ülkeyi yöneten başbakanın, vatanını canından çok seven, hudutlarından nöbet tutan askerleri tarayan, yemek yedikleri kaba sıçan kanı bozuk şerefsizleri şikayet etmeye gittiği abd nin tezgahladığı ve titrek kenan evrenin yatmadan önce 100 fırça darbesiyle sonuçlandırdığı; 2007 türkiye sinde terörden, ekonomiye, dışa bağımlılıktan, vizyonsuzluğa, politikasızlığa, hırsızlığa, çalmaya çırpmaya, irticaya, din tüccarlarına, laiklik ve atatürkçülük düşmanlığına, okumaz, duymaz, sorgulamaz, eleştirmez türk toplumuna , aklımıza gelen her şeye tek bir yanıttır.
bu tarih, bu kara leke 1923 te küllerinden doğmuş bir ulusu mahvetmiştir.
türkiye'nin en karanlık bir dönemi...
genç bir neslin yok oluşunun emparyalizmin canlı yayında izlediği bir dönemmiş.
vatanı sevmenin ve korumak istemenin ölümle ödüllerildiği bi tezat zaman.
görmedim ama dinledim... okudum... araştırdım...
allah o günleri bir daha göstermesin.
insanlardan masumluğu götüren tarih.
birisiyle tanışılırken adını sormadan etnik kimliğini soranların arttığı ve daha kötüsü insanların bunları kanıksamaya başlamasına yol açan tarih bu tarih
kazandık diyordu bi zatı büyük. evet kazananı vardı ama o kazanan "iyi" değildi.
"Entelektüeller ve bilim adamları haksızlığa karşı seslerini yükseltmiyor" dedi Başbakan. Elbette asabı bozuk bir gergin gülümsemeyle nutkum tutulmadı değil. Ama insanı asıl kahreden, iktidarın bu demokratikleşme, sivilleşme, aydın-dostu "temaşasını" bu kadar rahat icra edebilmesi. Oyun, dakika başı hafızası silinen bir kitleye oynandığı için mi bu kadar rahat icra ediliyor? Muktedir, izleyenlerle alay ederken kitlenin isyan etmemesinin nedeni artık bütün anlam dünyamızın şirazeden çıkmış olması mı?
12 Eylül çocuğu
Ya da şöyle söyleyeyim:
Yıldönümünü "idrak ettiğimiz" 12 Eylül darbesinin siyasal islamın en büyük destekçisi olduğu, "laikliğin bekçisi ordu" klişesinin tersine darbeyle birlikte tarikatların ve onlara bağlı siyasal örgütlenmelerin önünün açıldığını unutmak neden bu kadar kolay oldu?
Darbenin desteklediği, büyüttüğü tek siyasal oluşum olan milliyetçi-islamcı hareketin peşinden tef çala çala gitmek nasıl "aydın tavrı" haline geldi?
Darbenin ürünü bir iktidara karşı ses yükseltmemek neden şimdi demokrat ve sivil olmanın önkoşulu haline geldi?
Son elli yıldır, kısa bir aralık hariç, aslında Türkiye'de siyasal iktidarın hiç değişmediği, AKP'nin darbelerle güçlendirilmiş bu sağ iktidarın yeni modeli olduğu niye hatırlanmıyor?
12 Eylül işkencehanelerinde, hapishanelerinde, darbenin açtığı toplu mezarlarda bu ülkenin bütün akli muvazenesi telef mi oldu?
Yeni özgürlükleri deneyin!
AKP'yi demokrasinin bekçisi, Tayyip Bey'i de sivil halk devriminin yılmaz önderi olarak görenleredir sözlerim:
Madem AKP ile birlikte bu kadar sivilleştik, madem bu iktidar Türkiye'de gelmiş geçmiş en demokrat, en özgürlük yanlısı iktidar, o zaman siz de özgürlüklerinizi bir test edin.
Mesela, yaşadığınız mahalledeki herhangi bir caminin fazla açık megafon sesini hastanız olduğu gerekçesiyle kıstırmaya çalışın.
Kayseri'de Ramazan ayında oruç tutmayan bir üniversite öğrencisi olmayı deneyin.
Yozgat'ta Ramazan ayında kısa kollu gömlek giyin.
Adıyaman'da 18 yaşında bir kız çocuğu olarak "özgür kararlarınız" olduğunu söyleyin.
Orman arazilerinin ve denizlerin parsellenip satılamayacağını, insanların F tipi cezaevlerinde çürütülemeyeceğini söyleyin.
Ya da sadece şunu hatırlayın:
"Ben çocuğumu helal etmiyorum" diyen asker anne-babalarını ilk kim azarlamıştı? Onlara "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen sivil, demokrat, insan canlısı Başbakan'ımız değil miydi?
Din, ordudan daha "zor"
Yeni olan şudur:
Türkiye'de artık din veya siyasal islam ilgili söz söylemek orduyla ilgili söz söylemekten daha zor hale gelmiştir. Bu, yeni darbedir. içinden geçtiğimiz günler, 12 Eylül darbesinin yeni, geliştirilmiş yüzüdür. istediği kadar sivil ve demokratik temaşa yeteneklerini geliştirsin, istediği kadar liberal aydın danışmanların ezberlettirdiği cümleleri tekrarlasın, bu iktidar 12 Eylül çocuğudur. Hem de darbenin en sevdiği çocuğudur. Uluslararası sermaye ve Büyük Orta Doğu Projesi tarafından desteklenen; muhafazakârlaştırılmış, alternatifsizleştirilmiş toplumun örgütlü olarak sorgulayamadığı bir darbe iktidarıdır tecrübe ettiğimiz. Yirmi yedi yıl sonra darbe, AKP iktidarı ile birlikte memleketi artık neredeyse geri dönüşsüz bir biçimde dönüştürmüştür.
Sessiz teşekkür
Onun önderliğini yaptığı hareketi doğurmak için başka türlü düşünen bütün aydınlar ve gençler 12 Eylül hapishanelerinde yok edilirken "Entelektüeller ve bilim adamları haksızlığa karşı seslerini yükseltmiyor" diyen Başbakan neredeydi? Başbakan soru sormak yerine sadece teşekkür etmeli. Sesini yükselttiği için ölen, kaybolan, sakat bırakılan, asılan onca aydına ve gence sessizce teşekkür etmeli. Çünkü bugün, onun başında bulunduğu iktidar onların gövdeleri üzerinde duruyor.
Ne diyeyim?
12 Eylül'leri kutlu olsun!
12 eylül'ün ülkeye en büyük kazıklarından birisi mevcut yönetimin solcuları tamamen silebilmek için islami kesime çok fazla prim tanıması olmuş ve günümüze gelinmiştir.
gerekliydi ; 24 ocak kararlarının hayata geçirilmesi noktasında!
öncelikle, nemalandıkları 12 eylül darbesini sağ-sol çatışmasının durdurulması, akan kardeş kanına son verilmesi gibi tırışkadan saiklerle süsleyip, darbeyi meşrulaştırmaya çalışan vampirlere, 24 ocak kararlarının içeriğini ve sıkıyönetimle halledilmeyen asayiş sorunun, darbeyle nasıl bir anda halledildiğini sormak gerekiyor? onların da çok iyi bildikleri gibi , 12 eylül, toplumsal muhalefeti boğup, ülkeyi ucuz emek cennetine dönüştürmenin yegane yoluydu! bunun en somut göstergesi dönemin tisk başkanın sarfettiği cümledir: " bugüne kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde " .
ve 12 eylülün uygulayıcıları, bu ülkenin çocuklarına, gençlerine, kadınlarına hiç acımadı. 17' lik fidanları kırmakla (erdal eren ) kalmadı sivil (!) hayata geçilen zamanlar da dahi insanları (hıdır- ilyas) asarak zulmünü devam ettirdi. doymadı, birtan altunbaş' ı, uğur kaymaz' ı aldı. bitmedi, günümüz de biber gazlarıyla, özelleştirmeleriyle, 301' iyle, götümüze girecek entryleriyle hala varlığını iliklerimize kadar hissettirmeye devam etmekte.
birinci cumhuriyetin, yani atatürk cumhuriyeti nin yada gösterdigi hedeflerin ruhuna el fatiha dendigi gündür. onun gibi hadi ulugengin gibi libos-ultra dönek yazarlarin dedigi dogrudur. abdullah efendinin cankaya ya cikmasi besinci cumhuriyete gecistir.
ekonomik olarak güçlü olmayan bir devletin güçsüzlüğünü örtmek için kaba kuvvete başvurmayı en etkili çözüm olarak gören bir zihniyetin son sözü söylediği gündür. Kabul etmeliyiz güçsüz fakir bir devletiz ve olayları durdurabilecek kadar ekonomik veya siyasal bağımsızlığımız şuan da yok o zaman da yoktu. Darbede; öle durduramazsak böle durduruz anlayışıdır.
insanlar işkencelere uğramış, üzerlerine işlemedikleri suçlar yuklenerek hapishanelere atılmış hatta idam dahi edilmişlerdir.
Kısa vadede kanayan bir yaraya çare olmuştur.
Uzun vadeyi düşünürsek halimiz ortadadır.
12 eylül 1980 askeri bir darbedir. darbe. darbe. darbe. darbe. kelimeler sık tekrarlandığında anlamını yitirir ya hani. ilginçtir bu kelime bir kesim tarafından anlamını yitiriyorsa da başka bir kesim için tekrarlandıkça anlam kazanıyor çünki her tekrarlanışında yeniden ve yeniden düşündürüyor insanı. çekilen onca acıya karşı hala darbe şak şakçılarına darbe çığırtkanlarına şaşıyorum. ısrarla darbenin ne olduğunu kime vurulduğunu anlamayan ya da anlamamazlıktan gelenlere şaşıyorum ve onlara söyleyebilecek tek bir cümle oluşuyor kafamda. *
-50 kişi idam edildi.
-650 bin kişi gözaltına alındı.
-7 bin kişi için idam cezası istendi.
-230 bin kişi yargılandı.
-300 kişi kuşkulu biçimde öldü.
-171 kişi işkencede öldü.
-73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
-30 bin kişi, sakıncalı olduğu gerekçesiyle, işinden atıldı.
-338 bin kişiye pasaport verilmedi.
-14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
-Gazetecilerden 3 bin 315 yıl hapis cezası istendi.
-Gazeteler 300 gün kapatıldı.
-idam edilenlerin içinde 17 yaşında, jet hızıyla yaşı büyütülüp ve yargılanıp idam edilen erdal eren de var.
-olaylar pkk terörünün çıkmasına neden oldu.
-bugünkü ılımlı islam adı altında yaşanan dini rejimin tohumları atıldı.
-doğudaki en büyük sorun olan cehaleti ortadan kaldıracak olan Köy enstitüleri komünist yetiştiriyor diye kapatıldı.
-sadece türkiye'nin tam bağımsızlığını isteyen devrimci abiler terörist muamelesi gördü ve idam edildi.
rakamlar hürriyet yazarı Yalçın DOĞAN'dan alıntıdır.
mimarlarini en içten nefret duygulariyla ve lanetle andigimiz gun. darbecilerden yasayanlara huzursuz, yasamayanlara azap dolu gunler temenni ederiz.
ayrica o donem için darbenin gerekliligini savunanlara cevaben: bir grup insani once ortaligi karistirip, ortami kaosa surukletip sonrada duruma el koyup sizi kurtardik diye boburlenmek ancak seref yoksunu insanlarda olan bir ozellik olsa gerek.
edit: hiç bu kadar zorlanmamistim kufur etmemek için a.q.
bugün 27. kara yılını yaşadığımız gün. türkiye cumhuriyetinin aslında bir cumhuriyet değil abd'nin üstünde oyunlar oynadığı bir eyalet olma döneminin başlangıcı. kenan ve kafadarlarının onlarca kişinin idamına, on binlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına, yüz binlerce yakın insanın gözaltında ölmesi ya da burada kaptıkları ölümcül hastalıklar nedeniyle uzun süre yaşamlarını idam ettirememesine neden olan abd'nin çocuklarının darbesi. antidemokratik ve antilaik türkiye sürecinin başlangıcı. tarihin en demokratik anayasasını yıkan, bursa nutkundaki gençliği eriten darbe. iktidarın düşünenlerden alınıp düşünmeme yanlısı olan bağnazlara verilmesi operasyonunu başlatan gün ayrıca. tarihi anlamda türkiye'nin bayrağını değiştirmemiş ancak abd'nin bayrağına görünmez bir yıldız eklemiştir. iktidarın düşünenlerden alınıp düşünmeme yanlısı olan bağnazlara verilmesi bu günü izleyen darbe etkisi altında ezilen dönemin sonucudur.
ne yazık ki darbelerin en gereklisiydi. türkiye büyük bir hüsranın sonun içine doğru sürükleniyordu. bu son da türkiye ya özgür bir ülke olacak, ya da köle bir toplum olacak tartışmalarından süre geliyordu. ama bu tartışmaların en sonunda kim galip gelirse gelsin, türkiye hep köle olacaktı. ne yazık ki olan oldu ve türkiye siyaseti o gece kaybetmişti artık. çoğu sivil halk, üniversite rektörleri, kimi siyasi partiler ve birçok sivil toplum kuruluşu mektuplarla genelkurmay başkanına ulaştılar. işte artık kaçınılmaz bir son gelmişti. *en gerekli darbe başlamıştı artık.
12 eylül 1980..binlerce devrimciyi hatta çocuğu darağaçlarında sallandıran, işkencelerde katleden, sakat bırakan faşist diktatörlüğün temelinin atıldığı tarih. türkiye'deki bu 12 eylül faşizmi, Gelecekten korkuya kapılan küçük burjuva kitleleri yanına çekip, faşist hareketi onlara milliyetçilik zehrini şırınga ederek gerçekleştirilmiştir. bu faşizm kapitalizmin tekelci gelişmesine karşı emperyalist rekabetin ve yayılmacı eğilimler sonucu yaşanan bunalımın ürünüdür. tabi bu yazdıklarıma bakarak bu faşizmin küçük burjuvazinin iktidarı olduğunu düşünmek hata olacaktır. çünkü Faşizm küçük burjuvazinin değil, tekelci burjuvazinin diktatörlüğüdür. askeri diktatörlük, Milliyetçi Cephe hükümetlerinin arkasına saklanarak, etkisi altına aldığı küçük burjuva kesimleri örgütleyip askerileştirmiştir. 12 Eylül askeri rejimi de sınıf hareketinin yükselişini durdurmayı ve burjuva düzeni tehdit eden devrimci durumun ortadan kaldırılmasını amaçlamıştır. bu faşist diktatörlük, bugünkü genç nesilleri apolitik yapmış, daha doğrusu güdükleştirmiştir. olayı gerçekleştiren faşist cuntacılar ise ele geçirdikleri burjuva iktidarıyla ceplerini doldurarak kendilerini sanata ve doğaya adamışlardır, onlara verilebilecek en büyük ceza bu olmuştur. hatta bazı üniversitelerde konferans verip alkışlandıkları bile görülmüştür.