aşk

entry15888 galeri793
    1909.
  1. takımınızı deplasmanda desteklemeye gitmişsinizdir. deplasman biter eve dönüş başlar.. yolda biraz dinlenme amaçlı tesislerde durursunuz. o an orada birisini görürsünüz.. bakışırsınız, heyecanlanırsınız.. avuç içleriniz sıcaklar.. onunda size baktığını farkedersiniz. ne yapsam acaba diye düşünmeye başlarsınız? kısa bir süre sonra yalnız olduğunu farkedince yanına gidersiniz ve konuşmak istediğinizi söylersiniz. o an düşündüklerinizi anlatır ve aynı şehire doğru yolculuk yapmakta olduğunuzu öğrenirsiniz.* artık otobüsünün molası bitmek üzeredir. kalkacaktır.. ve kalkmadan bir cesaret ile telefon numarasını istersiniz. güzel bir gülümseme ile birlikte numarayı alırsınız ve yol boyunca otobüsü takip ederek yolculuğunuza devam edersiniz.. sanırım aşk böyle bir şey lan!*
    2 ...
  2. 1908.
  3. var oluşun takendisi,

    yok oluşun sebebi...
    2 ...
  4. 1907.
  5. 1906.
  6. bir söz vardı, "aşk elma şekerine benzer, yersin yersin elinde kazığı kalır" diye. bu eskilerin söylediği bi sözmüş. günümüz gençliğinin "aşk bir sudur iç iç kudur" demesi gibi bir şey yani. ama bu eskilerin söylediği her şey doğru. bu da dahil.
    2 ...
  7. 1905.
  8. "bir kitap okudum hayatım değişti demiş birisi, benim de kitabım sen oldun sevdiğim." cümlesini size kurturtan sihirli sözcük.
    2 ...
  9. 1904.
  10. nerden çıktığını anlayamadığınız şey.
    1 ...
  11. 1903.
  12. bağımlılıktır, sonu vardır. bunun için tehlikelidir. sevgi ise bağlılıktır, sonunun gelmesi çok mümkün değildir. bu bakımdan aşık olmaktan çok, tutkuyla sevmek çok daha iyi gibi...
    3 ...
  13. 1902.
  14. Sevilen kişinin ağızından çıkan bir laf ile tüm dünyayı size zindana yada gül bahçesine çevirtecek güç.
    4 ...
  15. 1901.
  16. hayatın yansımasıdır.aynaya bakıp o'nu görmektir..
    2 ...
  17. 1900.
  18. birine zoom yapıyorsun ve kadrajına başka hiç bir görüntü girmiyor işte...
    3 ...
  19. 1899.
  20. aşk, aynı ev paylaşıldığı zaman da devam ediyorsa gerçek aşktır.
    2 ...
  21. 1898.
  22. avucunda su tutmaya benzer, asla sonsuza kadar orada kalmaz, ergeç akar gider bir gün. akmadan içebildiğiniz kadarını içerseniz, yerini sevgi, saygı ve alışkanlık karışımı bir duyguya bırakır, mutlu olursunuz.
    1 ...
  23. 1897.
  24. hayatta para kadar değerli olamayan duygu.
    olmasa da olur.
    1 ...
  25. 1896.
  26. http://www.ask.com dan ulaşabileceğiniz bir arama motorudur. opera adlı web tarayıcısıyla anlaşmalı oldugu için opera'nın 9.5 versionunda "hızlı erişim" bölümünde bulunmaktadır.
    1 ...
  27. 1895.
  28. 1894.
  29. ona aldığınız gülleri dikenleri batmasın diye vermekten vazgeçmektir bezen. aşk, düşüncenin en derinde saklı olanıdır.
    1 ...
  30. 1893.
  31. Zaman sensiz geçmiyor senleyse yetmiyor
    daha şimdiden özledim bir daha ki gelişini
    sanki dünyam küçüldü barıştım Bak hayatla
    ama yokluğun korkutuyor
    benki küskünüm en az bin yıldır
    yılmışım boş vermişim derken
    ne ara çaldın kalbimi bilmem
    üstelik bir davet bile etmedin geldim sana
    Ama gözlerin her şeyi anlatıyor
    aşk bu sen nelere kadirsin...

    aynı zamanda böyle güzel sözlere sahip olan bir nev şarkısıdır. hislerimi tamamen tercüme ettiği için burdan nev abimize tesekkür ediyorum.
    2 ...
  32. 1892.
  33. sevdiği kadının ya da adamın adıdır kişi için.
    1 ...
  34. 1891.
  35. aslında yazıldığı ve okunduğu kadar basit olmayan bişeydir aşk.insan farkına varmadan sahip olur bu 3 harfli yalana. yalan diyorum çünkü insan sevmek ister ve bu uğurda çaba gösterir.bu yüzden sıkıca sarılır bu yalana buna aşk der ve kendini bu yalandada kaybetmek başka bi deyişle bu yalanda bulmak ister.bu yalan yani, aşk sevmeyi doğurur çünkü aşk bir güle benzer gül kadar ince, narin bi o kadar güzel * ama ne yazıkkı ömrüde bi o kadar kısadır.bu yüzden insan bu yalanı yakalamışken kaybetmeyi göze alamaz.burda devreye aşkın çocuğu sevgi girer. ancak burda önemli bi nokta vardır, bu nokta gözardı edilirse aşk ın sonu felaket olur. aşk tek taraflı olabilirken aşkın çocuğu sevgi ise yanlızlıkla baş edemez eğer sevgi karşılıklı olursa filiz verir büyür,çoğalır sevginiz ölümsüzleşir yani aşkınız. ancak sevginiz karşılıksız olursa o sevda içinde boğulursunuz.o aşk size acı vermeye başlar gün geçtikçe erimeye tükenmeye başlarsınız.taki o güne kadar o gün ya sizin son gününz yada yeniden doğuşunuz olur.
    uzun lafın kısası aşkınız dolaylı olarak sevginiz karşılıklıysa tadından yenmez ancak değilse yol yakınken bu sevdadan vazgeçmenizi tavsiye ederim.çünkü bunun size elemden başka bişey vermeyeceği apaçık ortadadır.
    1 ...
  36. 1890.
  37. ask günlerce anlamsiz seyler yapmana ve daha sonra yaptigin seylerden kimi zaman pismanlik ve kimi zaman da mutluluk duydugun ama ne olursa olsun tekrar o anlari yasasan yine de ayni seyleri yapacagini bildigin tuhaf bi duygudur. bazen cok üzülürsün ve bazende hayal kirikliklari yasarsin, bazende saskinlik. ama cok güzel bir duygudur. onu gördügünde kalbinin yaptigi degisik carpıntı hali yüreginin agzına gelme durumudur ask. ask tek bir duygu degildir aslında, her duyguyu içinde barındıran tuhaf bir seydir.
    3 ...
  38. 1889.
  39. 'senin için deli oluyorum.' hayır! aşk insanın kendini duyguların , sözümona mantıksızlığına kaptırması anlamına gelmez. duyguların, zihin üzerinde egemenlik kurması demek değildir aşk. akıl ile duyguların birbirine karşıt olması ikilemi doğru değildir.
    duygular ve düşünceler bir aradadır, birbirleriyle iç içedir. düşünce duyguları olduğu gibi, duygu dşünceleride vardır. işte gerçek aşk bu ayrıntıda gizlidir.
    1 ...
  40. 1888.
  41. aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde... amerikalı yazar saul bellow'un dediği gibi, 'radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.'
    1 ...
  42. 1887.
  43. "aşk bir sudur iç iç kudur."

    "aşk bir vişne ye ye kişne."

    "aşk insanın kendine yakışanı giymesidir."

    gibi duygu yoksunu ifadelerle açıklanmaya çalışılan, duyguların en karmaşığı, en güzeli, en yücesi.

    sürekli aşktan yana ızıdırap çeken kişiler tarafından lanetlenmiş bir duygu olarak algılanmasına rağmen, onsuz kaldığınızda dünyanızda ne büyük bir boşluk olduğunu, ne amaçsız oksijen tükettiğinizi gördüğünüzde anlamlandırabiliyorsunuz bu yüce duygunun insan hayatındaki yeri ve önemini.

    hele bir de aşk ile ilişkilendirdiğiniz kişiye baktığınızda, adını duyduğunuzda kalbinizdeki kozasını delip çıkmaya çalışan kelebekleri hissettiğiniz vakit başka hiç bir şey gelmez aklınıza.

    velhasılı kelam; aşk güzeldir, hoştur. hiç bir duygu onun yerini tutamaz. aşk umuttur. insanı hayata bağlayan ışıktır. aşkı lügatımızdaki yüzlerce kelime ile anlatmaya çalışmak mümkündür. lakin bu yüzlerce kelimenin hepsi bir araya gelse yine de bütün ayrıntılarıyla anlatamamış olduğunuzun farkına varacaksınız.

    bir de değinmeden edemeyeceğim. aşk feromon denen hormona bağlı değildir sadece. insan denen varlığın ruhani yönüyle alakalıdır.
    3 ...
  44. 1886.
  45. aşk bir otobüs binmesini bilmeli son durağa gelmeden inmesini bilmeli(çiçek abbas).
    1 ...
  46. 1885.
  47. toplumu öğütlerle düzenleme çabasından bir yenisi.
    bu sefer ludwig andreas feuerbach gözüyle aşka bakmak gerekirse şınları yazmadan edemeyeceğim.
    kendisinin aşkı tanımlarken tek tanım olarak 'sevişiniz, bu dünyanı aşk düzelticek' aforizmasını hatırlamak gerekir.

    ludwig andreas feuerbach , hıristiyanlık felsefesi'ni yayımladığı sırada , alman düşünce
    çevreleri hegelciliği tartışıyorlardı. hegel, geniş bir alanda olağanüstü etkisini sürdürüyordu
    işte, aşk felsefecisi ludwig feuerbach da, bütün çağdaşları gibi, bu hegelcilikten doğmuştu. fakat zaman içinde derslerini izlediği hocasının görüşünden tamamen ayrıldığı gerçeğini bildirmek isterim. hatta sonrasında marx ve engels tanrı konusunda düşüncelerini açıklarken feuerbach tan etkilenmekten kendilerini alıkoymamıştılar. ölüm ve ölümsüzlük üstüne düşünceler adını taşıyan yapıtını hegelin ölümünden bir yıl önce yayımlamıştı. fakat zaman içinde hegelcilik gelecek felsefenin ilkeleri'niyse on üç yıl sonra yayımlayacaktı: bir bakıma, insan aklının özlediği tartışma henüz bitmemiş olmalıydı.
    hegel, oluşu düşünceyle, ruhla başlatmıştı. doğru muydu? düşünce mi önceydi doğa mı, bir başka deyişle, ruh mu
    önceydi madde mi?
    o bitmez tükenmez masal, insan aklının büyük macerası yeniden başlıyordu.

    feuerbach, soruyu kesinlikle karşıladı: temel, doğadır. doğanın dışında hiçbir şey yoktur. her şey gibi, düşünce
    de, doğanın ürünüdür. düşünce, maddesel bir organ olan beyinden çıkmaktadır... bununla beraber feuerbach,
    maddecilikte kalamayacaktır. şöyle diyor: bence maddecilik, insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir. ama bir
    fizyolojistin, bir natüralistin anladığı gibi, varlık yapısının kendisi değildir. maddecilikle geride beraberim ama,
    ileride beraber değilim.

    niçin?
    çünkü feuerbach, bütün dinleri yıktığı halde, yerlerine yeni bir evrensel din kurma yolundadır. bu yeni
    din, aşk dinidir. feuerbach, temeli maddeye dayadığı halde bir idealisttir artık. aşkı, maddesel bir çekim olarak
    değil, bir insanlık ideali olarak ele almaktadır. feuerbach da, hegel gibi, diyalektiği, maddelerde değil, düşüncede
    bulmaktadır. feuerbach'a göre düşüncede olup bitenler, düşüncenin ürünleridirler. insanlar, sevişiniz, diyor,
    gerçek din sizin bu sevgilerinizdedir. varlığınız, aşkınızla biçimlenecektir.

    feuerbach'a göre, dinin gerçeği aşktadır. önceleri insanlar, kendi niteliklerinin fantastik yansımaları olan tanrılar
    yaratmışlardır. tanrılar, insanlık düzenini kurmaya yetmediler. oysa, bu düzeni kuracak olan, insanın başka
    insanlara karşı duyduğu bağlılıktır. bu bağlılık, en yetkin biçimine aşkta ulaşır. hele cinsel aşk, bu duygusal insan
    bağlılığının en yoğunlaşmış biçimidir. dostluk, acıma, vazgeçme, coşkunluk gibi çeşitli eğilimler, yetkinliği cinsel
    aşkta beliren aşkın çeşitli görünüşleridir. insanlar arasındaki bütün sorunlar aşkın gücüyle çözülecektir. aşkı
    kutsallaştırmak gerekir. insanlar, böylelikle, bütün acılarından kurtulacaklardır. din (religion), latince bağlamak
    anlamındaki (religare) sözcüğünden gelir. şu halde, din sözcüğünün ilk anlamı bağdır. bundan ötürü insanlar
    arasındaki her bağ, bir dindir. din' sözcüğünün etimolojik anlamı gerçeği ortaya koymaktadır. ama bu din, ruhçu
    bir temele değil, maddeci bir temele oturmaktadır. temel doğadır. her şey gibi, din de, doğanın ürünüdür. varlık
    yapısının temeli maddedir ama; kendisi düşüncedir. bir başka deyişle, varlık maddeden çıkıyor ama, ruhla gelişiyor,
    varlıklaşıyor. maddelerin oyunu bitmiştir artık.

    feuerbach, mutluluk felsefesini de, bu düşüncesinin üstüne kuruyor. ona göre, mutluluk eğilimi insan yapısının
    doğal bir eğilimidir. insan, doğarken mutluluk eğilimiyle birlikte doğar. mutluluk eğiliminin töreselliği (ahlakiliği)
    bu yüzdendir. gene bu yüzdendir ki, her törenin temeli mutluluk eğilimi olmalıdır. ama mutluluk eğilimi başıboş
    bırakılamaz elbet. onu düzenleyen iki doğal kısıtlayıcı vardır:

    1- eylemlerimizin kendimizdeki sonuçları: mutluluk eğilimimizi başıboş bırakıp, örneğin içkiyi fazla
    kaçırırsak hastalanırız. böylelikle de kendi eğilimimizi, kendimizden ötürü, kendimiz kısıtlarız.

    2- eylemlerimizin toplumdaki sonuçları: mutluluk eğilimimizi başıboş bırakırsak başkalarının mutluluk
    eğilimlerinin sınırına gireriz. bu halde başkaları, kendi mutluluk eğilimlerini savunarak bizim mutluluk
    eğilimimizi bozarlar. böylelikle de kendi eğilimimizi, gene kendimizden ötürü, kendimiz kısıtlarız.

    özet olarak, hem kendimiz, hem de başkaları, elbirliğiyle mutluluk eğilimimizi düzenlerler, aşırılıklarımıza engel
    olurlar. bu iki durumun dışında mutluluk eğilimimizin hiçbir engeli yoktur, keyfince yol alabilir. anlaşıldığına
    göre, mutluluğumuzu, gene kendi mutluluğumuz düzenlemektedir. kendi mutluluğumuzu bozmadıktan sonra
    mutluluk eğilimimizin yöneldiği her yol töreseldir. toplumsal sonuçlar, kendi mutluluğumuzun tadını
    kaçırdıklarından ötürü kısıtlayıcıdırlar.

    evrensel uzlaşmayı aşkta bulan feuerbach, töre alanında da, inceden inceye hesaplanmış, kendisine hiçbir
    bakımdan zarar vermeyecek her mutluluğu cömertçe bağışlamaktadır kişioğluna. bu açıdan bakınca, feuerbach'ın
    töresi, pek ince bir hesap işi olarak görünmektedir. hesap tuttu mu, başkaca hiçbir engel yoktur. insanın tanrıya
    tapmasını yasaklayan maddeci feuerbach'ın karşısına dikilen, insanın insana tapmasını buyuran ruhçu feuerbach,
    düşünce dizisinde, zorunlu olarak böyle bir sonuca varmıştır. düşünce alanına yönelen, böylelikle de kendi içine
    kapanan düşünce, duygusal bir ortamda gezinmek zorundadır.
    ve enteresandır ki insanlara birbirlerini sevmelerini öğütleyen ünlü düşünür, yalnızlık ve yoksulluk içinde ölmüştür.
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük