aşk

entry15893 galeri793
    10722.
  1. aşk, yarin saçlarını kola sıkıca sarıp şişen damardan sevgiyi enjekte etmektir.
    0 ...
  2. 10723.
  3. Aşk kötüdür, çünkü insanı üzüyor, nedense hep gidip en olmazını buluyor, için ümitlerle, beklentilerle doluyor, sonra büyük fırtına, esinti seni paramparça ediyor, zamanla durulsada kaybolmuyor. çünki Aşk sevgi değil, birisini seversin oda seni sever farklıdır fakat aşk her zaman imkansızdır.
    2 ...
  4. 10724.
  5. Aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en "soylu" başkaldırıdır!
    0 ...
  6. 10725.
  7. elif şafak'ın en güzel eseri...
    0 ...
  8. 10726.
  9. Çoğu platonik olan kesinliği tam olmayan bir çeşit duygu.
    0 ...
  10. 10727.
  11. aşk, nasip işidir; hesap işi değil.
    0 ...
  12. 10728.
  13. Karşı cinse duyulan ilgiden dolayı vücütdaki duygusal ve hormonal hareketlenmelerdir.
    Insanın geçici bir süre mantıksız hareket etmesini ve "Seni sonsuza kadar" kelimeleriyle başlayan tutamayacağı sözler vermesini sağlar.
    0 ...
  14. 10729.
  15. "Aşk, deliliktir; biz, delinin delisiyiz." Mevlana
    4 ...
  16. 10730.
  17. bir milyon kişiye sorulsa bir milyon farklı cevap alınması muhtemel, feromon, tiroksin, norepinefrin, serotonin ve dopamin'e bağlı duygu değişimlerinin tümüdür. sigmund freud'a göre aşk; temel cinsel dürtülerin hormonlara bağlı değişimiyle oluşan duygu yoğunluğudur. Erich Fromm ise aşkı insanlığın sorularına cevap, kişideki enerjinin dışavurumu olarak betimler. Hülasa bugün bile aşkın nedeni çözülememiştir.
    0 ...
  18. 10731.
  19. 14 Şubat “Dünya Sevgililer Günü” dür. Kutlu olsun... Her şeyin metalaştığı ve hızla tüketildiği günümüzde, aşk sanallaştırılmış, sevgi de yozlaştırılmıştır. Hâlbuki geçen zamanlarda, aşk da sevgi de ulaşılması çok zor ulvi değerlerdi. Aşkı için Ferhat dağları delmiş, ama yine de aşkına kavuşamamıştır. Doğu toplumlarında aşkına kavuşmak yoktur, hep hüzün ve acı vardır. Doğu toplumların duygulu oluşları, hüzünlü bakışları belkide aşkına kavuşamamalarından kaynaklanmış olabilir.

    Sevgi sevmeyle başlar, yürekten gelir, aşk değildir. Sevgide mutluluk vardır, mutluluğu yaşatır. Bir annenin yavrusuna karşı duyduğu sevgidir; onu sarmalar, korur, bağrına basar, aç kalır, susuz kalır, zor koşullarla karşılaşır ama sevgisinden asla vazgeçmez. Mücadele eder, düşer kalkar ama ne yavrusunda nede ki sevgisinden vazgeçer.Aşk başka bir şeydir, ruhtan gelir. Akan bir su gibidir, aslına ulaşmak ister. Ona varıp ondan yok olmak ister. iki bedenin bir ruhtan can bulmasıdır, aynı hissin, aynı duygunun ve aynı acının aynı anda yaşanmasıdır. Aşk sevginin aksine acı verir, acıyı yaşatır, acıyı yaşamıyorsan aşık değilsin. Aşk sevgiliye kavuşmak değildir, sevgilinin kendisi olmaktır. O bir nehirdir, akar, taşar, coşar, püskürür ama aşkına; denize ulaşınca siner, diner, süt liman olur. Çünkü aşkına kavuşmuş, onunla bütünleşmiştir. Deryada su içinde bir katre olmuştur, Ruhu ruhuna, canı cananına kavuşmuştur. O artık odur, onun parçası değil, bizatihi odur.

    Aşk başkalaştırır, kişiyi kişiliğinden alır, aşka uçan başkadır, değilse aşka ulaşmamıştır, aşka uçmak için kanatları aramak zaman kaybıdır, kanatsız uçmaktır, harap olan gönül bülbülü, ne eder gülü. Aşk değil midir, yağmuru yağdıran, suyu buluta, bulutu suya dönüştüren, aşkla toprağa kavuşturan. Tüm tohumların içine zerk olan, kendini açığa vuran, toprağın deli gibi kaynaşması değil midir kavuşması âşıkların. Su toprağa sevdalıdır, güneşin yakıcılığına aldırmaz, aşkla dönüşüme aldırmaz, buharlaşıp gökyüzüne çıksa da elbet bilir tekrar ineceği zamanı, sabırla bekler. Aşk başkalaştırır insanı, eser rüzgâr, çakar şimşek, ağlar bulut, ama su yine de kavuşur aşkına, aşıkların kavuşmasına eşlik eder tüm kâinat. Erir biter, görünmez olur da sen bilirsin yine bakarsın buluta, işte damla yine oradadır.

    Ten kafesinde hapis olan bülbül uçmak ister, aşkına, gülüne kavuşmak ister, oysaki bağlıdır, gönül kuşu, ten kafesinde çırpınır durur. Sarhoş olmuş gülün kokusundan, neylesin dünya malını, zaten ten de mal değil midir ki istesin dünya malını. O güle âşıktır, güle kavuşmak ister, çırpınır durur, ne zaman ki kavuşur batar kuşun böğrüne dikeni, ölür o zaman kavuşur aşkına. Aşka kavuşmak için çırpınan bülbül ölmeden ölür, dirilir.Aşk gürül, gürül akan bir pınardır, ondan içelim kana kana, bırakalım dünya malını, yarını değil bugünü yaşayalım. işi gücü bu gün için bırakalım, dostlarımıza, sevdiklerimize koşalım. Üşenmeyelim, sevdiklerimiz bir telefon tuşu kadar yakınımızdadır, yarın ise çok geç olduğunu unutmayalım. Aşkımıza, sevgimize ve sevgilimize koşalım. Son sözü Viktor Hugo’ya verelim:

    Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

    Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı

    Sevmek için güzele mi bakmalı?

    Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

    Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?

    Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

    Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?

    Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

    Solması için gülü dalından mı koparmalı?

    Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

    Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?

    Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

    Hüzün hali aşk halidir. Aşk ilahi bir sevgidir ve tüm varoluşun hamurudur. Aşk olmasaydı ne biz olurduk, ne dünya, ne bulutlar, ne yağmurlar, ne de çiçekler, hiçbir şey olmazdı. Hak’tan var olmanın ana gayesi aşktır. işte o aşk, ilahi enerjinin dünyaya inmesi, akması, gürül gürül yağması, diri suların dünyayı beslemesidir. işte tüm varlıkların beslenmesi bundan dolayıdır. Eğer nefes alabiliyorsak bu aşk sayesindendir. Aşk varlık nedenimizdir, yaşam amacımızdır. Yaşamı sevenler, ölüme seve seve giderler. Çünkü yaşam uğruna ölecek kadar güzeldir. Yarını bugünde kurmak, bu günü yarına taşımak aşkla mümkün olur. Aşk sevdadır, yardır, vatandır. Hüsnü Gürbey
    1 ...
  20. 10732.
  21. insanoğlunun en güçlü duygularından biri, belki de birincisi aşktır.
    Edebiyatın eskiden beri en çok işlediği konuların başında o gelir; dini
    ve felsefiyi de daha baştan etkilemiştir. Bu ulvi duygu,14 Şubat’ta tüm
    dünya’da “Sevgililer Günü” olarak kutlanır; içinde sevginin sevgilinin
    geçtiği gün kutlanmaz mı? Hele sevgiye/sevilmeye hasret kaldığımız,
    ihtiyaç duyduğumuz bu çağda …. Maalesef kutlanamıyor, çünkü tüm
    toplumsal ilişkilerde olduğu gibi sistem, bugünü de yozlaştırmıştır ve
    çılgın bir alış-veriş gününe dönüştürmüştür. Oysaki gün ne masumane bir
    istekle doğmuştu. Roma imparatorluğu’nda askerlerin evlenmesi
    yasaklanmıştı. St. Valentine adlı bir rahip bu yasağı dinlemeyerek
    gizlice sevenlerin nikâhını kıymış ve onların gönlünü almıştı. işte o
    gün “Sevgililer Günü” olarak kutlanmasına karar kılınmıştı.

    Çağımızda en büyük değerin para olarak görüldüğü, her şeyin pazara
    dökülüp onunla ölçüldüğü bir düzende, aşkın sıyrılıp gelişmesi nasıl
    mümkün olur ki? Kapitalizm, giderek tüketim toplumu, her şeyi
    sıradanlaştırıp tüketirken, aşkın, yaşamın birçok boyutlu olgusunu
    insanlar arasında yok etmesinin koşullarını da en aza indirmiş oluyor.
    Mutluluk Kafdağı’nın arkasına uçmuştur, insanlar aşkı değil, para aşkı
    yaşıyor. Paranın yaşadığı sanal aşk da bazen kanımızı donduran gerçek
    vahşi cinayetlere sebep oluyor, akşam birlikte eğlenen gençlerden
    birisinin cesedini ertesi sabah bir çöp konteynırında bulmak artık
    kimseyi şaşırtmıyor. Çılgın yaşamın adı çapkınlık, gömlek değiştirir
    gibi sabah-akşam sevgili değiştirmek marifet sayılıyor. Hiç kimse
    kırdığı kalbin ardına bakmıyor, onun bir insan kalbi olduğunu
    düşünmüyor, yeni bir “sevgiliye” koşuyor. insanlar çürüyor, aşk
    yozlaşıyor, bütün bunlara da medya çanak tutuyor.

    Kapitalizm, aşkı sıradanlaştırıp yozlaştırırken, feodalizm ve onun ürünü
    olan din, aşkı çok mu kutsayıp yüceltmiştir. Hayır… Aşk ve mutluluk
    denilince Tanrı’nın bir bağışı olarak dinsel mutluluk olarak anlaşılır
    ve o da ancak ölümden sonra öbür dünyada gerçekleşir, bu dünya ise bir
    ceza ve ıstırap alanıdır. insanlar yaşarken Tanrı’ya gönül verip onun
    bağışını bekleyerek de mutlu olabilirler, ancak “öbür dünya”da mutlu
    olmak, bu dünyada mutsuz olmakla elde edilecektir. Bu anlayış islam
    dünyasında mistik sufi aşk anlayışını geliştirmiştir. Buna rağmen
    Sufiler zaman zaman mistik dünyanın da dışına çıkarak gerçek aşkı
    yeryüzünde aramışlardır.

    Feodalizm ve din insanların önüne koydukları tabularla aşkın önünü
    kesmişler, hatta aşkı öldürmüşlerdir. Özellikle feodal düşünce kadını
    yok saymış, dayattıkları katı-kısıtlı yaşam biçimi ile kadınların
    kadınlık duygularını öldürmüştür. insanlığını yaşamayan, hatta insan
    olduğunun dahi farkına varamayan birisi aşkı nasıl yaşar ki. Bugün bile
    feodal sistemin daha tam yıkılamadığı yörelerde, gençler birbirinin
    yüzünü dahi görmeden ebeveynlerinin ısrarı ile görücü usulüyle ve
    üstelik yüksek miktarda başlık parası (denilen bir bedeli ) ödeyerek
    evlendirilmektedirler. Borçlanarak evlenen bu gençler birbirlerine
    doyamadan gurbet yollarına düşmekte, kırkına varamadan yaşlı amca ve
    teyzeler görünümüne dönmektedirler. Bununda ötesinde başlık parasını
    ödeyen zengin yaşlılar daha ergenlik çağına girmemiş masum kız
    çocuklarını ikinci ve üçüncü eş olarak haremlerine almakta, onların
    dünyalarını karartmaktadırlar. Medyada intihar eden “küçük gelinler”
    içimizi burksa da, memleketin gerçeği budur ve kimsede buna müdahalede
    bulunmamaktadır. Feodalizm, sevgiyi doğmadan boğmuştur, bununla da
    yetinmemiş, tabularla cinselliği bir fetişizme dönüştürmüş, yarattığı
    aşırı gerilim ortamında yalnızca bireylerin yaşamını tehlikeye
    düşürmekle kalmamış toplumun ruh sağlığını da bozmuştur. Her gün işlenen
    kadın cinayetleri bunun bir sonucudur. Feodalizm zihniyetini aşamayan
    toplumlar sağlıksız, giderek hastalıklı toplumlara dönüşmektedirler.

    Özgürlüğün olmadığı yerde aşk, özgür aşkın yaşanmadığı yerde gülmek ve
    eğlenmek yasaktır. Ne yazık ki tarihte ilk kez özgür aşkın yaşandığı
    Anadolu coğrafyasında, daha sonraki aşamalarda aşkın yasak, giderek
    günah sayıldığı karanlık çağı yaşamış ve yaşamaktadır. Gerek Osmanlı’da
    ve gerekse Cumhuriyet te büyükler yüksek sesle konuşmayı, yüksek
    perdeden gülmeyi, kucağına çocuğunu alıp sevmeyi ayıp saymışlardır. Bu
    anlayışın toplumsal içerimleri olduğu gibi dinsel içerimleri de vardır.
    Dogmatik mümin de, köktenci mutasavvıf da gülme ile günah arasında bir
    ilişki kurmuşlardır. Gülme, öte dünya ve ahiret korkusunu zayıflatıcı,
    itikadı güçsüzleştirici bir adım sayılmıştır. “Ağır ol ki molla
    sansınlar” söyleminin nedeni budur. Türkiye’de askerlik ocağı kutsal ve
    ciddi bir kurum olarak kabul edilmiştir. Burada yetişenler, sivildeki
    güleç yüzlü, sıcak, sempatik, insanlar gibi değil, aksine ciddi ve asık
    suratlı insanlar olarak görülmek istenmiştir. Asık surat ciddiyetin ve
    yiğitliğin şanı olarak görülmüştür ve her Türk de asker doğar. Asker
    kökenli pek çok yöneticinin asık suratlı olmasının nedeni budur. M.
    Kemal’in güleç yüzlü fotoğraflarına nadiren rastlarsınız. Bunun nedeni
    ise, liderlerin dünyasal ve tanrısal iktidarın temsilcileri olarak
    görülmesinde yatar. Oysaki gülmek insani bir davranıştır, devrimci bir
    duruştur. Gülmek devrimcilere yakışır.

    Gülmenin yasak olduğu totaliter inanç ve rejimlerde müzik ve eğlence de
    yasaktır. islam’ın en liberal mezhebi olarak görülen Hanefi Fıkhı “müzik
    çalmak ve isteyerek dinlemek caiz değildir” diye hüküm koymuştur.
    islam’da bunun gibi nice fetvalar vardır. islam’la aynı coğrafyayı
    paylaşan Alevilik, inanç ritüellerini müzik ve Semah denilen ilahi
    dansla gerçekleştirir. Müzik ve ilahi dans Aleviliğin olmazsa olmazıdır.
    Üç teli Cura/Tembur ise ayaklı Kuran olarak kabul edilmiştir. Kutsanarak
    indirilir, çalınır ve yine kutsanarak yerine konulur. Bu yüzden Alevilik
    tarihleri boyunca ağır ithamlarla kovuşturulmuş, çeşitli katliamlardan
    geçirilmiştir. Neden böyledir? Gülmede olduğu gibi, müzik, dans ve
    eğlence de totaliter rejimlere karşıdır. Çünkü sevmek, gülmek ve
    eğlenmek insan olmaktır. insan “gülen hayvandır”, ağlayan hayvan çoktur,
    fakat insan dışında gülen hayvan yoktur.

    Aşk, mutluluk ve demokrasi birbirine sıkıca bağımlı kavramlardır. XVI.
    Yüzyıldan itibaren aşk ve mutluluk Tanrısal düzeyden, insan düzeyine
    indirilmiştir, bireysel mutluluk, toplumsal mutluluk içerisinde aranmaya
    başlanmıştır. Bu tarihten sonra filozoflarca, mutluluk, dinsel bir
    çerçeveden dünyasal bir çerçeveye oturtmuşlardır. Giderek bireysel
    düzeyden toplumsal düzeye oradan da sistem içinde tartışılmaya ve
    aranmaya açılmıştır. Gerçekten mutluluk bireyselle toplumsalın
    bağımlılığı içinde gerçekleşir. Bireysel mutluluk, ancak toplumsal
    mutlulukla mümkündür; çünkü bireyin özgürce gelişmesi, herkesin özgürce
    gelişmesine bağlıdır. Demokrasinin olmadığı, insan haklarının güvenceye
    bağlanmadığı; özellikle yaşam hakkının istendiği gibi çiğnenip fikir
    özgürlüğünün gerçek anlamıyla uygulanmadığı bir ülkede, insanların
    özgürce gelişmesi, aşkı yaşaması, giderek mutlu olması mümkün müdür? Bu
    tür ülkelerde yoksul kitleleri, dünyasal bir mutluluk yerine ya da onun
    yanı sıra, dinsel bir mutluluğun sahte cennetlerine inandırmaya ve
    yönlendirmeye çalışırlar. Bugün Türkiye’de yaşanan budur, yoksul
    kitleleri sahte cennetlerle uyutmak yalnızca bugünkü mutluluğu
    gölgelemez, yarınların mutluluğuna götürecek adımları da tökezletir.

    insanın en yüce meziyetlerinden birisidir aşk ve sevgi. Sevgi de,
    çocukluktan aile içinde kazanılır. Sevginin geçerli olmadığı bir ortamda
    büyüyen bir insandan sevgi nasıl beklenir ki. Antik Yunan’da Isparta
    sitesinde çocuklar devletin malı sayılmış ve çocuklar daha anne sevgisi
    tatmadan ailede kopartılarak devletin denetim ve gözetimi altında katı
    bir disiplinle yetiştirmeye çalışmışlardır. Atina’da demokrasi yönetimi
    altında bilim ve sanat dev adımlarla ilerlerken, Isparta etrafını
    yakıp-yıkmakla meşgul olmuştur. Yine Osmanlı imparatorluğu’nun çağına
    göre bilim ve sanatta ilerlemesinin yegâne nedeni sevgisiz ortamda
    büyüyen kapıkulu denilen devşirilmiş insanların yönetiminde olmasıdır.

    insan sevgiyi kendinden bulmadığı sürece başkalarında bulabilmesi
    olanaklı değildir. Kişinin sevgiyi kendinden bulması için kendisini iyi
    bir eğitimle donatması gerekir. Gerçekten sevgi donanımlı insanların
    sorunudur. Donanımlı kişiler ancak sevgiyi üretip, karşısındakine
    verebilirler. Aşk bir verme sanatıdır. Erich Fromm’a (1900-1980) göre
    aşk bir “verme etkinliğidir, almak değil, çok şeyi alan değil, çok veren
    aşkça zengindir.” Bencil ve sıradan duyguların arkasından koşup giden
    insan, üstelik donanımı da yetersizse, neyi verebilecektir başkasına ve
    insana. Oysa aşk insana verilmiş bir armağandır, farklılık ve
    mükemmellik yaratır.

    Kapitalizm, hemen her yerde “mutlu azınlıklar” yaratıp, büyük kitleleri
    sömürür; ayrıca yol açtığı tüketim toplumu sıradan zevkler ve onların
    yüzeysel mutluluklarıyla yaşamını doldururken, insanlar da zengin olma
    tutkusunun güdümünde ve sonu gelmez bir yarışta birbirlerini çiğner
    dururlar. Anlaşılıyor ki kapitalizm aşılmadan, insanları sıradan
    mutluluktan kurtarmak, kendi mutluluğu kadar başkasının da mutluluğunu
    istemek mümkün değildir. Bunun da ancak yeni bir dünyanın yaratılması
    ile sağlanacağı görünüyor. Bir azınlığın değil, bütün insanların insanca
    yaşayacakları yeni bir dünyanın kurulmasıyladır ki, sadece kimi
    insanların değil, tüm toplumun gerçekten mutlu olmalarının kapısı
    açılmış olur. insanlık, böylesi bir dünyayı yaratmalı ve tatmalıdır.(*2)

    Sonuç olarak, Aşk varlık nedenimizdir, yaşam amacımızdır. Yaşamı
    sevenler, ölüme seve seve giderler. Çünkü yaşam uğruna ölecek kadar
    güzeldir. Yarını bugünden kurmak, bu günü yarına taşımak aşkla mümkün
    olur. Aşk sevdadır, yardır, vatandır. Komünistler yaşamı ve aşkı
    kutsallaştırmasını savunurlar. Çünkü insanlar arasındaki bütün
    sorunların aşkın gücüyle çözülebileceğine inanırlar ve ancak aşkın
    gücüyle bütün acılarından kurtulabilirler. Bunun içinde sınıfların ve
    sömürünün olmadığı, her kesin eşit ve özgür olduğu bir toplumun
    mücadelesini verirler. inanırlar ki gerçek aşk, sınıfsız bir toplumda
    eşitler arasında yaşanır. Eşit olmayan koşullarda yaşanan aşk değil,
    çıkar ve bağımlılık ilişkileridir ki buda sürekli olarak yozlaşmayı
    üretir. Bugün kimilerine göre ütopya gibi gözükse de insanlığın hedefi
    ve amacı sınıfsız mutlu topluma doğrudur. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya
    kadar mücadele devam edecektir. Yazımızı Ataol Behramoğlu’nun şu güzel
    dizeleri ile bitirelim:

    Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım

    Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil

    Zulmün önünde dimdik tut onurunu

    Sevginin önünde eğil kızım.

    Hüsnü Gürbey
    0 ...
  22. 10733.
  23. sözlüğün doğru düzgün tanımlanamayan kelimelerindendir, kanımca.
    Çünkü kimse ne gelişini anlar bunun ne de gidişini, ne amacını anlar bunun ne de sonucunu.

    birisi kullanır, duyanın aklına biri gelir. şarkıları vardır, dinleyenin aklına biri gelir. hayalleri vardır, uyuyamayanın aklına biri gelir.

    o 'biri' karşısına gelir, göz bebeklerine büyüme gelir, boğazına düğümlenme gelir, kalp atışına hızlanma gelir. sen gider ben gider, biz gelir.

    ama bir gün gelir ki, sen gelir ben gelir, biz gider, hepsi biter. yine de hiçbir zaman üzülme dostum, gelir geçer. .*
    2 ...
  24. 10734.
  25. Sevginin hastalıklı hali. Olmasa da olurdu.
    0 ...
  26. 10735.
  27. türkiye'deki x factor star ışığı programının 1. bölümüne damgasını vurmuş ferah zeydan'ın seçtiği muazzam şarkıdır.

    1 ...
  28. 10736.
  29. hoşlantının üzeridir ve gerçek değildir. kötüdür de. buyrun siz hala aşka inanın.
    0 ...
  30. 10737.
  31. gerçek aşk soyuttur. tanımlamayı yapmam buraya değmez bile.

    sizin anladığınız aşk da sadece saplantıdan ibarettir. o yüzden kasmayın derim.
    1 ...
  32. 10738.
  33. aşk sadece insanın insana beslediği anormal hümanistik sevgi değil
    insanın kendine beslediği narsist hislerin dışavurumunun nesnelere
    yansıtılması sonucu da ortaya çıkmakta olan bir tür ruhsal hastalıktır.
    1 ...
  34. 10739.
  35. ufo gibidir,
    tartışmalı,
    anlaşılamayan,
    hem yakın, hem uzak,
    her ikisi de üç harfli.
    0 ...
  36. 10740.
  37. kontrol edilemeyen duygular bütünüdür. gözümüzdeki mercek yerine başka bir mercek gelir ve başka görünür dünya.
    1 ...
  38. 10741.
  39. her nefesin harladığı bir alev.

    böyle bir duygu var. bunun için acı çekmeyi, ölmeyi göze almıyorsun, hayır. acı çekmekten, ölmekten zevk alıyorsun. paslı bir bıçak gibi nefesini, bakışını kana buluyor. yanıyorsun ama tükenmiyorsun. acısı ayrı, mutluluğu ayrı bir keyif. mutlu olmak için değil, acı çekmek için yaşıyorsun bu duyguyu. zaten sadece ölmek için yaşayanlar aşık olabilir. şehirler binalardan ve bir tutam gökyüzünden ibaretken, bu duygu şehirleri mabed kılıyor. şeytan'ın bile günahından korktuğu bir yaşamdan doğuruyorsan aşkı, katlanıyor kutsallığı. sevmiyor bir kere iki kişiyi. biz veya siz varken değil, sen veya o varken var olabiliyor ancak.

    yaşadığını hissettiriyor. yüzüne vuran esintiye bile hükmediyorsun. biliyorsun o esinti o'nu da okşayacak.kızıyorsun, o esinti sayısız insanı okşadıktan sonra o'nu okşayacak. rüzgarı öldürmek istiyorsun; başkalarına değip de o'na dokunacak...

    yaşadığın onca kahrın bir önemi yok. riyakarlaşıp, onca acıya yüz çeviriyorsun çünkü acı ruhun tacıdır. aşk acısı da bu tacın en değerli mücevheri. kıvranmanın, çıldırmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu anlıyorsun. raksların en güzeli bu acıdan delirmekmiş, görüyorsun. duyduğun her şey o'nla ilgili artık. kıskanıyorsun. muhammed ne şanslıydı diyorsun, bir cebrail'i vardı, haber alırdı allah'ından. senin ise bir cebrail'in yok, haber alamıyorsun maşuk'undan. gökyüzünü seviyorsun çünkü artık bir tek orada kavuşuyorsun. baktığınız aynı şeylerden geriye kalan bir tek gökyüzü. o yüzden sık sık semaya bakıyorsun. başın hep dik! aşıkların başı hep diktir bu yüzden.

    varlığı değerli değildir yokluğu kadar. bunu öğreniyorsun. kalbin taşıyabileceği en kutsal acıyı gururla taşıyorsun. artık her cümlen bir feryad, her sözün bir çığlık oluyor. boşluğu yırtabiliyorsun artık. alev alev yanan bir meşalesin, sönmeyi istiyorsun da biliyorsun da ama ateşin okşadığı bir kalbin var artık, tadını çıkarıyorsun.

    fark ediyorsun, cümlelerin ne kadar ucuz olduğunu, biçim veremediğini aşka. böylesine güzel, böylesine kutsal olduğunu... aşka aşıksın. kustuğun kanın da, gözündeki nefretin de annesi aşkken bir sürü yaratık paçavra ediyor bu kutsal duygunu. gözünün önünde, kulaklarının ardında tecavüz ediliyor en kutsalına. aşkın güzelliği kadar çirkin bir zehir oluyor. milyonlarca iki ayaklı mahluk pis emellerinin metresi yapıyor, ucuz bir bez parçası gibi üzerine tükürüyor kutsalının. üstelik utanmadan saygı bekleyerek. o zaman anlıyorsun, şiddet en meşru hakkın. milyonlarca aşkın güzelliği kadar iğrenç yaratık senin ve muhteşem kahrının tecavüzcüsü. bakıyorsun, korkuyorlar. anlam veremiyorlar. aşka anlam veremedikleri gibi. o zaman ölmek için yaşadığını hatırlıyorsun. fikirlerin silah, ölüm kalkanın oluyor.

    hepinizden iğreniyorsun!
    1 ...
  40. 10742.
  41. "Tek ilmim olacak yine deliliğim; beni kapattıkları tımarhanelerin rutubet kokan karanlık koridorlarına asacağım ilk bomba süsü verilmiş pankartımı: Aşk Delilere Mahsustur!" (bkz: şizofreni yalnız oynanmaz)
    1 ...
  42. 10743.
  43. "Kimse kimseyi bütünleyemez. insan kendini bütünleyebilir ancak. Onu yapacak gücü yoksa, sevgi arama çabasıyla kendini tüketir. Tükenişin de aşk olduğuna inanmaya çalışır sonunda."

    oscar wilde
    0 ...
  44. 10744.
  45. para gibidir. varlığı bir dert yokluğu yara...
    0 ...
  46. 10745.
  47. 10746.
  48. Candan erçetin n guzel söylemiş ; her ask bitermiş bir gun bildim, Heral bitermiş bir gun öğretildim.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük