11 eylül 1980'De bilinçli bir şekilde halkın içine edenlerin 12 eylül günü iktidara el koydular ve bu kanlı saldırılara 13 eylül günü son verdiler. bize de ancak "nokta" demek kaldı.
çocuk yasta asilanlar falan neyse de en önemli yarayi dönemin kelebek sarkicilari almistir. zira bulent ersoy gibi muhim sahsiyetler yillarca televizyona çikamamistir.
devleti, milleti savunan halka ihanet edilen tarih. işte, bu yüzdendir ki, iyiler kendini savunamaz hale geldi ve kargaşayı sağlayıp düzeni değiştirmek isteyenler mazlum durumuna düştü.
bir kaç tane sol görüşlünün değil, yüzbinlerce kişinin lanet ettiği "our boys have done it!" mantığıyla yapılmış darbenin tarihi, ülkeyi karanlığa sokan karanlık gün. sadece 600 bin kişi gözaltına alınmış, yüzbinlercesine işkence edildi. ülkeyi daha rahat yönetmek isteyen işbirlikçiler bu darbe öncesi ülkeyi bilerek kaos ortamına sokmuş, insanlar hiç istemese de darbe göz yummuştur, evlatları daha fazla ölmesin diye. katil çetecilerin sokak ortasında onlarca kişiyi öldürdüğü, alanları dolduran kişilerin seslerinin kesilmesi için üstlerine ateş açıldığı günler ne çabuk unutuldu? işkence tezgahlarında insanların insalıklarından utandığı günleri ne çabuk unuttuk, bir limon gibi sıkılmaya daha ne kadar devam ediceğiz, işte onu tarih gösterecek.
Türkiye'de 1980, o malum Eylül gününü yaşamış veya yaşamamış herkes için bir milattır. Koca bir ülkenin kimyasının bir günde toptan değişebileceğinin açık bir göstergesi olarak gayri resmi tarihimize not ettiğimiz bir bıçak kesitidir on iki eylül bin dokuz yüz seksen. Dünyada; soğuk savaş, sıcak terör, AIDS, çizgi roman, Duran Duran, Modern Talking televizyon, müzik ve reklâmların, Türkiye'de; Darbenin, tutuklamaların, idamların, Parizien çorapların, Beslen Makarnanın, Ören Bayanın, Commodore 64 ve örgüyü seven hanımların yılıydı 1980ler. Bugün birçok gencin bilmediği, bilmek istemediği, ilgilenmediği bir dizi olaya, kişi ve duruma ilgi duyulan yıllar olarak değerlendirilebilir 1980ler. Ödediğimiz her kuruşun verginin yol, su, elektrik olarak bize geri döneceği bilinci o dönemde on iki yaşındaki bir çocuğun dimağına tıkıştırılırken bugün on iki yaşındaki bir çocuğun ilgi alanları arasında daha dijital konular yer alıyor ve bu durum ebeveynler tarafından yeni nesilin çok şanslı olduğu yönünde değerlendiriliyor. 80;lerdeki çocuk, ağzını bahçedeki çeşmeye dayayıp su içtiği halde hayatta kalmayı başarırken, diğer çocuk sınıfta kaldığı zaman psikologa, pedagoga götürülüp; Dislexia, yoğunlaşma sorunu veya hiperaktivite teşhisleriyle hayattan ve çevreden yalıtıldığı halde daha sağlıklı olmuyordu. Ülkenin bozulan kimyası-kaçınılmaz olarak-vatandaşlarına sirayet ediyordu ve işin kötü tarafı çok kısa zamanda bu duruma alışılacaktı.
1980lerde on yedi yaşında(devlete göre on sekiz) bir çocuğun; şu cümleleri kurması olasıydı ;O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. işte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Şimdilerde sanatçı ruhlu, özgürlükçü tonton bir ihtiyar gibi gösterilen zatı muhterem, bahsi geçen çocuğa karşı, şanlı tarihimize yazılacak olan şu ünlü cümleyi sarf edecektir: "Asmayalım da besleyelim mi?"
Dünyayı değiştirmek; ideasıyla yola çıkan 68;lilerin ardılı olan 78liler bu sloganın önüne ne pahasına olursa olsun u eklemişlerdi fakat karşılarına çıkanın 12 Eylül gibi bir paha olacağını tahmin edememişlerdi. Bugün karşınıza çıkan Umut, Barış, Özgür isimli gençlerin çoğu 1980 doğumlu olması o yıllarda bahsi geçen, özlenen olguların neler olduğunun bir göstergesi niteliğindedir. Bu Umut, Barış ve Özgür;lerinse Kenan Evreni ;eski bir Cumhurbaşkanı ya da resim yapan eski bir Cumhurbaşkanı olarak tanımaları da darbenin etkisini üzerlerinde ne kadar hissettiklerinin düşündürücü bir örneğiyken aynı zamanda darbenin hedefine ulaşıp, hafızasız bir toplum yarattığının açık bir göstergesidir. 12 Eylül bugün hala bir kuşağın hafızasında tüm canlılığı ile yaşarken, 30'ların üzerindeki herkesin ;bir 12 Eylül anısı mutlaka vardır. Ve Türkiye hala 12 Eylül ile hesaplaşmasını tamamlayamayan ve darbecileri yargılamayan tek demokratik ülke sıfatını taşımaktadır.
8 Ekim 1980de lise öğrencisi Necdet Adalının asılmasıyla başlayan ve birbirini izleyen idamlar ve baskılarla hedeflenen amaca ulaşılmıştı; tüm topluma büyük bir korku hakim olmuştu.12 Eylülün kayda geçen bilançosu şöyleydi; 650 bin kişi gözaltına alındı,1 milyon 683 bin kişi fişlendi, Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı), idamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi, 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi ''örgüt üyesi olmak'' suçundan yargılandı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi ''sakıncalı'' olduğu için işten atıldı, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitti, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü,171 kişinin ''işkenceden öldüğü'' belgelendi, 937 film ''sakıncalı'' bulunduğu için yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu, 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi, 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahla öldürüldü, Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi, Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi ''kaçarken'' vuruldu, 95 kişi ''çatışmada'' öldü, 73 kişiye ''doğal ölüm raporu'' verildi, 43 kişinin ''intihar ettiği'' bildirildi. *
sol muhalefetin yok edildiği ve devletin her kademesine gerici faşist kadroların yerleştirildiği dönemdir. bugün hala bu dönemin cefasını çekmekteyiz her düzeyde.
umarım bir daha olmaz diye dua ettiğimiz kara gün, gerçi şuanda tayyip erdoğanın cumhurbaşkanlıga aday olması haberi ile kafalarda acaba tekrarlanır mı cinsinden soru işaretleri de vardir *
12 eylül 1980 darbesi,kendinden 2 yıl sonra yapılan anayasasıyla ve toptan kendisiyle akıllara zarar bir darbedir,60 darbesiyle ve anayasasıyla (detay için (bkz: #1506641)) demokratik hatta bütünüyle siyasi anlamda hiçbir ilgisi yoktur.
80 darbesinde mgk'nın tüm amacı iktidarı tek elde,kendi elinde toplamak ve halkı kendi baskıcı yöntemleriyle yönetmekti.bu darbede, düşünülen halk değil, yalnızca yönetmek için ele geçen fırsattı.
bu darbe, sonuçta devleti şimdiki malum haline getirdi ve gerek anayasasıyla,gerek kendinden sonra gelecek iktidarlara verdiği cesaretle devleti ortaokullardaki tanımla "gelişmekte olan ülke" statüsünden "gelişmemiş ülke" statüsüne getirdi.
şimdiyse, kişilerin amacı malum kişinin ellerini,kulaklarını filan kesip kendi haline bırakmak, duvarlara çarparken onu izleyip gülmektir.
benimse en büyük dileğim; allah, iktidar hevesi gözünü kör etmiş ve sırf hırsları uğruna halka bütün bu ölümleri,işkenceleri yaşatan bu zavallı insanlara akıl fikir versin!
30 yaşında Mamak Cezaevi'ne giren TRT çocuk programcısı Meral Bekar'ın cezaevi müdürü Albay R.T.'den duyduğu sözler ve darbecilerin ruh hali...
"Herkesi "ölü balık gözü" gibi bakar hale getirdik. Ama kadın tutuklularda ne varsa bunu yapamadık. Belki kadınların ay hali var ve bunun öncesinde sinirli oluyorlar. O yüzden de böyle davranıyorlar."
türkiye'nin gelişim takviminde saatlerin yirmi yıl geriye alındıgı zamana tekabül eder.an itibariyle dunya tarihinde 1987 leri yaşamamıza neden olmuş darbedir.
bir adam karısı ve 3 yaşındaki çocuğu ile beraber evinde oturuyor. küçüklüğünde yapmadığı iş kalmamış, tek gayesi dürüst olmak ve ailesini geçindirmek olan, dönemin etkin fikirlerinden etkilenmiş bir adam. kapı çalınıyor. içeri giriyorlar. "sorun nedir" demeden evi arıyorlar. bir kaç dergi* buluyorlar. nüfus kimliğine bakıyorlar. "diyarbakırlı" . o noktada kopuyor olay. "anne babamı nereye götürüyorlar?" sesi duyuluyor bir taraftan. o ve onun gibi binlercesi..
önce götürüyorlar adamı manisa işkence evine. çırılçıplak soyuyorlar adamı. aklınıza gelebilecek en iğrenç şeyleri yapıyorlar. "neden?" diye haykırıyor adam? sebep; polsi tek şey diyor "tüm kürtler ibnedir!". neden diyor adam? "solcusun!" işkence yapılıyor daha fazla. insanların düşüncelerinden korkuyorlar. ezelden beri yaptıkları şeyi yapıyorlar, düşünceyi güç ile, silah ile, zorbalık ile bastırıyorlar. bu işlerin böyle yapıldığını sanıyorlar.
sonra adamı alıp diyarbakır a hapisaneye yolluyorlar. 400 kişilik hapishanede 3000 kişi kalıyorlar. solcular ve kürtler. onlara göre o dönemde insanların en çok korkması gereken iki şey. insanlar çıldırıyor burda. aklıma geliyor 2. dünya savaşında yahudilere yapılan işkenceler.. bir polis ölüyor hapisanede, 7 kişi birden üstleniyor suçu. sebep? insanlar işkenceden kurtulmak istiyor artık. üstlenmek istiyor polis in faili meçhul ölümünü. 12 eylül ağzına sıçıyor işte bu insanların hayatlarına.
işte pkk. neden? niye yıllar boyunca bu millet ile beraber yemiş, beraber uyumuş bir millet şimdi dağlara çıkıyor? niçin?
çok belli değil mi cevabı? sizce bir canavar kendi kendine mi uyandırılır? onu birileri dürtmeden neden katliam a başlar? 12 eylül ün belki de en acı sonucu pkk dır. o dönemde organizasyon seviyesi en alt seviyede olan bu örgütün 1990 lardaki azılı hareketlerinin temelidir bu darbe. en son görmüştük nu nesilin çocuklarını, abbas güçlü nün "genç bakışında", o kenan evren i ayakta alkışlayan gençleri. analarının babalarının düşüncelerini hiçe sayarak, 1 dirhem bile utanmadan, saygısızca alkışlarla toprağa gömen gençleri.
ki o düşüncelerini yok ettikleri insanların oğlusunuz. ki annelerinizin babalarınızın sicillerinde hala yazıyo emin olun siz her ne kadar göremesiniz de "bu bir kürt! olsa da olur olmasa da!" "bu bir solcu, istediğinizi yapın, hayatı zorlaştırın onun için."
"geberse de olur gebermese de!"
bu darbe şunun anlaşılmasına sebebiyet vermiştir. türkiye nin aslında en çok korkması gereken ordu ve polis tir en güvenmesi gereken değil. çünkü bu ülkede tek suçun düşünce özgürlüğü olduğunu biliyoruz. evet, düşündüğünüz anda var değilsiniz, artık yoksunuz. çünkü her daim sizin düşüncelerinizden korkan insanlar olucak. birileri sizin düşüncelerinizi yok etmelerine kimse ses çıkarmayacak. uyuşturucu yedi bitirdi diyoruz kendimizi. ama gümrükten kamyonlarca eroin i sırf satış amaçlı taşıyan polisleri unutuyoruz. bir gece canı sıkılıp da fahişeleri sokaktan toplayan, sonra da "bize verin! yoksa tüm geceniz nezarette geçer" deyip de fahişlelerden bile çıkar sağlayan adamları unutuyoruz. hrant dink suikast ınan sonra "ortala hoca ortala! arkasındaki "vatan toprağı kutsaldır" yazısı da çıksın" diyen jandarmayı unutuyoruz; ki bu öyle bir olay ki başka bir ülkede olsa bir hükümetin düşmesine sebebiyet verecek bir olay. duyarlı bir toplum un, o ülkenin dışişleri, içişleri başbakan vs vs sini bırakmayacağı bir olay. ama öyle bir ülkede yaşlıyoruz ki şu anda, malatyaspor un bir maçta sırf hrant dink malatyalı diye "ermeni malatya" sloganı atan insanları görüyoruz. trabzonspor maçında "ayağa kalkmayan ermeni!" sloganı atan insanları görüyorz, bir allahın kulu çıkıp da susturmuyor bunları.
vatan - millet - sakarya ve bu üçlemeden çıkar sağlayan insanlar. .... fason milliyetçilik... baba oğul kurtuluş savaşına gidip de 7 sene sonra sadece oğul akli dengesini yitirmiş bir şekilde döndüğü savaştan, hala vatan - millet - sakarya edebiyatı ile ceplerini dolduran insanlar.. 12 eylül ün tohumları.. bu ülkenin görebileceği en kötü insanlar. ne yobazı ne kürdü ne ermenisi. işte içimizdeki irlandalılar...
hala hakkında kitapların yazıldığı, filmlerin yapıldığı, 26 yıl geçmesine rağmen unulmayan ve unutulmaması da gereken, tek bir kimlik oluşturma amacıyla yapılmış faşist, insanlık dışı darbenin yapıldığı tarih.