ordumuz en güvenilir kurumumuz değil mi sevgili gücetapıcı militarist uludağ sözlük yazarları, hatta gözbebeğimiz, biriciğimiz değil mi. ulan balıkta bile sizden evla hafıza var. hayır nisyan ile malüldür derler hafıza için ama bu kadarı için harp malülü falan olmak lazım herhalde. türlü başlıklarda ordumuzu övmeye, postallara cila çekmeye devam edebilirsiniz. onyedi yaşında kardeşiniz sorgusuz sualsiz darağacına çekilirse bir gün belki idrak kapılarınız aralanır.
hani şu başlıklara ''17 yaşında hayatı anladığını sanan mal'' ya da ''17 yaşında depresyona giren genç'' olarak konu ettikleri..
ne içinde olmak için geleceğimi feda edebileceğim 60 darbesine ne de uğruna geçmişimden vazgeçebileceğim 80 darbesine tanıklık edebildim..
ama duydum , gördüm , bildim.
bundan tam 27 sene önce bugün bana yasaklanan şeylerin hepsini yaptım yani.. affet beni tonton kenan amca! sana , emirlerine , anayasana karşı gelmek istemedim.. sadece sorguladım. biliyorum ayıp , biliyorum gereksiz , biliyorum sürüden ayrılış..
ilkokulda hayat bilgisi derslerinde hep atatürk'ü okuduk biz. ortaokulda hoca bize ey türk gençliği'ni ezberlettirdi. sonra bir sürü savaş okuduk , ezberledik. arada güzel şiir okuyabilenler ''atatürk'ü anlamak'' diye bağırdı kürsüden arkadaşlarına , el çırpmaya gelen velilere. 10 kasım'da biz hep buynu bükük durduk. bu arada zilyon tane şey ezberledik , tarihimizle övünmemiz gerektiği anlatıldı bizlere. türk olmakla gurur duymamız gerektiği öğretildi. biz hala bağırıyorduk ''atatürk'ü anlamak'' diye.
sonra liseye geldik biz , ermeni soykırımını tartışır olmuştuk. bir arkadaşımız elinde nazım hikmet kitabıyla solculuk oynardı sınıfta , sol olduğu için hiçbir zaman sola oturmayan bir arkadaşımız da vardı bizim. nihal atsız'ı kadın zanneden ya da bir mayısa 400 yetelelik ayakkabısıyla giden arkadaşlarımız.. bir gün sınıfı ''bu sınıfta ateist varmış!'' diye bir veli bastı mesela.. bir kız arkadaşımız sırasına türk bayrağı kazırken devletin malına zarar vermiş olmadı mesela. bizim müdürümüz her 10 kasım'da ''atatürk'ü anlamak'' diye bağırırdı bize kürsüden , çok uzun konuşurdu. dinlemezdik. artık kimse dinlemiyor zaten birbirini. neyse , bir 10 kasım'da müdürümüz okula atatürk'ün sevdiği şarkıları çalması için saz ekibi çağırdı , gülşen'in off off şarkısı eşliğinde atatürk'ü kömür gibi yakarak mezarında atatürk'ü anladık biz.
okuduk hep ama , önümüze ezberlememiz için sunulan her şeye rağmen okuduk. annelerimiz babalarımız ''bulaşmayın , biz değiştirmeye çalıştık da noldu? boş yere fişlendiğinizle kalırsınız.'' dedi ama biz okuduk hep. fikirlerimiz oluşmaya başlamıştı bizim. bir tarafa ait olmaya çalıştık. 17 yaşındaydık.. sadece 17! bir yere ait olduğumuzu en çok hissetmek istediğimiz yaş.. bir şey için ''evet ben bunu biliyorum!'' demek için savunduğun şeye hakim olduğun kadar onun karşıtına da hakim olman gerektiğini biliyorduk biz , ama işimize gelmiyordu.. anlıyor musun ? kimse anlamıyor artık birbirini.. demiş miydim ? dinlemiyor da..
bak kenan amca ;
bugün kürt - türk - laz - ermeni - hede - hödö diye bölündüysek eğer , ''kardeş kardeşi vurur mu , insan insana bunu yapar mı?'' diye bağırıyorsak eğer..
17 yaşında bir erkek çocuğu tarih yazılısında önüme kopya kağıdı atıp ''lan emperyalizm ne demek?'' diye soruyorsa..
ülkesini insan hakları mahkemesine şikayet eden birinin eşi , üstelik türban yüzünden , cumhurbaşkanlığı koltuğuna ; geçmişi mapushane duvarı dolu biri başbakan koltuğuna oturuyorsa..
12 eylülü bilmiyorum ama 11 eylülü anlatabilirim diyecek kadar memleketine bir kız yabancılaşıyorsa..
sizin yüzünüzden!
nerde kalmıştık ? ''atatürk'ü anlamak'' diyorduk.. ne güzel anlamışız ata'yı diğ mi ? iki kocaman darbe , bir muhtıra.. ah pardon , yoksa o muhtıra sayısı iki mi oldu ? ahah eşitlik görüyor musun ? zaten sen çok eşitlikçi bir adamsındır elhamdülillah..
bir sağdan bir soldan.. oh bir de yandan.. altmış.. yetmiş..seksen.. yetmez! kıvır! kop evladım kop!
bak kenan amca ;
bugün ''asmayalım da besleyelim mi?'' diye gaza geliyorsak..
önümüze gelen herkese ''vatan haini'' yaftasını yapıştırıyorsak..
gencecik fidanları dar ağacında sallandırıp üstüne filtreli sigara tüttürebiliyorsak..
17 yaşında çocuğu öldürüp , zaten yaşamıştı yaşayacağı kadar diyip ölümü geçiştirebiliyorsak..
sizin yüzünüzden!
çemberimde gül oya benim en sevdiğim dizidir.. yurdanur var ya orada , o benim işte. mehmet vardı ya orda , o da senin oyuncağın. bir gün mehmet eve topallayarak geldi. mehmet'in yaraları aylarca geçmedi. mehmet çok etkilendi , sevemedi bir daha. bir daha hiç sevdiceğine eskisi gibi bakamadı. yurdanur o'nu öyle görünce öldü. son bakıştaki gözler hep aklımızda ya hani , o hesap..
ha bu arada , sibel can bu yaz 20 kilo almış. hala sanatsal açıdan estetik midir diye düşünmüyor değilim.. bence baştan aşağı kırmızı olsun tablonuz. arada mavilikler olabilir , suyu temsilen.. kırmızının kan rengi olmasına dikkat edin. turgut özal bey , rahmetli , amerikalardan en kalitelisini getirmişti bizler için. siz memur değilsiniz ama işinizi bilirsiniz diğ mi ? ya da 5 kilo nohuta muhtaç olup hakkını satmak nedir bilirsiniz.. görmüş geçirmiş bir adamsınız.. öyle bir geçirdiniz ki hem de..
bak kenan amca ;
bugün parası olmadığı için bir çocuk okula gidemiyorsa..
çocuğunu okula gönderecek kadar bir baba para kazanamıyorsa..
hayallerini gerçekleştirmek için bir genç gençliğini harcamak zorunda kalıyorsa..
bir anne ''anne benim neden onlar gibi kıyafetlerim yok'' diye bir soruyla muhattap oluyorsa..
sizin yüzünüzden!
17 mayıs 2006 günü bu ülke bir danıştayını kaybetti. adaletimin o güzel kefeleri kötü adamların lehine.. öncesinde alışıktık biz. uğur mumcu - susurluk filan. sonra hrant dink. benim ermeni bir arkadaşım vardı , gözlerindeki korkuyu görmeliydin.. ötekileşmişti anlıyor musun ? durduğumuz yerde , yerde yatan bir delik ayakkabıdan ötekileşmiştik. bir anda.. ama biz atatürk'ü anlamış sayıyorduk kendimizi. hani kahveler yerine laboratuarlarda sabahlıyoruz ya biz , anlamıştık işte. o kızın gözlerindeki yabancıyı görmeliydin..
bak kenan amca ;
bugün bir aile bir mayısta sadece orada oturduğu için dayak yiyebiliyor , bir kız saçından sürüklenebiliyor , bir erkek işkence delisi edilebiliyorsa..
seni bir asker , darbeci , siyasetçi olarak değil de ressam olarak tanıyorlarsa..
hiçbir şey olmamış gibi yaşayabiliyor ve bundan rahatsızlık duymuyorlarsa..
artık değiştirmek yerine kabullenmeyi seçmiş ve kendileri gibi olmayanları dışlamayı farz bellemişlerse..
sizin yüzünüzden!
beynelmilel benim en sevdiğim filmlerden biri.. siz hiç sevdiğiniz için dedenizin kefeninden ilan-ı aşk ettiniz ve gözünüzün önünde sevdiğinizin öldüğünü gördünüz mü ? hiç en yakınınız en uzağınız oldu mu bir anda ? hiç , hiç tanımadığınız biri için ''doktooor'' diye bağırmak zorunda kaldınız mı ? bir sürü insanın o an sadece yoldan geçtiği için öldüğüne tanık oldunuz mu ?
bak kenan amca ;
bugün , gökten başıma saksı çarpsa.. ayağıma taş batsa.. gözüme çöp gelse.. kalbime yangın düşse..
Tarihler 28 Şubat'ı göstermektedir o küçücük aklımla * babama şunları söylerim
-baba keşke darbe olsa ha bu adamlar giderdi hem askerler iyi değil mi dedem de asker heyecanlı olmaz mıydı baba?
babamdan cevap olarak bir tokat gelir. hayatımda babamdan yediğim ilk ve tek tokat kızına sesini yüksetmeye kıyamayan adam vurmuştur işte kızına. Küserim babama niye vurdu ki ben ne söyledim ki derim sonradan öğrenirim o zamanlara insanların, babamın neler yaşadığını neler çektiğini ne işkencelerden geçtiğini. Şimdi ki aklımla düşününce iyi ki atmış o tokadı diyorum iyi ki vurmuş bana belki de onlara olan hıncını benden almış adamcağız.
Şimdi o tarihte neler olduğunu insanların neler yaşadığını bilmeyenler çok güzel bir olaymış gibi onu her türlü şakaya konu ediyor her fırsatta darbe çağrısı yapıyor. Yazıklar olsun bu insanlar neler yaşadı aha yarın darbe olsa ne olacak çok mu rahat edeceğiz çok mu mutlu olacağız...
siyasetçileri, yazarları, gazetecileri çeşitli tehdit ve gözdağıyla susturan, burjuva diktatörlüğünün açık şiddetini, devrimcilerin, sosyalistlerin, işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlerinin üzerine kusmaya başlayan, Onlarca devrimci dar ağaçlarında katleden ve düzmece davalarla yıllarca zindanlarda çürüten, toplumun iyice korkutulup sindirildiği türk siyasi tarihinin faşist yüzü. 12 Eylül askeri diktatörlüğü, parlamenter işleyişi tamamen ortadan kaldırmış, işçi hareketinin tüm örgütlü güçlerini devlet terörüyle ezmiş, devrimcilere ve sol örgütlere yönelik açık baskı ve şiddet politikasını en faşist yöntemlerle uygulamıştır. üzerinde çok konuşulmalıdır, bugün hala sorumluların marmariste nü tablolar çizmesi hazırladıkları anayasanın bir ürünüdür,bu zihniyet ülkenin genç beyinlerini yok etmiş, yerine siyasetle alakası olmayan, olsa bile sürüye takılmaktan başka bir şey yapamayan bir nesil ortaya çıkarmıştır.
türkiye'de yakın tarihin gördüğü en kanlı dönemdir. ve şiddeti uygulayan otorite bunu rahatlıkla ve meşru bir biçimde savunabilmiştir. müthiş bir işkence ve bu işkencelerde ölenlerin ifade edilemeyecek derecede çok olması, sonrasında hapishanelerde yaşananlar bile gençlik üzerindeki etkisinden daha vurucudur. 12 eylül'ün işkencehanelerinden geçirilen herhangi bir sosyalist daha sonra toplum hayatından da izole edilerek zaten ölüme mahkum ediliyordu. bu durumdaki bir insan yeniden hayata döndüğünde içinde öfkeden ve intikamdan başka bir duygu olamazdı. sadece bu bile 1980 sonrası gençliğin çapraşıklığının tohumudur.
darbe sonrası dönemin siyasetçilerinden turgut sunalp, nokta dergisine verdiği bir röportajda, işkencehanelerle ilgili bir soruya:
-taş gibi komünist kızlarımız dururken, niye delikanlı komünistlere cop sokulsun?
diyerek, yeni dönemin ne kadar absürd bir mantık üzerinde şekilleneceğini söylüyormuş da kimse farkında değilmiş.
amerikan ordusunun ''our boys did it'' şeklinde gayet güzel açıkladığı olaydır. yıllarını almış, bitap etmiştir ülkeyi ve gençliğini. halen demokratik ve özgür bir ülkeyiz nidaları yükselirken dış güçler tarafından organize edilmiş, bu dış güçlerin yapmaya çalıştığı şeyi anlatmaya, seslerini duyurmaya çalışanları katletmeye kadar varan olaydır. ağzını açtıkları için öldürülenler, seslerini yükselttikleri için asılanlar. demokratik toprakların dış güçler tarafından kullanıldığı ortamda yankılanan çığlıkların tarihi 12.09.1980. ama çözüm basitti ve öyle emir gelmişti bugün bile topraklarına üs kurdurtup ben demokratiğim diyenlerin beylerinden:
siyasal olarak şu şekilde sonuçlanmış olan darbenin yapıldığı gündür:
- sağ sol çatışması durmuş bunun yerini dinci - laik çatışması almıştır.
- siyasal islam hortlatılmıştır, islami değerlerin toplumu birleştireceği öngörüsü çuvallamış, ters tepmiştir.
- abd'nin ekseninden kısmen ayrılmış olan türkiye yeniden abd eksenine yerleştirilmiştir. (bkz: our boys)
- 1982 anayasası hazırlanmış ve 25 senedir reform yap yap adam edilememiştir.
- sol, siyaset sahensinden tamamen kopartılmaya çalışılmış, bu yönde atılan adımlar şu anda dincilerin iş başına gelmesini sağlamıştır.
- 12 eylül kendisini öylesine unutturmuştur ki, bugün yaşanılan sıkıntıların sorumlularının 12 eylül yönetimi olduğu neredeyse hiç telaffuz edilmemektedir.
- hiçbir darbeci yargılan(a)mamıştır.
ipleri hâlâ başkalarının elinde olan sığır yöneticilere faşist yöntemlerce bizleri yönetme imkânı veren fitilin ateşlenme tarihidir.
ve o fitil hâlâ yanmakta...
her şeyimizi almıştır. bize sadece sayılar ve kendimize bahane olarak kullanbileceğimiz bir tarih bırakmıştır. *
bize getirileri:
-sözlükler.
-sol frame.
-%47.
-böyle bir entiri yazmak.
-böyle bir entiri okumak.
civan gibi delikanlıların, üreten ve düşününen beyinlerin kıyımının başladığı tarihtir. solcusu yada sağcısı ayırt etmeksizin amerikanın güdümünde işe yarar ne varsa kapatılmış, talan edilmiştir.
(bkz: kenan evren ve cuntası yargı önüne çıkarılsın)
11 eylül 1980 konya "şeriat isteriz" mitinginden 12 saat sonra gerçekleştirilmiş bu askeri darbe. bir ayıbı örtmek isterken bin ayıba yol açmış, düşünmekten korkan bir gençlik yaratmış ve şeriat yanlılarına istediklerinden de daha uygun bir zemin hazırlamıştır...
bu şaibeli darbe devrin abd başkanı'na * "sayın başkan türk ordu'sunun komuta heyeti ankara'da yönetime el koydu herhangi bir kaygıya gerek yok. kimlerin müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti" şeklinde bildirilmiştir (kaynak : m.ali birand 12 eylül saat 4:00 kitabı olup bu bilgi tamamen adı geçen kitaptan alınmıştır) .türk toplumu sosyal haklar yönünden bir çok önemli kazanımı bu darbe ile kaybetmiştir.
babam anlatır, kendisi bir savcı arkadaşından dinlemiş. 12 eylul günü akşama doğru canı sıkıldığı için bir parka gitmiş, devletin savcısı olduğu içinde etrafta dolaşan güvenlik güçlerinden çekinmiyormuş. o sırada onu gören bir bekçi: " hşşt lan, dolaşmak yasak evine git." demiş. o da bekçiyi etkilemek amacıyla : "ben savcıyım istediğim yerde gezerim." demiş. bekçide: "biz burda sağcı-solcu z.kmiyoz, o dünde kaldı, bugün ihtilal oldu haberin yok mu?" demiş.
bugünkü gençliğin oluşmasını sağlayan olay. bilgili insanları sağcı olsun solcu olsun hepsinin idam edilerek türkiyenin öünün kapanmış olduğu darbedir.
(bkz: asmayalım da besleyelim mi)