budur ask. gozyaslarima zor engel oldum.
--spoiler--
93 yaşındaki anneanne ile
+ anneane senin köyde dedemden önce sevgilin varmış anlatsana
- heee varıdı, memet
+ şimdi nerde yaşıyo mu?
- yaşıyooo yaşamazı mı
+ eee ne zaman gördün en son?
- gırk sine önce
+ ohaaaa, seviyo musunuz hala birbirinizi?
- şimdi burda ben ölsem o ağlar, orda o ölse ben ağlarım...
--spoiler--
elif şafak'ın severek okuduğum kitaplarından biri. bukadar piyasada oluş ve onu asla anlayamayacak kapasitedekilerin eline düşüş sebebi kapağının çingene pembesi olması mıdır, içindeki aşk'ın postmodern romantik komedi filmlerden bozma olabileceği sanrısı mıdır orası tartışılır tabi.
Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabından bir bölüm:
''Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur.AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındadır,merkezinde,ya da dışındasındır,hasretinde.''
insanların nafile yere tanımını aradığı fakat yaşayıp hissederken ne oldugunu yorumlamayı dahi unutturabilecek yoğun duygu halidir.
kökünde ihtiyaç,menfaat(pozitif anlamda)ve tamamlanma içgudusu oldugunu düşündüğüm ilişki halidir.o sebeptendir ki farketmeden bizi tamamlayan insanları seçer bilinçsiz halde bile bencillik yaparız.fakat eylen karşılıklı oldugundan bence adildir.
Mevlana der ki '' Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. her iki yolda da tek bir gerçek olacak: canın çok ama çok acıyacak! ''
bozulmaya yüz tutmuş televizyon gibidir. önce kumanda arıza yapar, pil değiştirirsiniz işe yaramaz. devredışı kalır kumanda, her seferinde yerinizden kalkarsınız kanal değiştirmek için. sonra tüpü bozulur o televizyonun. renkler siyah beyaz olur, ses ve görüntüde dengesizlik başlar. ara ara donar televizyon. 'miadı doluyor yavaş yavaş' dersiniz ve fakat kullanmaya devam edersiniz yine de..ses vermeyeceği güne kadar ve o gün gelir çatar. susar televizyon. kendinizce hamleler yapıp tekrar görüntü almaya çalışırsınız ama işe yaramaz artık. sessizce evin bir köşesinde bekler o televizyon. belki bir gün kendiliğinden çalışır diye düşünür, atamaz ya da tamire götüremezsiniz. tamirci; 'olmaz bu' diyecek diye korkarsınız. sonra bir sabah cesaret gelir bünyeye, televizyonu kucaklar en yakın tamirciye gidersiniz ve korktuğunuz başınıza gelir. çalışmayacaktır artık o televizyon. üzülürsünüz ama en azından içiniz rahatlar. 'tamir olsa bile çok yara açacaktı bana, yenisini alsam daha iyi' diye düşünürsünüz. öyle işte..
yaşıyor olanların var olduğunda, yaşamamış olanların ve yaşayıp da bitirmiş olanların olmadığında ısrarla direttikleri, kanıtlamak için örnekleyip durduğu his. ayrıca bir tarifi olmayan histir. belki her seferinde ve her kişide farklı şekilde ortaya çıktığı için asla bir tarifi de olmayacaktır.