herkesi; sadece 12 eylül darbesini değil tüm darbeleri eleştirmeye çağırdığım berbat tarih.
lütfen; arkadaşlar favori darbeniz olmasın. darbe dediğimiz şey sadece kendi yoldaşlarımızın canına kıyıp, sadece kendi kitaplarımızın, bizim görüşümüz doğrultusundaki hayatların canını yakmadı.
bugün kenan evren'in yargılanması elbette çok önemli ve yargılanmalı da; ama bu başlık altında ergenekon'a da gereken önem verilmeli ve her bir darbe, darbe planı vs. için aynı tepki yansıtılabilmelidir.
darbe iyi bir şey sananlar,
darbe; susmaktır!
darbe; bildiğini zorla unutmaktır!
darbe; ölümdür!
memleketimizde yapılmış en sert 2 darbeden biridir. bütün siyasi görüşlere darbe indirmiştir. ne var ki bu darbenin altında toparlanamayan sol kendisinin yok edildiğini düşünmüş, her şekilde, sürekli bu darbeyi kınamıştır. ama aynı şeyleri 27 mayıs için düşünmezler. halbuki 27 mayıs 80 darbesi gibi bir darbedir. vuruculuğu aynıdır, içlerinde idam boldur. 27 mayısta ne olup bitmiş bilmiyoruz bile tam olarak. ayrıca 27 mayısta bir başbakan idam edilmiştir (+ 2 bakan). demek ki neymiş? solcuların yaptığı darbe karşıtlığı değil, kendi menfaatlerini korumakmış.
türkiye'nin tarihinde yaşadığı zor günlerin en önemlisidir. özgür düşüncelerin engellendiği, bir çok okur yazar ve öğrencinin ve hatta bir o kadar masum insanın yargılandığı işkence gördüğü kara bir gündür. basına sansımayan dedelerimiz ve babalarımızın anlattığı bir o kadar da olay meydana gelmiştir. köşe başları kurbanlık kesim alanı gibi kanlar içinde yatan insanlarla dolmuş kardeşleri birbirine düşman etmiş, katil etmiş bir gündür. bugüne kadar insanlar konuşmak korkar hale gelmişler. işkencelerde gördükleri hasarlar sebebiyle yıllar içinde acı çekerek ölmüştür. insalar ailelerinden sebepsizce ayrılıp bilmedikleri bir şehirde bilmedikleri bir ortamda acı kelimesinin tarif edemeyeceği derecede zor günler yaşamıştır o gün doğan çocuklar ölü doğmuştur bu vahşeti ve bunun neden olduğunu yazmaya ve belirtmeye gerek var mıdır bilmiyorum ama ben 12 eylül'de bir garip oluyorum. tüylerim diken diken oluyor ve gözlerimden yaş geliyor, kendimi insanların o annelerin babaların yerine koyuyorum zor azizim. üstüne biz bunu yapan insanları hala gözümüz gibi bakıyor köşkümüze davet ediyoruz. bu dünyadan kolayına gitmek yok o ismini anmak istemediğim lanet herife! sen hakettiğin gibi öleceksin, ölmeden önce yaptıklarının hesabını vereceksin paşa! sen öyle kolay ölemezsin sana kolay ölüm yok! ölmeyeceksin her gün acı çekeceksin biz karşına geçip seni izleyeceğiz önümüzde susuzluktan gebericeksin ve biz lütfedip senin suratına işemeyeceğiz acı içinde gebereceksin!! ellerim ve ayaklarımın titreyerek son veriyorum ve tekrar söylüyorum.
(bkz: ölmeeee ulaaaaaan!)
türkiye'nin sığırlaştığı gün. sığırlaştırıldığımız gün. haber kanallarında haber bulamadıkça sokağa inen muhabirlerin gençlerin durumunu haber yapmasına yol açan gün. ayrıca yüz binlerce kişinin fişlendiği, yüzlercesinin hakkında idam kararı alındığı, on altı yaşında bir çocuk için bile * idam kararı verilebilecek kadar canileşildiği gün. türkiye yi yirmi belki de yüz yirmi yıl geriye götüren gün. kanlı gün.
12 eylül 2009, sorumlular hala cezalarını çekmemekte.
şimdilerde akıttığı kanlarla resim yapan bir manyağın eseri olan gün.
Cumhuriyetin, demokrasinin kara bir lekesi,simgesi bu tarih.. Gerekli miydi,gereksiz miydi, kahvehane tabiriyle "başka ülkelerin bir oyunu muydu" bilinmez ama tarihimizin önemli bir günüydü. Ve bugun 2009 tarihinde türkiyenin en çok satan gazeteleirnden olan hürriyet gazetesinde ilk sayfada tek haber. ilk sayfada olmadığı gibi gazetenin tamamında tek karelik bi haber başka haber yok.
(bkz: doğan yayın holding)
"her sene her sene aynı haberler sıkıldık, hep aynı monoton haberler, isabet olmuş" deiğiniz duyar gibiyim. o dönem ,işlenen faili meçhul cinayetler, usulsüz yargılanmalar, işkenceler bi yana ülkenin bu dönemde sonraki yeni siyalsal yapılanmanın sonuçlarını günümüzde çok net bi şekilde görmekteyiz. böylesine önemli bi süreçte irdelenecek, araştırılacak hatta gazetecilik perspektifiyle haber yapacak o kadar malzeme var ki ama hürriyet bulamamış, ve ne acı tesadüftür ki aynı gazete aynı zamanda akp muhalifi bi gazeteciyi işinden kovmuş * ve tüm bu süreç söz konusu holdingin vergi davası cezası ile sonuçlanan süreçte olmuştur.
Basının tarafsızlığı ilkesi malesef tekrardan güvenirliliğini yitirmiştir. Aradan 29 yıl geçmesine rağmen askeri cunta gitmiş yerine ekonomide sıklıkla kullanılan gizli el müdaheleleri gelmiştir.
dönemi anlatan bi hikaye olarak, 2004 uçan süpürge en iyi senaryo ödülünü alan yorgan kısa filmini izlmenizi tafsiye ederim.
tüm vatan sathında oluk oluk kan akıyorken; zamanın hükümetince, sıkıyönetim komutanlıkları vasıtası ile hemen her ilde olmadık yetkilerle donatılmış komutanların, kanayan yaraya bir türlü merhem olamazlarken, ülke yönetimini ele geçirdikten sonra olayları bıçak gibi kesmeleri, son derece manidardır.
- gerek sebepleri ve gerekse, sonraki on-yılları etkileyen sonuçları itibarı ile türkiye cumhuriyeti tarihi'nin kara bir günüdür.
"gazete alırdık. gündemin son durumunu merak ederdik. bir o kadar da korkardık, okurken yakalanmamak için. gazeteyi iç çamaşırın içine defalarca katladıktan sonra koyar, çalıştığımız fabrikanın tuvaletinde ya da evde perdeleri çekip karanlık bir ortamda okurduk. zordu. okuduğun gazeteye göre yaftalanır. etiketlenirdin. bunlar iyi ihtimal. bir diğer ihtimal ise, bir köşe başında infaz edilmek. sebep nedir? infaz edenlerin karşı görüşüne sahip bir gazeteyi okumak..." babam.
videonun başında 9 tutuklu götürülürken, bir tutuklu kaçmayı başarıyor, oradaki asker "komutana 9 kişi var dedim, şimdi ne yapacaz? şurdaki simitçiyi alın hemen" diye, oradaki masum simitçiyi 9. adam diye götürüyorlar. Ve o masum simitçi filmin sonunda idam ediliyor.
işte o gün sırf adam eksik olmasın diye, 9. suçlu diye masum simitçiyi idam ettiren zihniyet ile bugün askerine pimi çekilmiş bomba veren komutan ın zihniyeti arasında ne fark var? 9. suçlu diye masum simitçiyi idam ettiren zihniyet ile özel harekat timlerini veya profesyonel komandoları terör bölgesine göndermek yerine daha 75 günlük asker olan rütbesiz eri göndererek onun şehit olmasını sağlayan zihniyet arasında ne fark var?
bu zihniyet yüzünden bu ülke gelişmiyor, ilerlemiyor, günlük sorunlarla uğraşmaktan geleceğini planlayamıyor. işte bu memeleketi geri götüren zihniyetin temelleri maalesef 12 eylül 1980 darbesi ile atılmıştır.
feysbukta haydi 1 milyon kişi olup dünyaya gösterelim gücümüzü gibi saçma sapan işler peşinde koşan güzide türk gencinin ortak doğum günüdür. ben çok düşündüm, yunanlar bir genç öldü diye günlerce polisle çatıştı, biz de burdan feysbuk aracılığıyla destek verdik, bush'a ayakkabı fırlatan adamı bağrımıza bastık, ama nedense ankara'da o öğrencileri esnafla polis beraber coplarken sadece televizyonun karşısında oturmakla yetindik. demek ki kanıtlamaya çalıştığımız kadar duyarlı değiliz, daha doğrusu sikimizde değil.nice mutlu seneler bizlere, hepimize. *
o günlerde işkence yapanlar şimdi birilerinin babası ,dedesi, dayısı amcası olarak normal hayatlarını yaşıyorlar . bu bana çok ilginç gelmiştir. aillerine ne anlatıyorlar nasıl açıklıyabiliyorlar yapılanları.
faşist cuntanın 29. yıldönümü.Ülkemizin bir kez daha faşizmle sindirilmeye çalışılmasının yıldönümü , gençlik hareketinin gençlerle birlikte yok edilmesinin yıl dönümü , gelcegin söndürüldügü gün, kapitalist sisteme uyumun, işkencelerin, gözaltıların yıldönümü..sistemin kendini kutsamasının şanlı günü.12 eylül, neoliberal sömürü ve yıkım politikalarının yol açtığı yoksulluğun her geçen gün büyümesidir..12 eylül gericiliktir, 12 eylül bir ülkenin insanlığının yokedilip robotlaştırılması harekatının başlangıç tarihidir.gencecik yaşamların akıp gittiği gün.darbecilerin halen yargılanmadığı ve yargılanmasını talep edenlerin de halen terörist sayıldığı, tarihimizin en kara günü.
iDAM EDiLENLER
Adı Soyadı
Tarih
Yer
Necdet Adalı (sol görüşlü)
7 Ekim 1980
Ankara
Mustafa Pehlivanoğlu (sağ görüşlü)
7 Ekim 1980
Ankara
Serdar Soyergin (sol görüşlü)
25 Ekim 1980
Adana
Erdal Eren (sol görüşlü)
13 Aralık 1980
Ankara
Cevdet Karakaş (sağ görüşlü)
4 Haziran 1981
Elazığ
Veysel Güney (sol görüşlü)
10 Haziran 1981
Gaziantep
Ahmet Saner (sol görüşlü)
25 Haziran 1981
istanbul
Kadir Tandoğan (sol görüşlü)
25 Haziran 1981
istanbul
Mustafa Özenç (sol görüşlü)
20 Ağustos 1981
Adana
ismet Şahin (sağ görüşlü)
20 Ağustos 1981
istanbul
Seyit Konuk (sol görüşlü)
13 Mart 1982
izmir
ibrahim Ethem Coşkun (sol görüşlü)
13 Mart 1982
izmir
Necati Vardar (sol görüşlü)
13 Mart 1982
izmir
Fikri Arıkan (sağ görüşlü)
27 Mart 1982
Ankara
Sabri Altay (adli suçlu)
23 Nisan 1982
Adapazarı
Cengiz Baktemur (sağ görüşlü)
30 Nisan 1982
Elazığ
Şahabettin Ovalı (adli suçlu)
12 Haziran 1982
Sinop
Ednan Kavaklı (adli suçlu)
18 Haziran 1982
Ankara
Ali Bülent Orkan (sağ görüşlü)
13 Ağustos 1982
Ankara
Veli Acar (adli suçlu)
13 Ağustos 1982
Isparta
Eşref Özcan (adli suçlu)
19 Ağustos 1982
Kayseri
Halil Fevzi Uyguntürk (adi suçlu)
29 Aralık 1982
Afyon
Kazım Ergun (adli suçlu)
29 Aralık 1982
Akşehir
Muzaffer Öner (adli suçlu)
29 Aralık 1982
Amasya
Adem Özkan (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Balıkesir
Hüseyin Çaylı (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Afyon
Osman Demiroğlu (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Isparta
Ahmet Mehmet Uluğbay (adli suçlu)
22 Ocak 1983
Akşehir
Ali Aktaş (siyasi)
23 Ocak 1983
Adana
Duran Bircan (adli suçlu)
23 Ocak 1983
Denizli
Levon Ekmekçiyan (Asala)
28 Ocak 1983
Ankara
Ramazan Yukarıgöz (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
izmit
Ömer Yazgan (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
izmit
Erdoğan Yazgan (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
izmit
Mehmet Kambur (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
izmit
Ahmet Kerse (adli suçlu)
30 Ocak 1983
Gaziantep
Rıdvan Karaköse (adli suçlu)
5 Şubat 1983
Akşehir
Cavit Karaköse (adli suçlu)
5 Şubat 1983
Akşehir
Süleyman Karaköse (adli suçlu)
5 Şubat 1983
Akşehir
Fatih Laçinligil (adli suçlu)
24 Şubat 1983
Keşan
Faik Görünmez (adli suçlu)
24 Şubat 1983
Kilis
Mustafa Başaran (adli suçlu)
30 Mart 1983
Edirne
Hüseyin Üye (adli suçlu)
30 Mart 1983
Nazilli
Şener Yiğit (adli suçlu)
20 Nisan 1983
Isparta
Cafer Aksu Altıntaş (adli suçlu)
20 Nisan 1983
Ordu
Abdülaziz Kılıç (adli suçlu)
26 Mayıs 1983
Edirne
Halil Esendağ (sağ görüşlü)
5 Haziran 1983
izmir
Selçuk Duracık (sağ görüşlü)
5 Haziran 1983
izmir
ilyas Has (sol görüşlü)
6 Ekim 1984
izmir
Hıdır Aslan (sol görüşlü)
24 Ekim 1984
izmir
işte bu kadar vatan evladının canına mal olmuştur. ha tek suçlu kenan evren demek de vicdansızlıktır. darbeyi yapandan çok yaptıran suçludur. bu çocukları sokağa süren, akan kana engel olmayıp da bu çocukların idamına sebep olan alparslan türkeş, süleyman demirel ve bülent ecevit de en az kenan evren kadar suçludur. ha darbeden sonra ne yaptılar? süt dökmüş kediye döndüler, kuzu kuzu ne emredildiyse yaptılar kendi canlarını kurtarmak için. madem bu dava uğruna ölünecek bir davaydı neden siz de o davanın liderleri olarak ölmediniz? yok gerekirse geri adım atılacak bir davaydı neden son ana kadar inatlaştınız da bunca insanın ölümüne sebep oldunuz? her ne kadar yapılan uygulama yanlış olsa da malesef ki bu darbe gerekliydi. insanların helalleşmeden sokağa çıkamadığı, üniversitelerin bilim yuvası sıfatını tamamen kaybedip anarşi yuvası olduğu, devletin bütün mevkilerinin kutuplaşma şeklinde ele geçirildiği, milletin bir birini yediği bir dönemdi. demokrasiyle çözüm mümkün değildi ve devletin bekası milletin bölünmez bütünlüğü yapılacak müdahaleye bağlıydı. evet bedeli çok ağır oldu ama yapabilecek bişey yok hak etmiştik bu cezayı çekmeye. olan ise yukarda sayılan vatan evlatları başta olmak üzere 5000 sağcı, 5000 solcu, bunların ailesi yakınları ve mazlum halka oldu.