti ileri sürerek “biz terörle savaşıyoruz” derse, bu eğitim düzeyindeki “geçici” askerlerle o tür bir savaşın kazanılması hiç mümkün değil, kazanılmıyor da zaten.

    bedelli tartışmasında da “zorunlu askerliğin kaldırılması” tartışmasında da genelkurmay’ın mantıklı, inandırıcı bir nedeni yok, toplumu da ikna edemiyor.

    çünkü “kalabalık” ordu beslemenin “askerî” değil “ideolojik” bir nedeni bulunuyor, ordu geniş kalabalıkları kontrol etmek, onları kendi “beyin yıkama” safhasından geçirmek, “ordunun kutsallığını” toplumun zihnine kazımak ve “içerde” etkili bir güç olmak istiyor.

    ama bu dönem de bitti.

    yüz binlerce insan, bütün gazeteleri, yazarları, partileri “askere gitmemek” için mail bombardımanına tutuyor, bu kadar isteksiz insanlarla mı savaş kazanılacak, askere gitmemek için çabalayan bu insanlarla mı “ordunun kutsallığı” korunacak?

    bence ordu toplumla çatışmamalı.

    gençlerin hayatında anlamsız gedikler açmadan çağın şartlarına uygun bir profesyonel ordu kurmalıyız.

    ordu, generallerin malı değil, bu milletin malı.

    milletin ne dediğine hiç aldırmadan, çağın gerçeklerine boş vererek, hâl⠓süngü savaşı” anlayışı sürdürerek askerlik olmaz.

    süngü değil teknoloji kazanıyor.

    kalabalık olan değil akıllı olan kazanıyor.

    biz neden “akıllı” bir ordu kuramıyoruz peki?

    niye hâl⠓süngü çağında” kalmış kalabalık bir ordu beslemek zorundayız?

    var mı generallerin bu soruya mantıklı bir cevabı?

    22.04.2010 - ahmet altan
    --spoiler--
    5 ...
  27. 359.
  28. 11 nisan 2010 tarihli yazısında darmaduman etmiştir ortalığı, kaçacak delik bırakmamacasına. ama gel gör ki amerika' nın adamıymış mış da mış, hımmmm.

    --spoiler--
    çok sevdiğim, çok eski bir arkadaşımın hiç unutmadığım bir beğenme ve övme ölçüsü vardı, "utanmasını biliyor" derdi.

    Utanmasını bilmek önemli bir şey.

    Asker politikaya bulaşınca sadece disiplinini, saygısını, dürüstlüğünü değil anlaşılıyor ki utanma duygusunu da kaybediyor.

    Yaklaşık on bir ay önce, ordunun kendi yerleştirdiği mayınla yedi askerimiz şehit oldu.

    Ordu, bunun pkk' ya ait bir mayın olduğunu açıkladı.

    hemen operasyon başlattı, o operasyonda da bir başka askerimiz şehit düştü.

    Bu çatışmalar sırasında siyasi ortam gerginleşti, "açılım" yaralandı.

    Sonra, komutanların kendi aralarındaki telefon görüşmeleri düştü internete.

    Anlaşıldı ki daha ilk dakikadan itibaren "gerçeği" zaten biliyorlardı.

    Ama yalan söylediler.

    Hem de ne yalan, bütün siyasi ortamı gerecek, insanca bir adımı engelleyecek, dostluğun gelişimini baltalayacak bir yalan.

    Toplumun çekeceği acılara aldırmadılar bile.

    Hem kendi "suçlarını" gizlemek hem de her zaman askerin iktidarına hizmet eden gerginliği sürdürmek için gerçekleri hiç çekinmeden sakladılar.

    Medya da gerçeğin peşine düşmedi.

    "Açılıma düşman" olan, bu ülkenin barışa ve demokrasiye asla kavuşmasını istemeyen medya görevlileri "açılıma" yazılarla, manşetlerle saldırdılar.

    Geçen gün, Zaman gazetesi çok esaslı bir gazetecilik yaparak, o patlayan mayınla ilgili savcılığın "resmî raporunu" bulup yayımladı.

    Savcılık mayının orduya ait olduğunu kesinleştiriyordu.

    insan bir utanır, değil mi?

    Kendi askerini öldürmüşsün, yalan söylemişsin, gerçekleri saptırıp operasyonlar düzenlemişsin, toplumun barışını torpillemişsin ve suçüstü yakalanmışsın.

    Yoo, hiç umurlarında değil.

    Dün baktım komutanlardan biri konuşuyor gene.

    "Soruşturma devam ediyormuş, bu konuda yorumlar yapmamak lazımmış, beklemek gerekirmiş."

    Yahu, baştan beri bildiğiniz gerçeğin belgesi yayımlandı, ne beklemesi, ne soruşturması?

    On bir aydır bir soruşturmanın sonucuna varamıyor musunuz?

    On bir ay, sizin "kendi mayınınızı" tanımanıza yetmiyor.

    Peki.

    On bir ayda sonuçtan "emin olamıyorsunuz" da nasıl mayının patladığı günün ertesinde "PKK mayın patlattı" diye ortaya atılıp operasyon düzenliyor, bir askerin daha ölümüne sebep oluyorsunuz?

    "Kendi mayınınız olup olmadığını" anlamaya on bir ay yetmiyor da "PKK' nın mayını" olduğunu anlamaya nasıl 24 saat yetiyor?

    Madem hâlâ emin değilsiniz niye ertesi gün "PKK" diye çıktınız ortaya?

    Hala ne yüzle bizi kandırmaya, susturmaya çalışıyorsunuz?

    Hiç mi utanmayacaksınız?

    Darbecilikle suçlanan bir generaliniz, "komutanıyla konuşurken nezaket dışına çıkmakla" övünür, siz suçüstü yakalandıktan on bir ay sonra hâlâ "süratle soruşturuyoruz" diye kendi halkınızı kandırırsınız.

    Nasıl bir ordusunuz siz?

    Hiç mi doğru söylemezsiniz?

    Dağlıca' da yalan söylediniz, Aktütün' de yalan söylediniz, yakalandınız, sizi yakalayanları suçladınız.

    Belgeye "kâğıt parçası", law' a "boru" dediniz.

    Bir utanın, bir susun, bir kere de yüzünüz kızarsın.

    Utanma duygusunu hissetmeden gerçek askerliğe dönemeyeceksiniz, bunu anlayamıyor musunuz?

    Yaptıklarınızdan utanmazsanız bunları tekrarlarsınız, tekrarladıkça askerlikten uzaklaşırsınız.

    Disiplini, saygıyı, dürüstlüğü unutursunuz.

    "Askerin kışlasına dönmesini" , siyasetten çıkmasını, gerçek asker olmasını isteyenlere "ordu düşmanı" diyorsunuz, kim ordu düşmanı, bir düşünün.

    Kim bu orduya, bu ordudan daha fazla zarar veriyor?

    Darbe yapmadınız da "yaptınız" mı dedik, kendi geminizi batırmadınız da "batırdınız" mı dedik, daha önceden haberdar olduğunuz baskınlara önlem aldınız da "almadınız" mı dedik, ordunuzun içinden sayfalarca darbe planı çıkmadı da "çıktı" mı dedik, her kazılan yerde silahlar bulunmadı da "bulundu" mu dedik, kendi mayınınızla askerleri öldürmediniz de "öldürdünüz" mü dedik?

    Bütün bunları başka bir ordunun yaptığını farz edin bir an, o ordu hakkında ne düşünürdünüz?

    işte biz de onu düşünüyoruz.

    Ve, "artık biraz utanın, susun ve askerliğe geri dönün" diyoruz.
    --spoiler--

    [null http://www.taraf.com.tr/makale/10836.htm ]
    0 ...
  29. 358.
  30. açık ve net söylüyorum. amerika'nın adamı bu adam. bir kaç yıl sonra buralarda olursam bakınız veririm.
    4 ...
  31. 357.
  32. Başbakan ve hükümeti hiç eleştirmiyor diyenler için maksat dostlar alışverişte görsün tadında arada eleştiriler kaleme alan, bir yazısında "Başka ülkelerde işler ciddidir ama vahim değildir, bizde de işler ciddi değildir ama vahimdir." örneğini vermesi pek hoş olmuş olan, yazıları merak uyandıran yazar.
    1 ...
  33. 356.
  34. tsk nın her yaptığında hayır olduğunu düşünen kişilere cevap veren yazıları mevcuttur.*
    1 ...
  35. 355.
  36. bugünkü yazısıyla yine taşı gediğine koymuştur. yalnız bu söylenmesi gerekenleri gerçekten milliyetçi, vatansever bilinen yazarlardan okumak isterdik, ama gel gör ki vatanı bir çift memeye satarım diyen adam kadar olamıyor kullanışlı medya mensupları.

    --spoiler--
    Darbe yapmadınız da "yaptınız" mı dedik, kendi geminizi batırmadınız da "batırdınız" mı dedik, daha önceden haberdar olduğunuz baskınlara önlem aldınız da "almadınız" mı dedik, ordunuzun içinden sayfalarca darbe planı çıkmadı da "çıktı" mı dedik, her kazılan yerde silahlar bulunmadı da "bulundu" mu dedik, kendi mayınınızla askerleri öldürmediniz de "öldürdünüz" mü dedik?
    --spoiler--

    http://www.taraf.com.tr/makale/10836.htm
    6 ...
  37. 354.
  38. bugün ki yazısındaki ironileri takdir edilesi doğrusu.
    1 ...
  39. 353.
  40. 352.
  41. (bkz: isyan günlerinde aşk). 31 mart vakasına denk düşen günlerde hem imparatorlukta hem de roman karakterlerinin içinde çıkan ayaklanmaları konu alan kitabın yazarı.
    1 ...
  42. 351.
  43. 350.
  44. babasının oğlu olmayı bile başaramamış mesnetsiz, boşuna yaşayan bir insan.
    2 ...
  45. 349.
  46. ali nesin, kendisi hakkında "bu kadar mı düştün ahmet altan" başlıklı bir yazı kaleme almıştır;

    bu kadar mı düştün ahmet altan

    Bu yazıyı yazıp yazmamakta çok kararsızdım esasında.

    Konu Aziz Nesin'le ilgili olduğu için kararsızdım, ancak beni iyi tanıyanlar bilir, Aziz Nesin'i baba olarak ayrı, yazar ve aydın kişiliğiyle ayrı ayrı değerlendiririm. Böyle düşününce kafam rahatladı ve yazmaya karar verdim.

    Taraf Gazetesi'ni internette açtığınızda karşınıza bir ilan çıkıyor:
    Önyargılı
    Ve
    Korkak
    Değilseniz!

    sadoglu.wordpress.com

    mehmetalisadoglu.blogspot.com

    Mehmet Ali Şadoğlu denilen kişiyi anımsayanınız var mı bilmiyorum, ama Taraf Gazetesi'nin bir çok yazarının tanıdığını ve anımsadığını adım gibi biliyorum.

    Ahmet Altan bu adamı bilir, Ümit Kıvanç'ın da bildiğini ve nefret ettiğini söyleyebilirim. Murat Belge yada Sevan Nişanyan'ın da bu adamı sevdiğini sanmam. Etyen Mahçupyan yada Nabi Yağcı mutlaka tanıyor ve eleştiriyorlardır. Halil Berktay ve Alper Görmüş de iyi bilirler bu adamı.

    Bu adam adını 1990'lı yılların ortalarına yakın, Aziz Nesin'in ölümünden önce duyurdu.

    Aziz Nesin, Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamak istediğinde iran rejimi ölüm fermanı çıkarmıştı. Bu ölüm fermanı üzerine Mehmet Ali Şadoğlu denilen bu adam gazetelere bir demeç verip "Aziz Nesin'i öldürene 250 bin dolar vereceğim!.." diye bir açıklama yaptı.

    Aziz Nesin de bu açıklamaya gülmüş ve karşılık olarak

    "Bu iyi bir para, Şadoğlu parayı hemen banka hesabıma yatırsın, ben intihar ederim" demişti.

    işte sen Türkiye'de demokrasiyi en iyi bildiğini iddia eden Ahmet Altan, gazetene aldığın ilan bu adamın verdiği ilan.

    Bu adamın ilanından aldığın parayla maaş alıyorsun demokrasi adına, sizler Ümit Kıvanç, Murat Belge, Sevan Nişanyan, Etyen Mahçupyan, Nabi Yağcı, Halil Berktay, Alper Görmüş, Neşe Düzel, Orhan Miroğlu, Mehmet Güreli, Mithat Sancar, Erol Katırcıoğlu, Soli Marguiles, Ferhat Kentel ve Yasemin Çongar lütfen artık demokrasi adına yazılar neyim yazmayın.

    Biraz utanmanız varsa eğer ben kimlerin parasından maaş alıyorum diye kendi kendinizi sorgulayın.

    Fazla bişey yazmayacağım, yazmama da gerek olduğunu sanıyorum, verdiği demeci bugün bile vermekten bir adım geri durmayacağını açıklayan Mehmet Ali Şadoğlu'nun parası size gerçekten helal olsun, ama "Ben esasında hâlâ demokratım, sosyalistim, liberalim, işte buna benzer bişeyim" bile demeyin artık.

    Çünkü "Bunlara benzer bişeyim" diyenler bile sizin kadar acizleşmez, demokrasiyi bu kadar pespaye hale getirmez.

    Kimilerinizi zamanında yakından tanımaktan utanıyorum, kendi kendime kızıyorum, aynı örgüt adı altında olmasa bile ortak hedef uğruna ölümüne savaş vermiş olmaktan utanıyorum.

    Biraz Bülent Arınç'laşayım, bizleri öldürmek adına para ödülü koyan birinin ilanıyla maaş alan ve evine nafaka götüren hepinize kocaman bir "tuuuuuuuuuuu"

    Sizler birer DEMOKRATÖR'sünüz. Ne demokratlığınız belli, ne de diktatörlüğünüz.

    aziz nesin-blog
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük