Bir makalede okumuştum. Çeşitliliği arttırıp dayanıklılık kazanmak için biyolojik olarak kendimize en uzak en farklı olanı arzular, ona aşık olurmuşuz. Belki de aşkın içine gömülü trajedinin de nedeni budur. Hep en olmayacak her zaman en uzak olanı isteyeme programıdır insanoğlu. işte bu yüzden aşkın en tatlısında bile ağzımıza acı bir tat gelir.
Muteber bir sarhoşluk ve keşmekeşlik ihtiva eden, kişilerin ruh dünyasına göre değişkenlik göstererek her içsel alemde bir başka tezahür eden naif ve bir o kadar da cevval bir garabet. Naifliği ilişkilerin vitrini cevvalliği ise perde arkasıdır.
“Ey, Aşk..! Ateşdir senin nesebin..;
Niteliğin dumandır, kaynağın ise rüzgar..
Su, tufâna dönüştü.. Toprak da küle..;
Senin kokunla ateş rüzgara karıştı…
Şirinsiz her saray, bi sütûn gibi viranedir..;
Ferhatsız her dağ bir saman çöpüdür rüzgarda…
Yedi nesil öteye, tüm atalarımız gâmdı..;
Bize miras kalan hep sonsuz keder oldu..
Rüzgar esince toprağımızdan senin kokun geliyor..;
Sadece sen kalacaksın, biz hepimiz gidince…”
"Kendine içecek almak için kalkmıştı. Geri dönüp gelirken sağına baktı, biraz inceledi. Gayri ihtiyari yürüdüğü için geri döndü ve iki adım atıp çay makinesinin yanına geldi. Bir bardak çay aldı, kendi içeceği bir elinde karısına aldığı çay diğer elinde masaya yöneldi. Yemeğinin son lokmalarını bitiren karısı masada gülerek ona bakıyordu."
Belki de aşk buydu. O'nu düşünmek, O'nun gibi düşünmek, O'nun için düşünmek.. Bunca yıldan sonra ne kadar sevdiğini bildiği için sormadan ona çay getirmek, çok unutkan olduğunu bildiği için geceden onun telefonunu şarja takmak, çocukların suluklarını doldurmak, gitmeden ayaklarına çorap giydirmek... Hayatın karmaşıklığı ve hareketliligi içinde basit şeylerle huzuru bulmak, buldurmak...
beynin oynadığı bir oyun. oyunun şifrelerini çözüp karşı beyne uyguladığınızda o size aşık olduğu bir oyunun içine girer.
(Başka birisinin Fikri bu dikkatimi çekti.)
Başkalaşmaktır, bambaşka olmaktır. Kişiden kişiye ruh halinden haline değişkenlik gösterdiği, mutlak bir tanımı ve mazrufu yoktur. Zarf aşikar ama mazruf muammadır. Beşeri ve ilahi olmak üzere ikiye ayrıldığı söylense de söyleyenler tabiatı ve cümle hayvanatı es geçmiştir. Binaenaleyh: bazı zaman gurupta renk veren tonlar, bazı zaman bıyıkları dutla lekelenmiş kedidir.
Mistik olanı (ilahi aşk) ulvi bir huy ürünüdür. O'na aşık olmak, yönelmek, yolunu yol bilmek ve mecnun'a öykünmektir. Leyla'dan geçebilenlerin merhalesidir.
Beşeri olanı ise firak ve vuslat söz konusu değilse pekala aşk: fakat vuslat, birliktelik ve sarılma ise evrilir, başka bir şey olur. Aşkla sarılış tutkulu bir hazza demlenir, dem şehvet demi oluverir. Sonuç: cinsel münasebet! Seks yani.
Bununla birlikte şehvet ve cinsellik fukaralığına da iyi bir kılıf olduğu, taklit ve role bürünmeyi de taraflar arasında "meşru" ve "dramatik" olduğu da gözlemlenmiştir. Kızışan uzuvlara minare kılıflığıyla destek verir.