şimdi biraz açık yüreklilikle cevaplanması gereken bir soru vardır bu tarihle ilgili. bu darbeyi körü körüne eleştirmeden önce, kaç kişi darbeden önceki son bir yılda yapılan suikastlerin listesini araştırmıştır ? bakın sağcı ve solcu gençlerin kavgasını geçiyorum burada, o zaten önlenemez bir haldeydi. ben suikastleri soruyorum. nihat erim, bedrettin cömert, abdi ipekçi, abdurrahman köksaloğlu, gün sazak...
eğer ki bu suikastler ordunun işiyse zaten bu suikastlere de darbeye de lanet olsun. ama bu suikastler başkalarının işi idiyse ben bu darbeyi de fazla suçlayamam.
Gençlik olarak yeterince hesaplaşamadığımız, hesaplaşıp tepki koyamadığımız kara gündür. ilk önce genç olduğumuzun, türkiye nin dinamizmi olduğumzun farkında mıyızz acaba? Burada ' evet ' naraları atanlar, acaba yaşadıkları sürece hesaplaşabildiler mi 12 eylül le, ya da 12 eylül mağdurlarıyla aynı düşünceleri paylaşan günümüz devrimcilerinin yanında oldular mı? Akp nin Yöküne hayır diyenlerin joplandığı, hapishanede işkencelerin yapıldığı ,devrimci sendikaların bertaraf edilmeye çalışıldığı akp dönemi boyunca 'evet' çiler bu olanlara 'hayır' dediler mi acaba?
bu öyle bir tertiptir ki, tüm kamu kurumlarının yani tütmüyle devletin yönetimini asker ele geçirdiğinde halktan ve özellikle siyasi çekişmelerle, hesaplarla eylem boyutunda ilgisi olmayan işinde gücünde insanlardan topyekün destek bulması için gerekli zemin ustaca hazılanmıştır. şahsım bunun canlı örneğidir. çünkü 13 eylül 1980 doğumlu bir adem olarak, ismimin "kenan" olması hususunda anneme bababa hatta dedeme baskı yapan amcamın tek dayanak noktasının; "adam akan kanı, hergün birilerinin başka birilerini öldürmesini bir anda bitirdi helal olsun!" olduğunu kendi ağzından öğrendim. avrupa birliğine uyum sürecinde adalet reformu çerçevesinde isim değiştirmek kolay hale gelirse ilk yapacağım iş de budur.aha da buraya yazdım.
asl pls? diye gelmeyin artık; yukarıda isim yazıyor. hatta bonus olarak yaş da var.
karıştır-barıştır taktiklerinin uygulandığı askeri cezaevlerinde birbirlerini öldürmeye çalışan insanlar karşısındakilerin neye benzediklerini öğrenirler biraz biraz. insanın içi burkulur söylenenler karşısında;
--spoiler--
karıştık ama birbirimizle hiç barışmadık çünkü onlar bizim kardeşlerimizin katiliydi, aynı durum bizim için de geçerliydi. o küçücük koğuşta herkesin yeri belliydi görülmeyen sınırlar vardı ama çok şey gördük, çok şey öğrendik. biz onların annelerinin rusya'dan geldiğini sanarken onlar da bizim annelerimizi amerikan sanıyordu.
--spoiler--
her ikisi de hatta hepsi de vatanını birbirinden çok sevmekteydi ama, peki bizi kimler bu hale getirdi?
türkiye'ye karşı başlatılan operasyonun, ilk ayağının başarıyla tamamlandığı tarih. bu oyunu oynayan kişilerin amerika da arkadaş arasında söyledikleri söz şudur; ''bizim çocuklar türkiye de darbe yapmış''.
Şimdiki apolitik gençlerin oluşmasına zemin hazırlayan, dönemin genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından gerçekleştiren askeri darbe. Bir çok insan katledilmiş, kitaplar yakılmıştır. Bütün bunların sorumlusu Kenan Evren ise hala yargılanmamış evinde resim çizmektedir.
kafası acayip karışık bir ülke yaratan darbenin tarihi. iki dakika önce "aslında iyi oldu be" diyenler iki dakika sonra "olmasa fezadaki bahçemizde çim bçiyoduk amuğgoyyim" diye çıkabilir karşınıza.
türkiye nin bir çağdan başka bir çağa geçtiği tarihtir. öyle bir tarih düşünün ki 1 tarihin akışını değiştirsin. eğer belki bu darbe olmasaydı türkiye bambaşka bir türkiye olacaktı. eğer darbeler 20 yıl geri götürür dediğine göre şu an belki dünya nın gelişmiş ülkeleri arasında olabilirdik.
edit: her şeyin iyi yanı ve kötü yanı vardır. darbe nin kötü yanı iyi yanından çok çok ağır basıyordu.
sözlükte geçirdiğim son bir saat itibariyle çooooooook başarılı olduğuna kani olduğum bir askeri darbenin tarihidir. insanları ülkenin en vahşi yönetimini savunur hâle getirmeyi bile başarmıştır cunta, netekim paşa'yı görenler direktoman alkışa başlamaktadır. vallaha helal olsun, onlar bile beklemiyordu bu kadar başarılı olmayı... ne diyem, our boys have done!
ha bu arada ben de koroya katılayım: çok kavga oleyodu, sağcilala solcila vaaadi, kardeş kardeşe kurşun sıkayodu bik bik bik...
her ne kadar o günleri yaşamış olmasam da öncesini, sonrasını yorumlayan anlatan yazılardan anladığım kadarıyla amacına ulaşmış bir darbe.
üniversite okuyup herhangi bir politik düşüncesi, kırıntısı dahi olmayan, düşünmenin fazla geldiği, ülkeyle ilgili konuların, sorunların umurlarında bile olmadığı, düşünmemenin ve sorgulamamanın dayanılmaz hafifliği içerisinde yaşayan insanlar bu tarihin eseri olsa gerek.
Yapanları utançlarından yerin dibine sokması gerekirken, ne hikmetse gerim gerim gerinmelerine sebep olan ve Türkiye'yi 50 yıl geriye götüren darbenin günü.
12 Eylül'e dair çok şey söylendi, çok yazıldı çizildi, şimdi müsade ederseniz ben de kendi yazdığım bir masalla olaya dahil olayım:
"BiR 12 EYLÜL MASALI"
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, sen beşiğinde mışıl mışıl uyurken üç tarafı denizlerle çevrili, çiçeklerin çarçabuk solduğu, kırık kanatlı kuşların burukça uçtuğu, babaların yüreği dağlı, annelerin gözü yaşlı olduğu bir ülkede,
zalim mi zalim bir babayla huyu suyu ayrı 4 oğlu yaşarmış.
Bu baba öyle bir babaymış ki; baba demeye bin şahit istermiş. Her türlü ahlaksızlık ondaymış, çalışmayı ve çalışanı sevmemek onda, evlatlarını ayırt etmek onda, çilekeş karısına ihanet onda! Onda da onda...
Bu baba o kadar da vicdansızmış ki, kimseye acıması yokmuş! Ama kendinin şuncacık canının yandığını istemezmiş. Şiddetinden de, hiddetinde de sual olunmazmış, bu yüzdendir ki huzurlu bir gün geçmezmiş o evde ,şefkati ara ki bulasın!
Gelelim her biri dört ayrı yönü gösteren dört evlada.
Kürşat doğuyu, Deniz batıyı, Serdar kuzeyi, Abdullah da güneyi gösterirmiş, masal bu ya...
Oğullardan adı Deniz olanı, bir türlü babasını sevmemiş aklı erdiğinden beri, çünkü babasının kötü biri ve yanlış yolda olduğunu hiç aklından çıkaramıyormuş! babasının ayıplarını, günahlarını, hatalarını en çok yüzüne vuran oymuş. işte bu yüzden Deniz babasının zulmüne en çok maruz kalanmış.
Gelelim Serdar'a... Bu evladın babasından ayrı kalır yanı pek yokmuş,
sadece onu biraz kaba veya aceleci buluyormuş, babası evde onlara hayatı zindan ederken nedense en az zararı Serdar görüyormuş, babası çünkü çaktırmadan onu kolluyormuş, bir sultan-şehzade misali...
Abdullah ise pek etliye-sütlüye karışmayan, namazını orucunu eksik etmeyen, evdeki durumdan çok rahatsız olsa da "elimden ne gelir ki, babama karşı çıkamam ya" deyip tevekkül eder duran biriymiş. Ve Kürşat... Kardeşi Deniz'le olan düşman kardeşliği her fırsatta onunla kavga etmelerine yol açarmış, çoğu zaman evdeki zindan hayatının sebebini, yani babasını unutup kardeşi Deniz'e yüklenirmiş!... Bazen vicdan terazisi şaşıp kardeşini dövermiş!.... Abdullah'la Serdar'ı bile kışkırtıp bazen üçü beraber döverlermiş Deniz'i...
Ve ne hikmetse Kürşat, babasından nefret edeceği yerde Deniz'den nefret edermiş!...
Gel zaman git zaman bir gün evde kıyamet kopmuş, gaddar baba Deniz'e bu kez öyle kızmış ki, onu öldüresiye dövmeye başlamış, Annenin yüreği dayanmamış bayılmış. Baba olacak o zalim,vahşice saldırmış Deniz'e, suçu filan olup olmaması önemli değil, Deniz'in varlığı bile onun planlarına aykırıymış çünkü...
Kardeşler bu olaya seyirci kalmışlar, Abdullah "Allah ıslah etsin babamı" diyormuş içinden, ama kardeşinin tamamen masum olduğuna da inanmıyormuş tabiatı gereği!...
Serdar yüzünde üzüntülü bir hava varmış gibi gözükse de içinden "zamanı gelmişti bunun defterini dürmenin" diye oh diyormuş.
Kürşat ise içinde acıma duygusunu yeşertmeye çabalıyormuş o sırada ama bir türlü o içten duygu zorlamayla yaşanmadığı için boş boş bakıyormuş kardeşinin kanlar içindeki haline!...
Bu korkunç işkence devam ederken baba birden yana dönmüş Kürşat'la göz göze gelivermiş. Ve hiç kimsenin beklemediği bir şey yapmış, tokadı basmış Kürşat'ın suratına! Kürşat daha ne olduğunu anlamadan tokatlar ve tekmeler ardı ardına inmeye başlamış vücuduna!...
Abdullah-Serdar kardeşler şaşkın şaşkın bakarken Kürşat haykırmış babasına: "Baba ben ne kabahat işledim,Deniz'e kızıp niye benden hıncını alıyorsun!.. Senin bugüne kadar dediklerini babamsın diye hep yerine getirmedim mi!
Baba cevap verir: "Doğru,yapmasına yaptın o dediklerini ama Deniz' i döverken şimdi düşündüm ki, sana da senin yardımına da artık ihtiyacım yok, Abdullah ve Muhammed yeter bana."
Serdar, Deniz, Abdullah, Kürşat, masum anne, gaddar baba kimdir orasını da siz düşünün!...
bugün de kullandığımız b.ktan anayasanın getirildiği darbe. içinde pek çok çelişki bulunmasına rağmen darbe olmadan değiştirilememesi daha b.ktan aslında. tabi muhalefetlerin takım tutar gibi siyaset yaptığı sürece..
yunanistan'da 21 nisan 1967'de yapılan darbeye giden sürecin aynısının yaşandığı ve en çok solcuların sille yediği darbedir. yunanistan 1975'te albaylar cuntasını yargıladı ve cezalarını verdi. biz hala 12 eylül'ü yapan kişileri yargılayamadık. 12 eylül'le yüzleşmediğimiz müddetçe daha çok 12 eylül'e benzer süreçleri yaşarız.
günümüzde nedense devrimci kesimin çok sahiplendiği ve o zamanlar mağdur olanlar sadece kendileriymiş gibi gösterdikleri, ülkücü kesimin alayının ''disko disko disko disko umtısdumtıtıtısdumtıs'' diye orda burda dolaştıklarını sandıkları, yurdumun kara günü... o yıllarda mağdur olan türk milletiydi, solcu ya da sağcı biri değil... solculardan da asılan oldu, sağcılardan da... paul henze'nin söylemiş olduğu tek cümle zaten itin bokun kim olduğunu çok iyi açıklıyor: